Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

hazan mevsimi

İdi Amin Dada
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2009
Mesajlar
3,271
Aldığı Beğeniler
20
Konum
Baş Kurdistan
Takım
Galatasaray
Sevdayı yüreğime
Yüreğimi Tacik dağlarına gömdüm.

İnsan elinin değmediği -kirlenmemiş- dağ yamaçlarından doğacak şafağı beklerdik, sevdayı henüz tatmış yüreklerimizle.
Gözlerimizde gecenin karası gibi engin, göğün mavisi kadar derin umut kıvılcımları parıldardı.
Hele bir seccadenin alnımızdan şefkatle öptüğü ve yalnızca O'na ait yalnızlığın güzelliklerinden bazı tohumların içimizde patlayıp, gözümüzden ağıt diye boşandığı asude mekânlarda bir başka olurdu O'na yakarışımız, O'na yönelişimiz.
Söylemekten utandığımız (haya ettiğimiz) isteklerdi bunlar. Ağladığımızı kimse görmesin diye başımızı öne eğer, saklardık gözyaşlarımızı.
Günler, duyguların kaynak görmemiş sular kadar coşkun, arı görmemiş ballar kadar duru olduğu; ama yine de kimselere söylenmediği günlerdi. Duygularımızı umuda, umutlarımızı sevdaya dönüştürür, içimizde saklardık. Çok uzaklara takılıp kalan bakışlarımız ve dudaklarımızdan gayr-i insiyaki dökülen "ah"lar olmasa kimse anlayamazdı nasıl yandığımızı, onulmaz yangınlara...
Sahabe dendi mi, şehid sahabeler -Ebu Mihce, Ubeyde, Ebu Akil, Mus'ab, Hamza mesela gelirdi aklımıza. Gelirdi de kan yürürdü yüreğimizin en şuh yerlerine. Oradan şah damarımıza, bileğimize...
"En önce biz varacağız Arasata kardeşlerim
En önce biz.
Çünkü biz,En önce şehadeti koyduk
Her sabah Duamızın başına"
Akşam şehadetle uyur, gece şehidlerle gezer, sabah şehadetle uyanırdık.
"Allah seni şehid etsin" duası, bir küp altın bağışlamaktan daha anlamlıydı.
İmam Ahmed bin Hanbel'i öğrendik, "Bu ümmetin, kendilerine dinini öğretecek bir alime ihtiyaçları olduğu kadar, bu dinin bir maddesinin, uğrunda ölmeye değecek kadar kıymetli olduğunu öğretecek alime ihtiyacı vardır." dediğini...
Şehid Hasan el-Benna'yı işittik, 5 ilkesini. "Tek amacımız Allah yolunda şehid olmak" maddesini sevdik. Hasan el-Benna'nın sözünü doğruladığını, şehid olduğunu...
Şehid Abdullah Harun'u duyduk, dışı siyah da olsa bir insanın, içinin nasıl nura kestiğini. "Kardeşlerim orada sıkıntı içindeyken, ben burada rahat gezemem!" dediğini. Ve koşturup cennete gittiğini...
Şehidleri ve şehadeti sevdik; nerden ve nasıl geldiğini, yüreğimize nasıl yerleştiğini bile bilmediğimiz bir yanık sevdayla.
Sonra Bilal dediler, Muhammed Taha dediler, Cennete gittiler dediler. Daha bir yandık, o onulmaz ve ondurmaz ateşine şehadet sevdasının. Şehidlere özenip mezarlık yollarına düştük.
"Seni şehid, seni Taha
Rüzgar olup gel
bir seher vakti
Beraber ağlayalım"
Şiirler yazdık, şehidlerin ardından, şehadetimize vesile olur ümidiyle.
"Şehadet, toprakla kanın düğünü
Cesetlere çöken kopkoyu hasret
Şehadet, vuslatla firakın günü
Bir tarafta vuslat, bir yanda gurbet"
Şehadeti, ruhumuzun sevdiğine kavuştuğu, bedenimizin kavuşamadığı için üzüldüğü "şeb-i aruz" olarak yaşadık, şiirlerimizin mısralarında da olsa. Dünya bizim için gurbetti, şehadet ise asıl vatana seyahatin başlangıç ve bitiş noktası.
Sonra ikindi oldu, kuşlar son bir umutla çırpındılar güneşi durdurmak için. Etrafa bir kızıllık hüzün çöktü. Ama bu kızılığın kan kızıllığıyla bir alakası yoktu. Akşamın yaklaştığını gören bir kaç münadinin çığlığı, ikindi güneşinin uzun gösterdiği gölgelere kasideler yazan bedhahların sevinç çığlıkları arasında kaybolup gitti.
Akşam oldu.
"güneşin bir çamur deryasında battığını gördüm.
Çığlığım,
sadece güvercinleri uyandırdı."
Güneş, tamamen gitti, gök karardı, yüreğimizin nurundan başka ışık kalmadı etrafta. O zaman anladık, söylediğimiz Yemen türkülerini kimin bestelediğini, kimin seslendirdiğini ve kimin Yemen ellerine asker gittiğini.
Gecenin iyice karardığı bir anda, bir yıldız kaydı gökte. Bir yeni ışıltı düşürdü yüreğimize. Yürek dediler, Fuad dediler, gitmiş hak ettiği kutlu beldeye dediler.
Küllenmiş aşkımızı üstündeki külleri üflemeye çalıştık. Nefesimiz yetmedi. Soluğu, Bedir gecesinde rahmeti, Hendek gecesinde azabı getiren rüzgar kadar güçlü yiğit yüreklere ise bukağılar vurdular, birileri...
"...
Heyhat
şimdi geride
ne yolcu, ne deve, ne çöl kaldı.
Ne Meryem'in altından akan nehir,
ne taze hurma ne dal, kaldı.
Yakılan gemileri
tekrar yaptılar,
ne şehadet, ne cidal kaldı.
Taprağın gözyaşıydı zemzem
-kurudu-
ne Ismail,
ne de koç suretinde gönderilen
bedel kaldı.
Iyiler gittiler,
ne Muhammed Taha,
Ne Bilal, ne Fuad kaldı.


----ALINTI----
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Cok güzel bir paylasimdi emegine saglik kardesim tesekkürler
Cenab-i Hak razi olsun
Selam ve Dualarimla.......
 
Üst Alt