- Üyelik Tarihi
- 24 Mar 2008
- Mesajlar
- 2,584
- Aldığı Beğeniler
- 20
- Takım
- Fenerbahçe
Efendimiz'le alakalı bir kitap okusanız, bir şemâile baksanız; O'na karşı içinizde iradî bir alaka meydana gelecektir Fakat O'nun hakkında değişik kitaplar okumaya, O'nunla alakadar olmaya devam ederseniz bir süre sonra o iradî alakanız, gayr-i iradî bir sevgiye, aşkın bir muhabbete inkılâb edecektir
Öyle ki artık O'nsuz edemeyecek, "Teveccühünden beni mahrum bırakma, Sensiz nefes alamam" diyeceksiniz "Ben evsiz-barksız, yurtsuz-yuvasız, çoluksuz-çocuksuz edebilirim; fakat Efendim'siz edemem" diye inleyeceksiniz Bir Peygamber âşığının "O'nun huzûr-u pürnurundan bir an mahrum olduğumu hissetsem ölürüm" dediği gibi siz de O'nsuz yaşayamayacağınıza kanaat getireceksiniz Bir Şah-ı Geylânî'nin nabzını tutsanız; Hasan Şâzelî, Ahmed Bedevî, Şah-ı Nakşıbend, İmam Rabbanî, Akîl Mübencî, Şeyhu'l-Harrânî ve Ebu'l-Hasan Harakanî gibi Hak dostlarının nabızlarına el vursanız kalblerinin aynı hislerle attığını göreceksiniz Öyle ki, onlardaki gayr-i iradî bu muhabbet, alaka ve irtibatı gönüllerinden koparmak için elli tane zincir atsalar, Cenâb-ı Hakk'ın bir mekri olmazsa, onu oradan koparmak mümkün olmayacaktır
Meselenin bir diğer yanına gelince; biz başkaları hakkında hüsn-ü zanna memur olsak ve onların tamamiyeti yakalamış olabileceklerini düşünsek de, kendi nefsimize "Ey eksik, pürkusur, zavallı nefsim, bir türlü olgunlaşamıyor, kemali yakalayamıyorsun" diyebiliriz Fakat bunu derken ye'se düşmemeye de dikkat etmeliyiz "Yağmur" şairinin dediği gibi biz de,
"Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım"
diyerek O'na karşı aşk u alakamızı seslendirebiliriz Ne var ki, zihnimizin bir köşesinde de sürekli "Olduğuma da çok şükür Ya seni tanımasaydım, ya Senin nurundan mahrum kalsaydım" mülahazasını canlı tutmalıyız Hani Hazreti Ömer, Yemâme Savaşı'nda kardeşi Zeyd bin Hattâb'ın şehid olduğu haberi karşısında çok hayıflanmış; "Sabâ yeli estikçe Zeyd'in kokusunu alıyorum" diyerek hüzünlenip ağlarmış Bir gün şâir Mütemmem bin Nüveyre, onu ziyârete gelmiş Mütemmem'in kardeşi Mâlik de Yemâme Savaşı'nda yer almış ama mürtedlerin safındayken ölmüş Hazreti Ömer'in hüznünü gören Mütemmem, "Ey Ömer, Yemâme'de senin kardeşin şehid olup Cennet'e giderken benim kardeşim mürted olarak Cehennem'e girdi Eğer benim kardeşim de senin kardeşinin gittiği yere gitseydi, ben ona hiç üzülmez ve hiçbir zaman ağlamazdım" demiş Malumdur ki, Hazreti Ömer'in hüznü bunları bilmediği için değildi, ama kader-i İlahî'ye razı olmakla beraber sevdiklerden ayrılanın kalbinin hüzünlenmesi, gözünün yaşarması da insanın tabiatının icabıydı
Evet, olduğumuza da hamd olsun; ya sokaklara korku salan şu serâzât, çakırkeyf insanlar gibi olsaydık; ya talihsizler safında yer alsaydık bu hâlimize de hamd olsun, demeli Mükemmeliyet ve tamamiyetin peşinde olurken diğer taraftan da meseleye böyle bir hamd u senâ mülahazasıyla yaklaşmalı ve katiyen ye'se düşmemeliyiz
Fethullah Gülen Hocaefendi
Zaman/Kürsü
alinti...vesselam
Öyle ki artık O'nsuz edemeyecek, "Teveccühünden beni mahrum bırakma, Sensiz nefes alamam" diyeceksiniz "Ben evsiz-barksız, yurtsuz-yuvasız, çoluksuz-çocuksuz edebilirim; fakat Efendim'siz edemem" diye inleyeceksiniz Bir Peygamber âşığının "O'nun huzûr-u pürnurundan bir an mahrum olduğumu hissetsem ölürüm" dediği gibi siz de O'nsuz yaşayamayacağınıza kanaat getireceksiniz Bir Şah-ı Geylânî'nin nabzını tutsanız; Hasan Şâzelî, Ahmed Bedevî, Şah-ı Nakşıbend, İmam Rabbanî, Akîl Mübencî, Şeyhu'l-Harrânî ve Ebu'l-Hasan Harakanî gibi Hak dostlarının nabızlarına el vursanız kalblerinin aynı hislerle attığını göreceksiniz Öyle ki, onlardaki gayr-i iradî bu muhabbet, alaka ve irtibatı gönüllerinden koparmak için elli tane zincir atsalar, Cenâb-ı Hakk'ın bir mekri olmazsa, onu oradan koparmak mümkün olmayacaktır
Meselenin bir diğer yanına gelince; biz başkaları hakkında hüsn-ü zanna memur olsak ve onların tamamiyeti yakalamış olabileceklerini düşünsek de, kendi nefsimize "Ey eksik, pürkusur, zavallı nefsim, bir türlü olgunlaşamıyor, kemali yakalayamıyorsun" diyebiliriz Fakat bunu derken ye'se düşmemeye de dikkat etmeliyiz "Yağmur" şairinin dediği gibi biz de,
"Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım"
diyerek O'na karşı aşk u alakamızı seslendirebiliriz Ne var ki, zihnimizin bir köşesinde de sürekli "Olduğuma da çok şükür Ya seni tanımasaydım, ya Senin nurundan mahrum kalsaydım" mülahazasını canlı tutmalıyız Hani Hazreti Ömer, Yemâme Savaşı'nda kardeşi Zeyd bin Hattâb'ın şehid olduğu haberi karşısında çok hayıflanmış; "Sabâ yeli estikçe Zeyd'in kokusunu alıyorum" diyerek hüzünlenip ağlarmış Bir gün şâir Mütemmem bin Nüveyre, onu ziyârete gelmiş Mütemmem'in kardeşi Mâlik de Yemâme Savaşı'nda yer almış ama mürtedlerin safındayken ölmüş Hazreti Ömer'in hüznünü gören Mütemmem, "Ey Ömer, Yemâme'de senin kardeşin şehid olup Cennet'e giderken benim kardeşim mürted olarak Cehennem'e girdi Eğer benim kardeşim de senin kardeşinin gittiği yere gitseydi, ben ona hiç üzülmez ve hiçbir zaman ağlamazdım" demiş Malumdur ki, Hazreti Ömer'in hüznü bunları bilmediği için değildi, ama kader-i İlahî'ye razı olmakla beraber sevdiklerden ayrılanın kalbinin hüzünlenmesi, gözünün yaşarması da insanın tabiatının icabıydı
Evet, olduğumuza da hamd olsun; ya sokaklara korku salan şu serâzât, çakırkeyf insanlar gibi olsaydık; ya talihsizler safında yer alsaydık bu hâlimize de hamd olsun, demeli Mükemmeliyet ve tamamiyetin peşinde olurken diğer taraftan da meseleye böyle bir hamd u senâ mülahazasıyla yaklaşmalı ve katiyen ye'se düşmemeliyiz
Fethullah Gülen Hocaefendi
Zaman/Kürsü
alinti...vesselam