Gayret kelimesinin bugün artık pek kullanılmayan bir anlamıdır "kıskanma, kıskançlık hâli, çekememe ve tahammülsüzlük..." Ehl-i diller, sevgi, aşk ve yakınlığın derecesini ölçer bununla.
"Galip Dede, Hüsn ü Aşk'ta Hüsn'e -ki sevilendir- İsmet adlı dadıyı layık görürken Aşk'ı -ki sevendir- Gayret adında bir lala elinde büyütür. Aşk, Kalb ülkesini bulmak için o yorucu serüvenine başladığında yanında daima Gayret'i bulacaktır/
Seven gayretsiz olamaz. Kıskanma ve tahammülsüzlük, gayretin eli ve ayağı; kalbi ve ruhudur çünkü. Malını, canını, varını yoğunu sevgili için göz kırpmadan feda etmeyende de gayret bulunmaz. Menfî bir vasfm sevgiliye izafe edilmesine tahammül gösteren yahut sevilenin hoş görmediği bir niteliğin kendisinde bulunmasını önemsemeyen kişinin aşkı ölmüş demektir. Sevilen için gösterilen gayret, sevenin, sevgilisinin sevgisine başkasının ortak olmasına karşı çıkması demektir. Bunun iki yüzü vardır: Birinci yüzde, sevilenin başkaları tarafından sevilmesine rıza göstermemek; ikinci yüzünde de, sevgilinin sevenden başkasını sevmesini çekememek yer alır. Tuzûlî'nin,
Hâb görmez çeşmimiz endîşe-i ağyardan Pâsbânız genc-i esrâr-ı mahabbet bekleriz
beytinin ilk dizesinde birinci, sonraki dizesinde de ikinci tür gayret görülür. Şair burada "Başka âşıkları sevgiliye ulaşır korkusuyla geceler boyunca gözümüze uyku girmiyor" derken, sevgisine başka ortak edinmemenin; "Sevgi sırrını içeren hazinenin kapısının bekçisiyiz" derken de, sevgilinin başka âşıklar edinmesinin önünü almanın gayreti içindedir. Sevgiliyi bir hazine gibi görmek ve onu paylaşma fikrine tahammülsüzlüktür ki zaten aşkı kemal noktasına ulaştırır,/Bu açıdan bakıldığında Fuzûlî'nin ilk dizesindeki sırrın,
Saçın yüzüne değse, telini kıskanırım Birine söz söylesen dilini kıskanırım
şeklinde başlayan şarkıda yalın şekilde ifade edildiğini görürüz. Sevgilisini göğsüne taktığı gülden, beline dolanan kemerden, hatta bedeninde gezinen kendi elinden ve nihayet âşığın, bizzat kendi kalbinden bile kıskanması ancak bir gayretin sonucudur. Kalbinin, sevgilisine lâyık olmadığını düşünen ve bu yüzden onu kalbinden bile kıskanan dünyada kaç âşık yaşamışor dersi-nizPArap şairi de der ki:
Hiç şüphesiz ben gözlerimin sana bakmasını dahi kıskanırım. Öylesine ki sana doğru bakmak isteyince, gözlerimi yere çeviririm.
Eğer elimden gelseydi, kıskançlığımdan dolayı tüm insanların gözünü sana karşı yumdururdum./
O ünlü şarkının,
Salem bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın Yükünü gören olur, 5ana göz koyan olur
beytinde de Fuzûlî'nin ikinci dizesindeki düşünce yaşamaktadır. Öyle ki, sevgili gizli bir hazinedir de, bilinmesi âşığı kıskandırır.
Oysa aynı beyitte Fuzûlî hazine (gene) ile mahabbet kelimelerini yan yana getirerek #Ben gizli bir hazine (kenz) idim, bilinmeyi sevdim" hadis-i kutsisini bize hatırlatmaktadır. Beşeri açıdan bakıldığında bunu "Yüzünde göz izi var / Sana kim baktı yârim" diyen gönül sahibinin arı duru aşkında buluruz. Yüzdeki bir başka gözün izini bile gören o berrak bakıştır ki, gayretin sevgilideki ismeti koruma sırrına ermiştir.
Sevginin derecesi, ancak sevenin gayret derecesi kadardır. Gayretin hedefi, sevgiliyi sevgi işinde tek tutmak, ona tek başına talip olmaktır. Üçüncü kişilerden sevgiliye yönelik olarak meydana gelecek bir kötülük, ziyan veya saygısızlık sevenin can fedası ile ödenirse, işte o vakit aşka dair hakikî gayretten söz edilebilir. Yani seven, sevgiliyi tüm insanlardan korumak istediği için onun güzelliğini de tekeline alır. O aşktan payına düşen de genellikle bu gayretin derunî acılarıdır ki, seveni kemale erdirip ismet sahibi yapar. Hem öyle bir kemal ki, seven, sevgilisinin değil vuslatına, hicranına bile sevinir; çünkü onun hicranı kalbinde durdukça sevgiliyi kalbinde sakladığı bir vuslatı yaşar. Hicran ateşi ki âşığı ne kadar yakarsa o kadar da arıtır.
Güh'stan'da Şirazlı Sa'dî, başından geçen bir öykü anlatır:
Hatırımdadır ki, gençliğimde bir dostum ile bir kabukta iki badem içi gibiydik. Öyle kaynaşmış ve birbirimizi sevmiştik. Umulmadık bir zamanda bir işi çıktı, sefere gitmek zorunda kaldı. Seferden döndüğü zaman başladı siteme:
— Bu kadar zaman geçti, ne bir mektup, ne bir selâm yol-ladın. Bu kadar da vefasızlık olur mu?
Dedim:
— Ben yüzünü görmekten mahrum iken, bu şerefi postacıya mı kazandtraydım!?..
Peygamber eşi Hz. Aişe anlatıyor:
Rasulullah'a ilk eşi Hz. Harice için gösterdiğim kıskançlığı hiç kimse için göstermemiştim. Zira sürekli ondan söz eder ve onu konuşurdu. Yine günün birinde ondan söz açarken dedim ki:
— Ne yapacaksın kırmızı avurtlu yaşlı kadını? Allah onun yerine daha iyisini sana ihsan etmedi mi?
Buyurdu:
— Vallahi Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir.
dişte sevgide kıskançlık ile gayretin farkı. Aişe kıskanan; Efendimiz gayret gösteren...
Hüsn ile Aşk... Ve İsmet... Ve Gayret... Huu Galip Dede!.. Ve aşk olsun Fuzûlî!.
İskender Pala-Gözgü
"Galip Dede, Hüsn ü Aşk'ta Hüsn'e -ki sevilendir- İsmet adlı dadıyı layık görürken Aşk'ı -ki sevendir- Gayret adında bir lala elinde büyütür. Aşk, Kalb ülkesini bulmak için o yorucu serüvenine başladığında yanında daima Gayret'i bulacaktır/
Seven gayretsiz olamaz. Kıskanma ve tahammülsüzlük, gayretin eli ve ayağı; kalbi ve ruhudur çünkü. Malını, canını, varını yoğunu sevgili için göz kırpmadan feda etmeyende de gayret bulunmaz. Menfî bir vasfm sevgiliye izafe edilmesine tahammül gösteren yahut sevilenin hoş görmediği bir niteliğin kendisinde bulunmasını önemsemeyen kişinin aşkı ölmüş demektir. Sevilen için gösterilen gayret, sevenin, sevgilisinin sevgisine başkasının ortak olmasına karşı çıkması demektir. Bunun iki yüzü vardır: Birinci yüzde, sevilenin başkaları tarafından sevilmesine rıza göstermemek; ikinci yüzünde de, sevgilinin sevenden başkasını sevmesini çekememek yer alır. Tuzûlî'nin,
Hâb görmez çeşmimiz endîşe-i ağyardan Pâsbânız genc-i esrâr-ı mahabbet bekleriz
beytinin ilk dizesinde birinci, sonraki dizesinde de ikinci tür gayret görülür. Şair burada "Başka âşıkları sevgiliye ulaşır korkusuyla geceler boyunca gözümüze uyku girmiyor" derken, sevgisine başka ortak edinmemenin; "Sevgi sırrını içeren hazinenin kapısının bekçisiyiz" derken de, sevgilinin başka âşıklar edinmesinin önünü almanın gayreti içindedir. Sevgiliyi bir hazine gibi görmek ve onu paylaşma fikrine tahammülsüzlüktür ki zaten aşkı kemal noktasına ulaştırır,/Bu açıdan bakıldığında Fuzûlî'nin ilk dizesindeki sırrın,
Saçın yüzüne değse, telini kıskanırım Birine söz söylesen dilini kıskanırım
şeklinde başlayan şarkıda yalın şekilde ifade edildiğini görürüz. Sevgilisini göğsüne taktığı gülden, beline dolanan kemerden, hatta bedeninde gezinen kendi elinden ve nihayet âşığın, bizzat kendi kalbinden bile kıskanması ancak bir gayretin sonucudur. Kalbinin, sevgilisine lâyık olmadığını düşünen ve bu yüzden onu kalbinden bile kıskanan dünyada kaç âşık yaşamışor dersi-nizPArap şairi de der ki:
Hiç şüphesiz ben gözlerimin sana bakmasını dahi kıskanırım. Öylesine ki sana doğru bakmak isteyince, gözlerimi yere çeviririm.
Eğer elimden gelseydi, kıskançlığımdan dolayı tüm insanların gözünü sana karşı yumdururdum./
O ünlü şarkının,
Salem bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın Yükünü gören olur, 5ana göz koyan olur
beytinde de Fuzûlî'nin ikinci dizesindeki düşünce yaşamaktadır. Öyle ki, sevgili gizli bir hazinedir de, bilinmesi âşığı kıskandırır.
Oysa aynı beyitte Fuzûlî hazine (gene) ile mahabbet kelimelerini yan yana getirerek #Ben gizli bir hazine (kenz) idim, bilinmeyi sevdim" hadis-i kutsisini bize hatırlatmaktadır. Beşeri açıdan bakıldığında bunu "Yüzünde göz izi var / Sana kim baktı yârim" diyen gönül sahibinin arı duru aşkında buluruz. Yüzdeki bir başka gözün izini bile gören o berrak bakıştır ki, gayretin sevgilideki ismeti koruma sırrına ermiştir.
Sevginin derecesi, ancak sevenin gayret derecesi kadardır. Gayretin hedefi, sevgiliyi sevgi işinde tek tutmak, ona tek başına talip olmaktır. Üçüncü kişilerden sevgiliye yönelik olarak meydana gelecek bir kötülük, ziyan veya saygısızlık sevenin can fedası ile ödenirse, işte o vakit aşka dair hakikî gayretten söz edilebilir. Yani seven, sevgiliyi tüm insanlardan korumak istediği için onun güzelliğini de tekeline alır. O aşktan payına düşen de genellikle bu gayretin derunî acılarıdır ki, seveni kemale erdirip ismet sahibi yapar. Hem öyle bir kemal ki, seven, sevgilisinin değil vuslatına, hicranına bile sevinir; çünkü onun hicranı kalbinde durdukça sevgiliyi kalbinde sakladığı bir vuslatı yaşar. Hicran ateşi ki âşığı ne kadar yakarsa o kadar da arıtır.
Güh'stan'da Şirazlı Sa'dî, başından geçen bir öykü anlatır:
Hatırımdadır ki, gençliğimde bir dostum ile bir kabukta iki badem içi gibiydik. Öyle kaynaşmış ve birbirimizi sevmiştik. Umulmadık bir zamanda bir işi çıktı, sefere gitmek zorunda kaldı. Seferden döndüğü zaman başladı siteme:
— Bu kadar zaman geçti, ne bir mektup, ne bir selâm yol-ladın. Bu kadar da vefasızlık olur mu?
Dedim:
— Ben yüzünü görmekten mahrum iken, bu şerefi postacıya mı kazandtraydım!?..
Peygamber eşi Hz. Aişe anlatıyor:
Rasulullah'a ilk eşi Hz. Harice için gösterdiğim kıskançlığı hiç kimse için göstermemiştim. Zira sürekli ondan söz eder ve onu konuşurdu. Yine günün birinde ondan söz açarken dedim ki:
— Ne yapacaksın kırmızı avurtlu yaşlı kadını? Allah onun yerine daha iyisini sana ihsan etmedi mi?
Buyurdu:
— Vallahi Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir.
dişte sevgide kıskançlık ile gayretin farkı. Aişe kıskanan; Efendimiz gayret gösteren...
Hüsn ile Aşk... Ve İsmet... Ve Gayret... Huu Galip Dede!.. Ve aşk olsun Fuzûlî!.
İskender Pala-Gözgü