Şimdi rahmet zamanıdır.
Şimdi mevsim bahardır.
Mahlûkat yeni doğuşlara gebe…
Acaba biz de bu rahmet tufanına ayak uydurabilecek miyiz?
Acaba bizim yeniden doğuşumuz, ‘ruhta diriliş’imiz ne zaman?
Ne zamana kadar erteleyeceğiz vuslatımızı?
Rabbimize yöneleceğimiz zaman gelmedi mi?
Habib’e tam manasıyla tabi olacağımız vakit ne vakittir?
Dünyaya bir defa geliyoruz.
Fırsat bu fırsattır.
Dem bu demdir.
İşte, yeni bir ‘Gül mevsimi’…
O Rahmet Peygamberinin (sallallahu aleyhi vesellem) nurdan şelalesinde, arınmayı arzulamak… Hayallerin ve emellerin en güzeli… Bu fırsatı iyi değerlendirenler, gerçekten çok kazançlı çıkacak.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem)’e ümmet olanlar, yine O’nun mübarek adıyla dillerini tatlandıracak. O’nun balu şerbet sözleriyle, o güzelim hadis-i şerifleriyle düşünce ummanına dalacak… O’na ‘salâvat’lar getirerek, Risalet ve Rahmet’inden nasibini alacak, kalbini ferahlatacak…
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sevgisinin temeli; O’nun şanlı Sünnet-i Seniyyesine sarılmaktır. Yani, O’na benzemeye çalışmak.
O en güzel kuldu ama ne kul!...
O bir Resuldü ama Şah-ı Resul.
O bize en yüce örnek. Peki, nasıl benzeyeceğiz O’na?...
Kitaplardan okumakla, vaaz dinlemekle, bir türlü O’na benzeyemediğimizi, hepimiz görüyoruz. İçimizi düzenlemeden, dışımızı bir türlü değiştiremediğimiz gün gibi ortada. O halde yapılması gereken, önce iç dünyamızı, kalbimizi, niyetimizi O’na uydurmak olsa gerek.
İç tasarımımızı yenilemek…
Bu iç tasarımı yenileme işini en güzel yapan kalp mimarlarını aramalı, bulmalı.
Onlardan Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e benzeme sanatını, kulluk sanatını öğrenmeliyiz.
Onlar; Rabbimizin bütün insanlığa büyük bir lütfu olan Kur’an-ı Hâkim’in ahlakıyla bezenen Habibullah’ın, en gözde talebeleri, Hakk’ın en mükemmel kulları.
Onlar; her devirde dünyayı şereflendiren, Hakk’ın seçkin kulları. Allah’ı bilen ve Allah’a yakın… Celal ve kerem sahibi, şanı yüce Allah’ı...
Resulullahı tanımaya çalışırken, Allah Dostlarına bigane kalmak, sırt dönmek, ne büyük bir nasipsizlik! Evliyaullahı tanımaya çalışırken, onların ardındaki büyük üstadı, Hazret-i Resûl (sallallahu aleyhi vesellem)’i görememek de öyle…
Unutuyormuyuz ki O Hazret-i Resul hem peygamber hem veli idi. Veliler sertâcı… bütün peygamberlerin ve velilerin baş tacı.
O’nun getirdiği İslam’ın görünür, zahiri kısmını bilir ve sahip çıkarken; görünmez yaşanır ‘velayet’ini unutuyor gibiyiz. Bize bıraktığı en büyük miras Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’sidir.
İşte, bu yüce miras baştan sona ilim ve ahlakla bezelidir. O halde, zahiri mirasına sahip çıkarken, neden manevi ve ahlaki mirasına sahip çıkmıyoruz?
O gürül gürül çağlayan Rahmet pınarından, neden kana kana içmeyelim!
Zamanımızda müslümanların en büyük sıkıntı kaynağı, en korkunç bozulma tuzağı, işte bu manevi mirastan uzaklaşmış olmamızdır. Dünya sevgisiyle gafletlenmemiz, bedensel hazlar bataklığına saplanıp kalmamız, hep bu sebeple değil mi?
iki cihan sultanını andığımız bu günler münasebetiyle, yeniden bir ‘ruhta diriliş’e medar olabilecek şekilde; O’nun mirasına ve davasına hangi yönleriyle ve nasıl sahip çıkmamız gerektiğini düşünmeliyiz.
Bu önemli olayı kutlarken, coşkusunu yaşarken, onun altında yatan derin manaları ve sorumlulukları da irdelemek gerektiğini asla hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Şimdi mevsim bahardır.
Mahlûkat yeni doğuşlara gebe…
Acaba biz de bu rahmet tufanına ayak uydurabilecek miyiz?
Acaba bizim yeniden doğuşumuz, ‘ruhta diriliş’imiz ne zaman?
Ne zamana kadar erteleyeceğiz vuslatımızı?
Rabbimize yöneleceğimiz zaman gelmedi mi?
Habib’e tam manasıyla tabi olacağımız vakit ne vakittir?
Dünyaya bir defa geliyoruz.
Fırsat bu fırsattır.
Dem bu demdir.
İşte, yeni bir ‘Gül mevsimi’…
O Rahmet Peygamberinin (sallallahu aleyhi vesellem) nurdan şelalesinde, arınmayı arzulamak… Hayallerin ve emellerin en güzeli… Bu fırsatı iyi değerlendirenler, gerçekten çok kazançlı çıkacak.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem)’e ümmet olanlar, yine O’nun mübarek adıyla dillerini tatlandıracak. O’nun balu şerbet sözleriyle, o güzelim hadis-i şerifleriyle düşünce ummanına dalacak… O’na ‘salâvat’lar getirerek, Risalet ve Rahmet’inden nasibini alacak, kalbini ferahlatacak…
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sevgisinin temeli; O’nun şanlı Sünnet-i Seniyyesine sarılmaktır. Yani, O’na benzemeye çalışmak.
O en güzel kuldu ama ne kul!...
O bir Resuldü ama Şah-ı Resul.
O bize en yüce örnek. Peki, nasıl benzeyeceğiz O’na?...
Kitaplardan okumakla, vaaz dinlemekle, bir türlü O’na benzeyemediğimizi, hepimiz görüyoruz. İçimizi düzenlemeden, dışımızı bir türlü değiştiremediğimiz gün gibi ortada. O halde yapılması gereken, önce iç dünyamızı, kalbimizi, niyetimizi O’na uydurmak olsa gerek.
İç tasarımımızı yenilemek…
Bu iç tasarımı yenileme işini en güzel yapan kalp mimarlarını aramalı, bulmalı.
Onlardan Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e benzeme sanatını, kulluk sanatını öğrenmeliyiz.
Onlar; Rabbimizin bütün insanlığa büyük bir lütfu olan Kur’an-ı Hâkim’in ahlakıyla bezenen Habibullah’ın, en gözde talebeleri, Hakk’ın en mükemmel kulları.
Onlar; her devirde dünyayı şereflendiren, Hakk’ın seçkin kulları. Allah’ı bilen ve Allah’a yakın… Celal ve kerem sahibi, şanı yüce Allah’ı...
Resulullahı tanımaya çalışırken, Allah Dostlarına bigane kalmak, sırt dönmek, ne büyük bir nasipsizlik! Evliyaullahı tanımaya çalışırken, onların ardındaki büyük üstadı, Hazret-i Resûl (sallallahu aleyhi vesellem)’i görememek de öyle…
Unutuyormuyuz ki O Hazret-i Resul hem peygamber hem veli idi. Veliler sertâcı… bütün peygamberlerin ve velilerin baş tacı.
O’nun getirdiği İslam’ın görünür, zahiri kısmını bilir ve sahip çıkarken; görünmez yaşanır ‘velayet’ini unutuyor gibiyiz. Bize bıraktığı en büyük miras Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’sidir.
İşte, bu yüce miras baştan sona ilim ve ahlakla bezelidir. O halde, zahiri mirasına sahip çıkarken, neden manevi ve ahlaki mirasına sahip çıkmıyoruz?
O gürül gürül çağlayan Rahmet pınarından, neden kana kana içmeyelim!
Zamanımızda müslümanların en büyük sıkıntı kaynağı, en korkunç bozulma tuzağı, işte bu manevi mirastan uzaklaşmış olmamızdır. Dünya sevgisiyle gafletlenmemiz, bedensel hazlar bataklığına saplanıp kalmamız, hep bu sebeple değil mi?
iki cihan sultanını andığımız bu günler münasebetiyle, yeniden bir ‘ruhta diriliş’e medar olabilecek şekilde; O’nun mirasına ve davasına hangi yönleriyle ve nasıl sahip çıkmamız gerektiğini düşünmeliyiz.
Bu önemli olayı kutlarken, coşkusunu yaşarken, onun altında yatan derin manaları ve sorumlulukları da irdelemek gerektiğini asla hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Son düzenleme: