Mescid-i Haram'daki Muhteşem Manzara
Yıl 1870. Mekke-i Mükerreme'de , Mescid -i Haram'da bulunan ziyaretçiler tarihi bir olaya tanıklık ediyorlar. 70'li yaşlarında keskin yüz hatlarına sahip, çatık kaşlı, ciddi, vakur, başında sarı ı andıran, ancak Hicaz'da pek rastlanmayan türden bembeyaz papa ıyla, üzerine düşeni yapmış fakat o çok arzuladı ı sonuca ulaşamamış, yine de vazifesini ifa etmiş olmanın huzuru üzerine sinmiş, hareketlerine ve duruşuna yansımış, etrafında en küçük bir işaretini emir sayan adamlarıyla, yetmiş küsur yıllık hayatını dolu dolu yaşadı ı her halinden belli ak sakallı bir ihtiyar gözyaşları içinde Kâbe'yi tavaf etmektedir. Aslında Kâbe'yi yine tavaf etmek isterdi ama bu şartlarda de il. Belki müslüman bir ülkenin devlet başkanı veya görevini başarmış, hedefine ulaşmış, emaneti ehline teslim ederek son günlerini mukaddes beldelerde geçirmek, hatta nasip olursa orada can vermek, Sahabe-i Kiram'la kıyamete dek yan yana yatmak üzere gelmiş bir mücavir olarak...
Bu zat yaklaşık 10 yıl erat, 20 yıl da komutan olarak en meşhur generallerin emrindeki sayıca ve teçhizatça kendisinden kat kat üstün Rus ordularına karşı kahramanca ba ımsızlık ve özgürlük mücadelesi vermiş Şeyh Şamil'den başkası de ildi.
Hacılar bu efsane şahsiyeti bir kez olsun dünya gözüyle görebilmek için büyük izdihama sebep olmuşlardı. Osmanlı hac yetkilileri can kaybına ve yaralanmalara meydan vermemek için son çare olarak Şeyh Şamil'i Kâbe'nin içine soktular. Zira aşırı sevgiden kaynaklanan taşkınlık onun canını da tehlikeye atmıştı. Fakat halkın arzusu bir şekilde karşılanmalıydı. Kâbe'nin içindeki merdivenden dama çıkarılan Şamil, elini kaldırıp dudaklarını kıpırdattı ında, hacılar büyük bir sevinç ve coşkuyla selama mukabele ettiler. Akabinde hançereleri yırtarcasına haykırılan tekbir nidaları Mescid -i Haram'ı çınlattı, Sefa ve Merve tepelerinde dalgalandı, Ebu Kubeys da ında yankılandı ve kim bilir nerelere ulaştı. Sanki bu ra bet ve selamlaşma ona ahirette verilecek mükafatın müjdesi gibi idi.
Şamil hac vazifesini yerine getirdi. Herkes yaşlı Kafkas kartalını misafir etmek, sohbetinde bulunmak, onunla aynı ortamı paylaşmak için adeta yarışıyordu. Aynı zamanda Mevlâna Halid -i Ba dadî'nin halifesi bir Nakşî şeyhi olan bu büyük dava adamı, mücahid ve kahraman zat, kısa süre sonra Hicaz Rufaî Şeyhi'nin kuca ında, başını onun gö süne yaslamış bir vaziyette son nefesini verecektir. O, Rasulullah'ın şaşmaz ba lısı ve sevdalısı olarak zaten hep mukaddes topraklarda ölmek ve oracı a defnedilmek istemişti. Belki de bu ölüm ve defin, onun Sünnet'e ba lılı ının dünyadaki son ödülü ve taçlandırılmasıydı.
SEMERKAND DERGİSİ