- Üyelik Tarihi
- 1 Kas 2005
- Mesajlar
- 4,662
- Aldığı Beğeniler
- 29
- Konum
- İstanbul - Eyüpsultan
- Takım
- Galatasaray
Ey canlar canı Resul, ey canlar canı Nebi.
Sensin tüm âlemlerin yaradılış sebebi.
İnsanlığa örnek hayatının her demi,
Rabbim sana layık görmüş, habibim demeyi.
O Cebrail ki! Senin öğretmenindi.
Kuran’ı sana ayet ayet getirdi.
Her ayet yaşantında gerçekleşti.
Seni gören, “işte yürüyen kuran” dedi.
Bulutlar güneşe karşı seni gölgeledi.
Her bastığın toprak bereketle yeşerdi.
Ağaçlar görünce seni, bir-bir eğildi.
Hayvanat dokunmanla cömertçe süt verdi.
Girdiğin her bir hane bereketlendi.
Dua ettiğin her şahıs muradına erdi.
Dullar, yetimler, fakirler seninle sevindi.
Kız çocukları toprağa gömülmekten kurtuluverdi.
Ayakların şişerdi gece çok ibadet etmenden.
Hz. Ayşe derdi ki bu eziyet niye günahın yokken.
Derdinki olmayayım mı? Rabbini şükreden.
Sendin o yüce insan, günde yetmiş kere tövbe eden.
Seni öldürmeye gelen sende dirilirdi.
Artık karıncayı ezmemek için yol değişirdi.
Katı ve kapkara kalbi nur saçıverirdi.
Oda Allah erlerinden bir er oluverirdi.
Azılı düşmanların sana “emin” adını verdi.
En değerli eşyalarını sana emanet ederlerdi.
İhanet etmeyeceğini adları gibi bilirlerdi.
Doğumundan ölümüne ihanete yer verilmedi.
Evs ve hazreç kabilelerinin düşmanlıkları iyi bilinirdi.
Anlaşmazlıklarından kan gövdeyi götüreceği kesindi.
Kapıdan çıkan sen olunca yüreklerine su serpildi.
Adil görüşünle, düşmanlıkları büz gibi eriyiverdi.
Davan o kadar yüce, o kadar kutsal ki.
Her türlü işkence, zulüm vaz geçiremedi.
En sonunda cazip teklifler sıra, sıra dizildi.
Aldılar, tüm nesillere örnek manidar sözleri.
Bir elime ayı, bir diğerine güneşi verseniz dahi
Vazgeçmem davamdan, bir karış olsa da geri.
Yüzleri simsiyah olarak döndüler topukları üzeri.
Hala anlayamamışlardı, Rabbine karşı olan vazifeni.
Göğe kadar dizsem de ben cümlelerimi.
Anlatamam ki! Senin kıymettar değerini,
Yaşantımın yaşantına, yok ki benzerliği.
Dağlar kadar büyümüş, bedenimin vebali.
Kıymetini bilen ashabın etrafında pervaneydi.
Seni korumak için etten duvarlar örerlerdi.
“Anam babam sana feda olsun” derlerdi.
Gölge gibi her adımını takip ederlerdi.
Ağzından çıkıverseydi hele, bir cihat emri.
Hiç düşünmeden davetine icabet ederlerdi.
En değerli dünyalıklarda, onları engelleyemezdi.
Ellerinin tersiyle bakarsın itiverirlerdi.
Sendin o güzide ashabın öğretmenleri.
Erkam’ın eviydi onların üniversiteleri.
Oradan mezun olanlar, işte böyle yiğitlerdi.
Her biri gökteki yıldızlarla eş değerdi.
Dimdik duruversek ayaklarımız üzerinde.
“Lailahe İllallah” diyip yürüsek manası gereğince.
Şu nefsi emmareyi alsak demir kafes içerisine.
Şerefli, onurlu, izzetli olarak baksak nur yüzüne,
Bunca mucize, bunca güzelliğe rağmen,
Nasipsizler düşmanlık besliyordu sana halen.
Yok, etmeye kalkışmışlardı yeryüzünden.
Helak oldu birçoğu bu cüretlerinden,
Onlar için denilmişti “kulakları var duymazlar,
Gözleri de var ama göremezler,
Kalpleri de var ancak hissetmezler”
Çünkü rabbimiz tarafından mühürlenmişler.
Sığınırım kalp, göz, kulak mühürlenmesinden.
Hak ve batılı ayırtamayacak zihniyetten,
Kurtuluş yolu olan İslam yolunda gitmemekten,
Habibin Resulü gerektiği şekilde sevememekten.
Bir yanında Hz. Ebubekir ve Hz. Osman idi.
Diğer yanında Hz. Ömer ve Hz. Ali idi,
Bir de düşmanların titrediği Hz. Hamza var idi.
Dünyada cennetle müjdelenenler de seninleydi.
Ah gidi ah bizlere, vah gidi vah bizlere,
Sana layık ümmet hiç olamadık bile.
Değersiz dünyalıklar yolundan koydu geriye.
Rabbimden dileğim, bizi getirsin kendimize.
Ey Rabbim, Sevgi Tohumlarını Yüreklere Eken Sensin!
Ey Rahim, Kalpleri Her Şekilde Evirip Çeviren Sensin!
Ey Kerim, Ensar Ve Muhaciri Eşsiz Sevgiyle Donatan Sensin!
Bizimde Kalplerimizi, Senin ve Resulün Sevgisiyle Taşır Rabbim!
Taşır ki! Sevgini, cemalini görecek ameller işleyelim.
Taşır ki! Uğrunda her bir şeyimizi feda edecek kıvama gelelim.
Taşır ki! Resul Ashabının yüksek derecesine yaklaşalım.
Taşır ki! Sevgini, dünyayı ardımızca koşturuverelim
Ekrem Yangöz
