Ölüm bütün gerçekliğiyle kol gezerken kainatta,
Gafletimiz öyle kalındı ki;
En yakınımızdaki ibretleri bile fark edemiyorduk,
Tabir caizse bakar kör olmuştuk artık,
Kulaklarımız hiç bu kadar sağır olmamıştı..
Duygularımız taşlaşmış, göz pınarlarımız kurumuştu…
Merhamet kelimesi lugatimizde yoktu bile…
Diğer canlılardan ayıran özelliklerimizden olan
Düşünme kabiliyetini kullanmak çok zor geliyordu…
Senziz kaldık!... Sana koşmadık!....
Rotasız gemiler gibi her dalgada savrulduk,
Rüzgarın önünde kalmış yaprak sandık kendimizi…
Avcıyı görüp, görmemezlikten geldik..
Tabir caizse bakar kör olmuştuk artık,
Kulaklarımız hiç bu kadar sağır olmamıştı,
Duygularımız bu kadar taş….
Cazibedar bir fitneye kapılmıştık..
Sefahat o kadar tatlı geliyordu ki;
Bir anlık zevkler için "ebed" i satıyorduk..
Ve gafletimiz öyle kalınlaşmıştı ki;
Nefsimize binek olmuş, nereye sürse oraya gidiyorduk..
Ve bütün bunlar içinde bir sılogan bulmuştuk;
"Hangi çağda yaşıyorsun!.."
Cahiliye devrinde yapılanların hepsini bir gecede yapıyorduk,
Tabi bunada "ÇAĞDAŞLIK" diyorduk…
Eğitimler alıyorduk; Yüksek Lisanslar… Doktoralar….Mastırlar…
Kendimizi okuduk zannediyorduk..
Evet okumuştuk ama Yunus Erme'nin dediği gibi değil..
Cengiz Numanoğlu'nun dediği gibi "OKUMUŞ YOBAZ!." olmuştuk..
Sensiz kamış!... Sana koşmamıştık!...
Tabi içimizde masumlar yok muydu? Vardı elbet…
Onlarda olmasa çoktan helak olmuştuk!...
Masumların bir duası vardı;
"YA RAB! İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZİ HELAK ETME!.."
İçimizdeki masumlar hürmetine;
Bizde ediyoruz Ya Rabbi! Beyinsizliklerimiz yüzünden bizi helak etme!...
Duygusuzluğumuz yüzünden kalplerimizi mühürleme!
Bizim gibi merhameti unutanları, merhametinle mizana çek!…
Merhametsiz kalan hislerimize merhametini lutfet!..
Bizi sensizlik cehenneminden kurtar!..
(amin amin amin..)
garip bir gönülden acizane serzenişler...
kabul olması temennisiyle...
Gafletimiz öyle kalındı ki;
En yakınımızdaki ibretleri bile fark edemiyorduk,
Tabir caizse bakar kör olmuştuk artık,
Kulaklarımız hiç bu kadar sağır olmamıştı..
Duygularımız taşlaşmış, göz pınarlarımız kurumuştu…
Merhamet kelimesi lugatimizde yoktu bile…
Diğer canlılardan ayıran özelliklerimizden olan
Düşünme kabiliyetini kullanmak çok zor geliyordu…
Senziz kaldık!... Sana koşmadık!....
Rotasız gemiler gibi her dalgada savrulduk,
Rüzgarın önünde kalmış yaprak sandık kendimizi…
Avcıyı görüp, görmemezlikten geldik..
Tabir caizse bakar kör olmuştuk artık,
Kulaklarımız hiç bu kadar sağır olmamıştı,
Duygularımız bu kadar taş….
Cazibedar bir fitneye kapılmıştık..
Sefahat o kadar tatlı geliyordu ki;
Bir anlık zevkler için "ebed" i satıyorduk..
Ve gafletimiz öyle kalınlaşmıştı ki;
Nefsimize binek olmuş, nereye sürse oraya gidiyorduk..
Ve bütün bunlar içinde bir sılogan bulmuştuk;
"Hangi çağda yaşıyorsun!.."
Cahiliye devrinde yapılanların hepsini bir gecede yapıyorduk,
Tabi bunada "ÇAĞDAŞLIK" diyorduk…
Eğitimler alıyorduk; Yüksek Lisanslar… Doktoralar….Mastırlar…
Kendimizi okuduk zannediyorduk..
Evet okumuştuk ama Yunus Erme'nin dediği gibi değil..
Cengiz Numanoğlu'nun dediği gibi "OKUMUŞ YOBAZ!." olmuştuk..
Sensiz kamış!... Sana koşmamıştık!...
Tabi içimizde masumlar yok muydu? Vardı elbet…
Onlarda olmasa çoktan helak olmuştuk!...
Masumların bir duası vardı;
"YA RAB! İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZİ HELAK ETME!.."
İçimizdeki masumlar hürmetine;
Bizde ediyoruz Ya Rabbi! Beyinsizliklerimiz yüzünden bizi helak etme!...
Duygusuzluğumuz yüzünden kalplerimizi mühürleme!
Bizim gibi merhameti unutanları, merhametinle mizana çek!…
Merhametsiz kalan hislerimize merhametini lutfet!..
Bizi sensizlik cehenneminden kurtar!..
(amin amin amin..)
garip bir gönülden acizane serzenişler...
kabul olması temennisiyle...