--------------------------------------------------------------------------------
Sevgi kavramını oldukça kolay telaffuz ediyoruz da ne derece sevdiğimiz,ya da sevildiğimiz doğrusu ince bir tahlile muhtaç. Seni seviyorum diyenlerin ne kadarı sevgiyi gerçek anlamda yaşıyor,sevilenler sevilmenin sorumluluğunu ne derece üstleniyor, sevgiden ne anlıyoruz, gerçek sevginin prensipleri nelerdir, işte bunlar üzerine bir miktar kafa yoralım istiyorum. Sevgi, gerçek anlamda kendini bulabilmesi için ne ister?.. Seviyorum diyebilmek ne gibi sorumluluklar getirir, bunları birlikte düşünelim:
1-Kusur Görmemek-Eleştirmemek: Sevdiğiniz kişi ile aranızda kalbî anlamda ciddi bir bağ olmasını istiyorsanız, öncelikle onu olduğu gibi kabul etmeye hazır olmalısınız. Sevdiğiniz halde bazı kusurlar görüyor, zaman zaman tavırlarını eleştiriyorsanız bilin ki;gerçek anlamda sevmiyorsunuz. Aslında onu değil; kendinizi, kendi isteklerinizi, kendi duygularınızı seviyorsunuz siz. Onu da istediğiniz kalıba dökmek istiyorsunuz. Kusur gördüğünüz, eleştirdiğiniz ve kendi ölçütleriniz doğrultusunda yoğurmak istediğiniz biri sizin sevdiğiniz olamaz. Her ne surette olursa olsun sevgi;eleştiriyi ve kusur görmeyi kabul etmez.
Mecnuna: Yahu Leyla diye çöllere düştüğün kız bu mu Allah aşkına?..Kara-kuru-cılız biri bu!..
dediklerinde Mecnun şöyle diyecektir: Siz Onu bir de benim gözümle görseydiniz!..
Edebiyatımızda yer alan sevgi dizelerinde sevenlerin birbirlerinin kusurlarında dahi güzellik görmeye çalıştıklarına şahit oluruz. Şaşı gözlü sevgiliye Şehlâ Bakışlım, hafif aksayana da Keklik Sekişlim diye hitap eder, aşkını şiirleştirenler.
Spastik-Zihinsel-Bedensel özürlü çocukları bir de annelerine sorun. Yavrularında kusur görseler, herkesten daha çok bakım isteyen bu çocukları bir ömür taşıyabilirler miydi?..
Sevdiklerinize bugün tekrar bakın. Kusur görüyor,ters hareketleri olduğunu düşünüyorsanız, sevginizi yeniden gözden geçirin.
2-Sorgulamamak: Sevgiliyi tutum ve davranışlarından dolayı sorgulamamak esastır. Hesaba çektiğiniz biri; emriniz altında olmasını istediğiniz, yönetmek, hakimiyet kurmak istediğiniz biridir. Hakimiyet ve yönetim edaları olan yerde resmiyet başlar. Resmiyetin olduğu yerde ise içtenlikten bahsetmek imkânsızdır. Sevgi; içtenlik ister. Onun için sevginin temel gereklerinden biri de sorgulamamaktır.
Hirada İslamiyet kendisine tebliğ edilen Hz.Muhammed (s.a.v) yeni dini kimlere anlatıp kabul ettireceğinin tedirginliğini yaşarken,önce eşi Hz.Hatice (r.a) İslamı sorgulamadan kabul etmiş,daha sonra sadık arkadaşı Ebubekir; sana gelen dini anlat bakalım,nasıl bir şeymiş dahi demeden, sorgulamadan, Sen getirmişsen güzeldir. diyerek şahadet etmiştir. Sadık olmak, bağlı olmak, sorgulamadan sevmek, kadınlarda Hz.Hatice, erkeklerde Hz.Ebubekirin şahsında anıtlaşır.
Gemileri geceleyin karadan Halice indirme fikrini vezirlerine açan Sultan Fatihi, vezirler Hocası Akşemseddine şikâyet ederler: Seninki olmayacak şeyler emrediyor dediklerinde Akşemseddin şöyle diyecektir: O diyorsa yapacaksınız, yürüyün halat çekmeye gidiyoruz!..
Sorgulamamak; Sen öyle diyorsan öyledir diyebilmekle gerçekleşir.
3-Küsmemek: Gerçek sevginin olduğu yerde dargınlık,kırgınlık kavramlarına yer yoktur. Her kırgınlık kalpte yara açar. Ne kadar kurusa da dokunulduğunda bir gün tekrar kanama ihtimali yüksektir. Yarayı sarmak yerine hiç yara açmamak, bir taraf yaralasa dahi razı olup ses çıkarmamak, uzun ömürlü bir sevgi için şarttır. İnsanlığın önderi Hz.Muhammed(s.a.v)in ne eşlerine, ne de sahabesine karşı kırgın durduğu,surat ekşittiği bir dakikası bile olmamıştır. Bugün yıllardır evli olmalarına karşın, zaman zaman kavga eden, evi terk eden, yatak ayıran çiftler nasıl bir sevgi yaşıyorlar doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Sevmek; bütünleşmekse uzaklaşmak niye?..
4-Menfaat Beklememek-Karşılıksız Sevmek: İçinde para olsun olmasın karşılık bekleyerek yapılan tüm işler alış-verişe benzer. Sevgi; tüccar mantığına sığmayacak kadar yüce ve büyük bir kavramdır. Temeli menfaate dayanan tüm sevgiler sahtedir. Bazı makam sahipleri ve zenginler, iyi günlerinde kendilerine her fırsatta yağ çekenlerin,etraflarında fır dönenlerin, düştükleri gün ortalıkta gözükmeyişleri karşısında yıkıma uğramışlardır. Bu doğal bir sonuçtur. Menfaat tükenmişse alış-veriş biter.
Sevdiğim beni anlamıyor türünden serzenişler dahi menfaattir. Anlayış beklemek yerine onu anlamayı neden denemiyorsunuz?.. Ben acaba onu ne kadar anlayabiliyorum? dediğiniz gün, onun da sizi anladığını fark edeceksiniz.
Sevdiğini karşılıksız sevmek esastır. En büyük aşklar menfaate dayanmaksızın yaşanmıştır. Sevileni sırf o olduğu için sevmek de diyebiliriz buna. Öğretmenlerin öğrencilerini, anne-babanın evladını, eşlerin birbirlerini sevmeleri bu türe örnektir. Sevginin en saf halidir. Haticenin Muhammede, Fatımanın Aliye sevgisi gibi.
Sevgiyi yaratan Allah,kullarını karşılıksız sever ve karşılıksız verir. Karşılık istese hangi lütfünü ödemeye gücümüz yeterdi ki?..
5-Kıyaslamamak: Sevginin ayakta kalabilmesi için çok fazla gündeme gelmeyen bir hususa da değinmek istiyorum. Sevdiğinizi hiç kimse ile kıyas etmeyiniz. Eşinizden size anneniz gibi yemek hazırlamasını, çocuklarınızın emrinizdeki işçiler gibi itaat etmelerini bekliyorsanız kıyaslayarak seviyorsunuz. Sevgi; kişiye özeldir. Siz özel bir kişiyi ona özel sevgi ile sevmelisiniz. Hanımınızdan başkalarının hanımı gibi, kocanızdan başkasının kocası gibi, çocuklarınızdan başka çocuklar gibi davranış istemek; onları kaybetmeye kapı aralamaktır. Unutmayınız ki; hiçbir insan başkasının yerinde olamaz ve buna mecbur da değildir. Sevgi; hiçbir biçimde kıyas kabul etmez. Olanı olduğu gibi sevenler, kazançlı çıkmıştır.
Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Lütfüne ermek için söyle perişan olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Müzeyyen Senarın şarkısında olduğu gibi Benzemez kimse sana diyebilmişseniz sevgiyi yakalamışsınız demektir.
6-Şikâyet Etmemek: Sevgi; sadakatle bağlılık ve sırdaş olmayı gerektirir. İster eşiniz, ister dostunuz, ister arkadaşınız olsun, sevdiğinizle aranızda geçenleri üçüncü şahıslara anlatıyor, aktarıyorsanız gerçek anlamda sevmiyorsunuz demektir. Günümüzde eşlerden bir kısmı, eşini kendi ailesine, dostlarına şikâyet etmekte, hane çatısı altında kalması gereken sorunlar yabancı şahısların gündemlerine oturmakta, sırlar ifşa olmakta ve yıkımlar peş peşe gelmektedir. Mahkeme koridorlarında boşanma sırası bekleyen eşlerin çoğunun geçimsizlik problemleri altında yatan esas unsur; sır tutamayışları, problemleri başkalarına havale etmeleridir. Sevdiğinizi başkalarına şikâyet ettikçe, başkalarının aranıza girişi daha kolay hale gelir.
Adamın biri Hz.Ömer (r.a) e karısını şikâyet etmek üzere gelir. Karısı dır dır etmekte ve adamın başının etini yemektedir. Tam şikâyet etmek üzere kapıyı çalacakken Ömerin karısının Ömere bağırdığına ve halifenin buna sessiz kaldığına tanık olur. Şikâyetten vazgeçip dönerken ayak tıkırtılarını duyan halife dışarı fırlar ve adama derdini sorar. Adam: Ey Müminlerin Emiri!.. Karımı sana şikâyete geliyordum, baktım ki aynı şeyleri senin eşin de sana yapıyor,sen susuyorsun. Dönmeye karar verdim. Ömer gülümseyerek: Evine dön. Unutma, hanımlarımız çok kahrımızı çekiyor. Bulaşık, çamaşır onlarda. Bırak söylensinler. Sen açma kimseye!.. der.
Eş, Anne-Baba, Evlat sevgileri birer basamaktır. Çıkılması gereken asıl zirve; Allahı sevmektir. Allahla olan bağınızı iyi düşünün. Başınıza gelen tüm dert ve sıkıntılar Allahtan gelmiş ise onları kullara anlatmak; Allahı kullara şikâyet etmek değil midir? Anlatmak yerine o dertleri seccadede yüce sevgiliyle paylaşmak daha yerinde olmaz mı?.. Derdimi seviyorum, çünkü onu bana sevgilim verdi diyebildiğiniz gün, ibadet anlayışınız yeni bir boyut kazanacak.
7-Fedakârlık: Fedakârlık sevginin olmazsa olmaz prensibidir. Sevmek bir anlamda katlanmak, çileye, sıkıntıya talip olmaktır. Hz.Muhammedi seven ilk Müslümanların neler çektiğini biliyoruz. Yine Peygamberler tarihine baktığımızda en fazla fedakârlık yapanların Resul ve Nebiler olduğunu görürüz. Fedakârlık;sevgiyle ayrılmaz bir ikilidir.
Yavrusunu dokuz ay on gün karnında taşıyan, gece yarılarında süt veren anneye onca fedakârlığı yaptıran nedir? Evladı için ağır işlerde çalışan, patronundan azar işiten, akşam eve bir poşet gıda getirme derdinde olan babayı bunlara katlandıran nedir? Yurt savunması adına göğsünü kurşunlara siper eden askeri o noktaya götüren hangi duygudur? Ferhata dağlar deldiren de sevgiyle ayrılmaz bir bütün olan fedakârlık hissinden başka bir şey değildir. Fedakârlıklarınız ölçüsünde sevginiz kıymet kazanır.
Allah,müminlerden mallarını, canlarını, sevdiklerini Allah yolunda feda etmelerini ister. Müminler daha büyük nimetlere ermeyi düşledikleri, cenneti sevdikleri için dünyada nefislerine zulmederler.
Fedakârlıkların ödülünü almak; cenneti ve cemalini görmek için.
Allahı seviyorsanız, vaktinizden, uykunuzdan, zevklerinizden ve hatta çok sevdiğiniz kimselerden fedakârlık etmeniz gerekir. Mekkeye hicret edenler; kadınlarını,mallarını, evlerini, bahçelerini neden geride bıraktılar?..Hicret gecesi henüz 18 yaşında yağız bir delikanlı olan Hz.Aliyi, Hz.Muhammedin yatağına yatıran da Resul sevgisi için lazım olan fedakârlık değil midir? Sabah müşriklerin geleceğini, belki örtüyü açmadan içinde yatanı hançerleyecekleri ihtimalini göze alarak Aliyi o yatağa yatıran his ne kadar yüce bir histir!...
Bursada Kadılık gibi yüksek makamda iken ağır bir sınava tabi tutulan Aziz Mahmud Hüdâî (k.s) nefsine egemen olan makam tutkusundan fedakârlık etmeseydi bugün gönüllere taht kurabilir miydi?
Asırlar geçti, nice kadıların, valilerin,vezirlerin isimleri unutuldu, nesilleri kesildi ama, Hüdâî Üsküdardaki makamında hala dipdiri!..
Sevgi kavramını oldukça kolay telaffuz ediyoruz da ne derece sevdiğimiz,ya da sevildiğimiz doğrusu ince bir tahlile muhtaç. Seni seviyorum diyenlerin ne kadarı sevgiyi gerçek anlamda yaşıyor,sevilenler sevilmenin sorumluluğunu ne derece üstleniyor, sevgiden ne anlıyoruz, gerçek sevginin prensipleri nelerdir, işte bunlar üzerine bir miktar kafa yoralım istiyorum. Sevgi, gerçek anlamda kendini bulabilmesi için ne ister?.. Seviyorum diyebilmek ne gibi sorumluluklar getirir, bunları birlikte düşünelim:
1-Kusur Görmemek-Eleştirmemek: Sevdiğiniz kişi ile aranızda kalbî anlamda ciddi bir bağ olmasını istiyorsanız, öncelikle onu olduğu gibi kabul etmeye hazır olmalısınız. Sevdiğiniz halde bazı kusurlar görüyor, zaman zaman tavırlarını eleştiriyorsanız bilin ki;gerçek anlamda sevmiyorsunuz. Aslında onu değil; kendinizi, kendi isteklerinizi, kendi duygularınızı seviyorsunuz siz. Onu da istediğiniz kalıba dökmek istiyorsunuz. Kusur gördüğünüz, eleştirdiğiniz ve kendi ölçütleriniz doğrultusunda yoğurmak istediğiniz biri sizin sevdiğiniz olamaz. Her ne surette olursa olsun sevgi;eleştiriyi ve kusur görmeyi kabul etmez.
Mecnuna: Yahu Leyla diye çöllere düştüğün kız bu mu Allah aşkına?..Kara-kuru-cılız biri bu!..
dediklerinde Mecnun şöyle diyecektir: Siz Onu bir de benim gözümle görseydiniz!..
Edebiyatımızda yer alan sevgi dizelerinde sevenlerin birbirlerinin kusurlarında dahi güzellik görmeye çalıştıklarına şahit oluruz. Şaşı gözlü sevgiliye Şehlâ Bakışlım, hafif aksayana da Keklik Sekişlim diye hitap eder, aşkını şiirleştirenler.
Spastik-Zihinsel-Bedensel özürlü çocukları bir de annelerine sorun. Yavrularında kusur görseler, herkesten daha çok bakım isteyen bu çocukları bir ömür taşıyabilirler miydi?..
Sevdiklerinize bugün tekrar bakın. Kusur görüyor,ters hareketleri olduğunu düşünüyorsanız, sevginizi yeniden gözden geçirin.
2-Sorgulamamak: Sevgiliyi tutum ve davranışlarından dolayı sorgulamamak esastır. Hesaba çektiğiniz biri; emriniz altında olmasını istediğiniz, yönetmek, hakimiyet kurmak istediğiniz biridir. Hakimiyet ve yönetim edaları olan yerde resmiyet başlar. Resmiyetin olduğu yerde ise içtenlikten bahsetmek imkânsızdır. Sevgi; içtenlik ister. Onun için sevginin temel gereklerinden biri de sorgulamamaktır.
Hirada İslamiyet kendisine tebliğ edilen Hz.Muhammed (s.a.v) yeni dini kimlere anlatıp kabul ettireceğinin tedirginliğini yaşarken,önce eşi Hz.Hatice (r.a) İslamı sorgulamadan kabul etmiş,daha sonra sadık arkadaşı Ebubekir; sana gelen dini anlat bakalım,nasıl bir şeymiş dahi demeden, sorgulamadan, Sen getirmişsen güzeldir. diyerek şahadet etmiştir. Sadık olmak, bağlı olmak, sorgulamadan sevmek, kadınlarda Hz.Hatice, erkeklerde Hz.Ebubekirin şahsında anıtlaşır.
Gemileri geceleyin karadan Halice indirme fikrini vezirlerine açan Sultan Fatihi, vezirler Hocası Akşemseddine şikâyet ederler: Seninki olmayacak şeyler emrediyor dediklerinde Akşemseddin şöyle diyecektir: O diyorsa yapacaksınız, yürüyün halat çekmeye gidiyoruz!..
Sorgulamamak; Sen öyle diyorsan öyledir diyebilmekle gerçekleşir.
3-Küsmemek: Gerçek sevginin olduğu yerde dargınlık,kırgınlık kavramlarına yer yoktur. Her kırgınlık kalpte yara açar. Ne kadar kurusa da dokunulduğunda bir gün tekrar kanama ihtimali yüksektir. Yarayı sarmak yerine hiç yara açmamak, bir taraf yaralasa dahi razı olup ses çıkarmamak, uzun ömürlü bir sevgi için şarttır. İnsanlığın önderi Hz.Muhammed(s.a.v)in ne eşlerine, ne de sahabesine karşı kırgın durduğu,surat ekşittiği bir dakikası bile olmamıştır. Bugün yıllardır evli olmalarına karşın, zaman zaman kavga eden, evi terk eden, yatak ayıran çiftler nasıl bir sevgi yaşıyorlar doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Sevmek; bütünleşmekse uzaklaşmak niye?..
4-Menfaat Beklememek-Karşılıksız Sevmek: İçinde para olsun olmasın karşılık bekleyerek yapılan tüm işler alış-verişe benzer. Sevgi; tüccar mantığına sığmayacak kadar yüce ve büyük bir kavramdır. Temeli menfaate dayanan tüm sevgiler sahtedir. Bazı makam sahipleri ve zenginler, iyi günlerinde kendilerine her fırsatta yağ çekenlerin,etraflarında fır dönenlerin, düştükleri gün ortalıkta gözükmeyişleri karşısında yıkıma uğramışlardır. Bu doğal bir sonuçtur. Menfaat tükenmişse alış-veriş biter.
Sevdiğim beni anlamıyor türünden serzenişler dahi menfaattir. Anlayış beklemek yerine onu anlamayı neden denemiyorsunuz?.. Ben acaba onu ne kadar anlayabiliyorum? dediğiniz gün, onun da sizi anladığını fark edeceksiniz.
Sevdiğini karşılıksız sevmek esastır. En büyük aşklar menfaate dayanmaksızın yaşanmıştır. Sevileni sırf o olduğu için sevmek de diyebiliriz buna. Öğretmenlerin öğrencilerini, anne-babanın evladını, eşlerin birbirlerini sevmeleri bu türe örnektir. Sevginin en saf halidir. Haticenin Muhammede, Fatımanın Aliye sevgisi gibi.
Sevgiyi yaratan Allah,kullarını karşılıksız sever ve karşılıksız verir. Karşılık istese hangi lütfünü ödemeye gücümüz yeterdi ki?..
5-Kıyaslamamak: Sevginin ayakta kalabilmesi için çok fazla gündeme gelmeyen bir hususa da değinmek istiyorum. Sevdiğinizi hiç kimse ile kıyas etmeyiniz. Eşinizden size anneniz gibi yemek hazırlamasını, çocuklarınızın emrinizdeki işçiler gibi itaat etmelerini bekliyorsanız kıyaslayarak seviyorsunuz. Sevgi; kişiye özeldir. Siz özel bir kişiyi ona özel sevgi ile sevmelisiniz. Hanımınızdan başkalarının hanımı gibi, kocanızdan başkasının kocası gibi, çocuklarınızdan başka çocuklar gibi davranış istemek; onları kaybetmeye kapı aralamaktır. Unutmayınız ki; hiçbir insan başkasının yerinde olamaz ve buna mecbur da değildir. Sevgi; hiçbir biçimde kıyas kabul etmez. Olanı olduğu gibi sevenler, kazançlı çıkmıştır.
Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Lütfüne ermek için söyle perişan olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Müzeyyen Senarın şarkısında olduğu gibi Benzemez kimse sana diyebilmişseniz sevgiyi yakalamışsınız demektir.
6-Şikâyet Etmemek: Sevgi; sadakatle bağlılık ve sırdaş olmayı gerektirir. İster eşiniz, ister dostunuz, ister arkadaşınız olsun, sevdiğinizle aranızda geçenleri üçüncü şahıslara anlatıyor, aktarıyorsanız gerçek anlamda sevmiyorsunuz demektir. Günümüzde eşlerden bir kısmı, eşini kendi ailesine, dostlarına şikâyet etmekte, hane çatısı altında kalması gereken sorunlar yabancı şahısların gündemlerine oturmakta, sırlar ifşa olmakta ve yıkımlar peş peşe gelmektedir. Mahkeme koridorlarında boşanma sırası bekleyen eşlerin çoğunun geçimsizlik problemleri altında yatan esas unsur; sır tutamayışları, problemleri başkalarına havale etmeleridir. Sevdiğinizi başkalarına şikâyet ettikçe, başkalarının aranıza girişi daha kolay hale gelir.
Adamın biri Hz.Ömer (r.a) e karısını şikâyet etmek üzere gelir. Karısı dır dır etmekte ve adamın başının etini yemektedir. Tam şikâyet etmek üzere kapıyı çalacakken Ömerin karısının Ömere bağırdığına ve halifenin buna sessiz kaldığına tanık olur. Şikâyetten vazgeçip dönerken ayak tıkırtılarını duyan halife dışarı fırlar ve adama derdini sorar. Adam: Ey Müminlerin Emiri!.. Karımı sana şikâyete geliyordum, baktım ki aynı şeyleri senin eşin de sana yapıyor,sen susuyorsun. Dönmeye karar verdim. Ömer gülümseyerek: Evine dön. Unutma, hanımlarımız çok kahrımızı çekiyor. Bulaşık, çamaşır onlarda. Bırak söylensinler. Sen açma kimseye!.. der.
Eş, Anne-Baba, Evlat sevgileri birer basamaktır. Çıkılması gereken asıl zirve; Allahı sevmektir. Allahla olan bağınızı iyi düşünün. Başınıza gelen tüm dert ve sıkıntılar Allahtan gelmiş ise onları kullara anlatmak; Allahı kullara şikâyet etmek değil midir? Anlatmak yerine o dertleri seccadede yüce sevgiliyle paylaşmak daha yerinde olmaz mı?.. Derdimi seviyorum, çünkü onu bana sevgilim verdi diyebildiğiniz gün, ibadet anlayışınız yeni bir boyut kazanacak.
7-Fedakârlık: Fedakârlık sevginin olmazsa olmaz prensibidir. Sevmek bir anlamda katlanmak, çileye, sıkıntıya talip olmaktır. Hz.Muhammedi seven ilk Müslümanların neler çektiğini biliyoruz. Yine Peygamberler tarihine baktığımızda en fazla fedakârlık yapanların Resul ve Nebiler olduğunu görürüz. Fedakârlık;sevgiyle ayrılmaz bir ikilidir.
Yavrusunu dokuz ay on gün karnında taşıyan, gece yarılarında süt veren anneye onca fedakârlığı yaptıran nedir? Evladı için ağır işlerde çalışan, patronundan azar işiten, akşam eve bir poşet gıda getirme derdinde olan babayı bunlara katlandıran nedir? Yurt savunması adına göğsünü kurşunlara siper eden askeri o noktaya götüren hangi duygudur? Ferhata dağlar deldiren de sevgiyle ayrılmaz bir bütün olan fedakârlık hissinden başka bir şey değildir. Fedakârlıklarınız ölçüsünde sevginiz kıymet kazanır.
Allah,müminlerden mallarını, canlarını, sevdiklerini Allah yolunda feda etmelerini ister. Müminler daha büyük nimetlere ermeyi düşledikleri, cenneti sevdikleri için dünyada nefislerine zulmederler.
Fedakârlıkların ödülünü almak; cenneti ve cemalini görmek için.
Allahı seviyorsanız, vaktinizden, uykunuzdan, zevklerinizden ve hatta çok sevdiğiniz kimselerden fedakârlık etmeniz gerekir. Mekkeye hicret edenler; kadınlarını,mallarını, evlerini, bahçelerini neden geride bıraktılar?..Hicret gecesi henüz 18 yaşında yağız bir delikanlı olan Hz.Aliyi, Hz.Muhammedin yatağına yatıran da Resul sevgisi için lazım olan fedakârlık değil midir? Sabah müşriklerin geleceğini, belki örtüyü açmadan içinde yatanı hançerleyecekleri ihtimalini göze alarak Aliyi o yatağa yatıran his ne kadar yüce bir histir!...
Bursada Kadılık gibi yüksek makamda iken ağır bir sınava tabi tutulan Aziz Mahmud Hüdâî (k.s) nefsine egemen olan makam tutkusundan fedakârlık etmeseydi bugün gönüllere taht kurabilir miydi?
Asırlar geçti, nice kadıların, valilerin,vezirlerin isimleri unutuldu, nesilleri kesildi ama, Hüdâî Üsküdardaki makamında hala dipdiri!..
