- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Gece… İki hece… Renginde bir siyah aydınlığın mehtâb ile devşirilmiş âhı saklıdır… Neylesem de; neylerin sarmaladığı gece yarılarının bağrında gamzede perdelerin ardından doğacak güneşin muştuladığı nâr sabahı saklıdır! Örtücülüğüne güvenen gecenin sesini dinlemek için kaldırımlara kulak vermek icab eder. Vaktiyle mest olunarak atılmış adımların hatırasını saklayan kaldırımlara… Unutmadan selam vermek de lazım! Eyüp Sultan şadırvanına dalıp gitmiş bir bulutun yâr semalarına sebil ettiği cân yıldırımlarına…
Hazreti Fatih’in bir beyti dolanmalı sonra dile… Tâ can özünden terennüm etmeli bu nidâ bile bile…
“Eger bülbül gibi her niçe feryâd ü figan itsem
Nasîbüm hâr-i mihnetdür benüm ol gül-îzârumdan(*)”1
Terk edilmişlik gömleğiyle çöllere insin sonra kafiyeler… Sırrı âğyâra bildirmeden göçen turnaların peşinden ağıt yaksın şiirler… Bir şehrin hesabına aklı ermeyenin bir şehre hesapsız kitapsız vurgun olduğunu söylesin gönyeler! Kapılar açılsın ardına kadar… Haliç’te pembeler raks etsin lacivert avuntular için… Dervişâne bir duyuşla çırpınmalı deniz! Ve haykırmalı vefâkâr martılar hep bir ağızdan: Bizde sizdeniz!
Çok görülmüş her vuslatın gölgesidir gece… Yıldızların içtimasına geç kalan Zöhre için af diler Sarayburnu… Galata sırtlarından salınarak gelen rüzgarın hediyesi kudüm sesleri Salacak kıyısında bir hayaletin koluna girer. Dünyanın dönüşüne eşlik edişine bakıp da; semâzen zannetmeyin! Semâver buğusunda görülmüş bir hayalin ete kemiğe bürünmesini kutlar garibim… Gariplik deyince Üsküdar garipler yurdudur aslında… Kokuşmuşluğuyla her köşeye sinmiş köhne Bizans kartalına inat Anadolu’nun İstanbul için bekçi bıraktığı kurdudur aslında… Üsküdar! Âh Üsküdar… Bu gece… Bu gece İstanbul ne kadar dar! Sebep malum… O bivefâ yâr olasıca yâr!
Sütlüce’de gece bir başka âhenkle devreder. Aslında gece boynu bükük Haliç’e cevreder. Dalgaların şarkısını dinlemeye korkan rıhtımın sağır kesilmesi mehtâbın gücüne gider. Sonra suya iner mehtab ıslanmak pahasına… Ve ortak olur bir zamanlar Haliç’i yâr ile geçenlerin ebedi yasına! Yas vakitleri… Göklerin gökçe nesrolmuşlara iltimas vakitleridir. Lâkin bilmezler…
Nal sesleri yankılanır Fatih Camiinin avlusunda… Kişnemelerin taşlarda yankılanışını hayra yormak ister düş ikliminin serdengeçtileri… Saatler 03:39’u gösterirken teşrif eder mânâda yâr fakat hakikatte ağyâr bir hayal usulca… Zeyrek akşamlarına has bir buğulu bakışı çeker kınından… Ve busegâhından sükut üfler semaya… Sema ney kesilir… Yıldızlar perde… İnler bir zaman bu hayalin kuşattığı bedbaht her yerde! Ve devrederek her şey tekrar başa döner. Düş sultanı düşene el uzatmamakla arttırır şânını…
Yedi Tepe yedi kahır olur! Evveller âhir olur… Ve bâtınlar zâhir… Çözülmez bir bilmecenin esiridir artık gece… Oya ağaçlarının dallarında pembe çiçekler ansızın gülünce… Hak divanında kıyam eder ehl-i gam… Yunus lisânıyla konuşur dilleri… Eğri dursalar da doğru söylerler… Yay kurbanı oklar misali fırlatılırlar yedi iklim dört köşe! Şikâyet bilmez sineler yığılır af kapısına… Titreyen ellerin dualara açılmasını dokuz kabul ile karşılayana gider gönüller… Dizilir yârzedeler seher ilişmeden saf saf kapısına…
“Belâ ve cefâ biraz huzur ve iptilâ” derken sislerden sıyrılır Kaf Dağı… Boğazın gün doğumunu bekleyen sabırsızlığına eşlik eder. Rüzgâr Hâfız’dan okur o dem:
“Eger an tâir-i kudsî zi derem bâz âyed
Ömr-i bigzeşte bepîrâne serem bâz âyed(**)”2
Gecenin son siyah damlalarını kanadıyla süpüren Zümrüd-ü Ankâ harekesiz üç harfi düşürür eteğinden…Ve sevdânın başşehri yine mayalanır aşk ile…
…/…
Dipnotlar:
(1) Ahmed AYMUTLU Fâtih ve Şiirleri s.131 M.E.B. Yayınları İSTANBUL 2005.
(*)“Bülbül gibi çığlık koparırsam o gül yanaklı sevgilimden nasibim keder dikeni ile yaralanmaktır.”
(2) Abdülbaki GÖLPINARLI Hâfız Divânı-Şirazî s.189M.E.B. Yayınları İSTANBUL 1992.
(**) “O kutsî kuş yine kapımdan girerse geçmiş ömrüm bu ihtiyarlıkta bile geri gelir gençleşirim.”
Güçer KAFA...
Hazreti Fatih’in bir beyti dolanmalı sonra dile… Tâ can özünden terennüm etmeli bu nidâ bile bile…
“Eger bülbül gibi her niçe feryâd ü figan itsem
Nasîbüm hâr-i mihnetdür benüm ol gül-îzârumdan(*)”1
Terk edilmişlik gömleğiyle çöllere insin sonra kafiyeler… Sırrı âğyâra bildirmeden göçen turnaların peşinden ağıt yaksın şiirler… Bir şehrin hesabına aklı ermeyenin bir şehre hesapsız kitapsız vurgun olduğunu söylesin gönyeler! Kapılar açılsın ardına kadar… Haliç’te pembeler raks etsin lacivert avuntular için… Dervişâne bir duyuşla çırpınmalı deniz! Ve haykırmalı vefâkâr martılar hep bir ağızdan: Bizde sizdeniz!
Çok görülmüş her vuslatın gölgesidir gece… Yıldızların içtimasına geç kalan Zöhre için af diler Sarayburnu… Galata sırtlarından salınarak gelen rüzgarın hediyesi kudüm sesleri Salacak kıyısında bir hayaletin koluna girer. Dünyanın dönüşüne eşlik edişine bakıp da; semâzen zannetmeyin! Semâver buğusunda görülmüş bir hayalin ete kemiğe bürünmesini kutlar garibim… Gariplik deyince Üsküdar garipler yurdudur aslında… Kokuşmuşluğuyla her köşeye sinmiş köhne Bizans kartalına inat Anadolu’nun İstanbul için bekçi bıraktığı kurdudur aslında… Üsküdar! Âh Üsküdar… Bu gece… Bu gece İstanbul ne kadar dar! Sebep malum… O bivefâ yâr olasıca yâr!
Sütlüce’de gece bir başka âhenkle devreder. Aslında gece boynu bükük Haliç’e cevreder. Dalgaların şarkısını dinlemeye korkan rıhtımın sağır kesilmesi mehtâbın gücüne gider. Sonra suya iner mehtab ıslanmak pahasına… Ve ortak olur bir zamanlar Haliç’i yâr ile geçenlerin ebedi yasına! Yas vakitleri… Göklerin gökçe nesrolmuşlara iltimas vakitleridir. Lâkin bilmezler…
Nal sesleri yankılanır Fatih Camiinin avlusunda… Kişnemelerin taşlarda yankılanışını hayra yormak ister düş ikliminin serdengeçtileri… Saatler 03:39’u gösterirken teşrif eder mânâda yâr fakat hakikatte ağyâr bir hayal usulca… Zeyrek akşamlarına has bir buğulu bakışı çeker kınından… Ve busegâhından sükut üfler semaya… Sema ney kesilir… Yıldızlar perde… İnler bir zaman bu hayalin kuşattığı bedbaht her yerde! Ve devrederek her şey tekrar başa döner. Düş sultanı düşene el uzatmamakla arttırır şânını…
Yedi Tepe yedi kahır olur! Evveller âhir olur… Ve bâtınlar zâhir… Çözülmez bir bilmecenin esiridir artık gece… Oya ağaçlarının dallarında pembe çiçekler ansızın gülünce… Hak divanında kıyam eder ehl-i gam… Yunus lisânıyla konuşur dilleri… Eğri dursalar da doğru söylerler… Yay kurbanı oklar misali fırlatılırlar yedi iklim dört köşe! Şikâyet bilmez sineler yığılır af kapısına… Titreyen ellerin dualara açılmasını dokuz kabul ile karşılayana gider gönüller… Dizilir yârzedeler seher ilişmeden saf saf kapısına…
“Belâ ve cefâ biraz huzur ve iptilâ” derken sislerden sıyrılır Kaf Dağı… Boğazın gün doğumunu bekleyen sabırsızlığına eşlik eder. Rüzgâr Hâfız’dan okur o dem:
“Eger an tâir-i kudsî zi derem bâz âyed
Ömr-i bigzeşte bepîrâne serem bâz âyed(**)”2
Gecenin son siyah damlalarını kanadıyla süpüren Zümrüd-ü Ankâ harekesiz üç harfi düşürür eteğinden…Ve sevdânın başşehri yine mayalanır aşk ile…
…/…
Dipnotlar:
(1) Ahmed AYMUTLU Fâtih ve Şiirleri s.131 M.E.B. Yayınları İSTANBUL 2005.
(*)“Bülbül gibi çığlık koparırsam o gül yanaklı sevgilimden nasibim keder dikeni ile yaralanmaktır.”
(2) Abdülbaki GÖLPINARLI Hâfız Divânı-Şirazî s.189M.E.B. Yayınları İSTANBUL 1992.
(**) “O kutsî kuş yine kapımdan girerse geçmiş ömrüm bu ihtiyarlıkta bile geri gelir gençleşirim.”
Güçer KAFA...
