Mektubat'ta geçen "..ey Şeytan, bâtılı hak ve muhali mümkün gösteren gaflet ve dalâlet ve safsata ve inat ve mağlâta ve mükâbere ve iğfal ve görenek gibi şeytanî desiselerle" cümlesinde insanları aldatan şeytanın bazı hileleri anlatılmaktadır. Şimdi bu desiseleri ve sonuçlarını inceleyelim:
Gaflet: Aldırmazlık, boş bulunma, basiretsizlik, dalgınlık, ihtiyatsızlık ve dikkatsizlik anlamlarına gelmektedir. Buna göre, insan, gaflet içinde olduğunda, fazla incelemeden batıl ve kötü şeyleri hak ve güzel olarak kabul edebilir. Gerçekleşmesi imkânsız olayları da gafletle-dalgınlıkla olabilir kabul ederek birçok kötü durumlara düşebilir. Yine gafletle söylediği bir söz, yaptığı bir hareket ile, Allah korusun imanını kaybetme durumuna düşebilir.
Dalâlet: Sapma, doğru yoldan çıkma gibi anlamlara gelen dalâlet sonucu, insanlar bilerek doğruyu yanlış, güzeli çirkin görür ve gösterirler. Bir anlamda şeytanın sözcülüğünü yaparlar.
Safsata: Abes, anlamsız, abuk sabuk, mantıksız, saçma sapan vs. gibi anlamlar verilen safsata dolayısıyla kişiler, anlamsız ve abuk sabuk işlerin arkasından giderler ve yolların sonu cehenneme kadar devam eder.
İnat: Ayak direme anlamına gelen inat, bir gerçek karşısında bilerek ve isteyerek gerçeği kabul etmeme durumlarını insana yaşatır.
Mağlata: Kafa karıştıran aldatıcı söz. Sanki doğru söylüyormuş gibi çok anlamlara gelebilecek sözlerle, bir anlamda cerbeze yaparak insanların kafalarını karıştırmayı ve yanlış anlamalara sebebiyet vererek toplumun ve insanların kötü yollara düşmelerini sağlar.
Mükâbere: Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma, yanlışta direnme, büyüklenme. Bir anlamda inat ve mağlatanın beraber kullanılma durumuna benzer. Bununla da kişi, insanlar arasında sanki şeytanın avukatlığını yaparak toplumun huzurunu bozar.
İğfal: Aldatma, ayartma demek olan iğfal, şeytan kılıklı insanların çok zaman başvurduğu yollardan biridir. Söz ile olabildiği gibi davranışlarla da insanlar iğfal edilerek aldatılabilir.
Görenek: Başkasında görüp özenme ve aynısını yapmaya çalışma anlamına gelen görenek, toplumun saadetini engelleyen, zamanımızın da en büyük belâlarından biridir. Ailelerin huzurunu kaçıran, özellikle dar gelirli insanları haram kazanç yollarına iten bir belâdır. "Onda var, biz de niye yok", "Onlar almışlar, biz de alalım" gibi birçok alıştırma ve tuzak cümleleri sonucu, görenekle insanlar gereksiz alımlar yaparak kendilerini büyük borç yükü altına sokuyorlar.
Bîtarafâne muhakeme: Tarafsız bir şekilde karar verme. Bir tarafta haklı, bir tarafta haksız iki kişi arasında tarafsız kalarak ondan sonra karar vermeye çalışmak gibi bir anlama gelebilen bîtarafâne muhakeme, Üstad Said Nursî'nin, şeytana hitabıyla; "... iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şakirtlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir& öyle şekilde muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir.."
Bu sayılan dokuz adet desise, hilelerle "..şeytan ve bir açıdan nefs-i emmaremiz, çok muhâlâtı intâc eden küfür ve inkârı, o bedbaht, insan sûretindeki hayvanlara yutturur."
Ehl-i iman olarak bizler, şeytanın bu gibi hilelerine aldanmamak ve uyanık olmak durumundayız ki, bu dünya hayatımızın yolculuğu cehennemde son bulmasın.
O halde ne yapmak gerekir?
Önce şeytanı ve verdiği desiseleri, yaptığı hileleri iyi öğrenmeliyiz ki, bu tuzaklara düşmeyelim. Bunun yolu da, imanımızı kuvvetlendirip, Risâle-i Nur'un muhtelif yerlerinde verilen prensipleri hayatımıza tatbik etmektir. Ne midir bunlar? Meselâ, birkaçını sayarsak:
"Her söylediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazan zarar verse sükût etmek& Yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı; fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yo k. Çünkü hâlis olmazsa su-i tesir eder, hak, haksızlıkta sarf olur.."
"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır." "Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz." "..hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla mânevî hastalıklarımızı (şeytanî desiseleri) tedâvi etmeliyiz.. Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Urvetü'l-vuska sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur."
"Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmek."
M.Fahri Utkan
Gaflet: Aldırmazlık, boş bulunma, basiretsizlik, dalgınlık, ihtiyatsızlık ve dikkatsizlik anlamlarına gelmektedir. Buna göre, insan, gaflet içinde olduğunda, fazla incelemeden batıl ve kötü şeyleri hak ve güzel olarak kabul edebilir. Gerçekleşmesi imkânsız olayları da gafletle-dalgınlıkla olabilir kabul ederek birçok kötü durumlara düşebilir. Yine gafletle söylediği bir söz, yaptığı bir hareket ile, Allah korusun imanını kaybetme durumuna düşebilir.
Dalâlet: Sapma, doğru yoldan çıkma gibi anlamlara gelen dalâlet sonucu, insanlar bilerek doğruyu yanlış, güzeli çirkin görür ve gösterirler. Bir anlamda şeytanın sözcülüğünü yaparlar.
Safsata: Abes, anlamsız, abuk sabuk, mantıksız, saçma sapan vs. gibi anlamlar verilen safsata dolayısıyla kişiler, anlamsız ve abuk sabuk işlerin arkasından giderler ve yolların sonu cehenneme kadar devam eder.
İnat: Ayak direme anlamına gelen inat, bir gerçek karşısında bilerek ve isteyerek gerçeği kabul etmeme durumlarını insana yaşatır.
Mağlata: Kafa karıştıran aldatıcı söz. Sanki doğru söylüyormuş gibi çok anlamlara gelebilecek sözlerle, bir anlamda cerbeze yaparak insanların kafalarını karıştırmayı ve yanlış anlamalara sebebiyet vererek toplumun ve insanların kötü yollara düşmelerini sağlar.
Mükâbere: Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma, yanlışta direnme, büyüklenme. Bir anlamda inat ve mağlatanın beraber kullanılma durumuna benzer. Bununla da kişi, insanlar arasında sanki şeytanın avukatlığını yaparak toplumun huzurunu bozar.
İğfal: Aldatma, ayartma demek olan iğfal, şeytan kılıklı insanların çok zaman başvurduğu yollardan biridir. Söz ile olabildiği gibi davranışlarla da insanlar iğfal edilerek aldatılabilir.
Görenek: Başkasında görüp özenme ve aynısını yapmaya çalışma anlamına gelen görenek, toplumun saadetini engelleyen, zamanımızın da en büyük belâlarından biridir. Ailelerin huzurunu kaçıran, özellikle dar gelirli insanları haram kazanç yollarına iten bir belâdır. "Onda var, biz de niye yok", "Onlar almışlar, biz de alalım" gibi birçok alıştırma ve tuzak cümleleri sonucu, görenekle insanlar gereksiz alımlar yaparak kendilerini büyük borç yükü altına sokuyorlar.
Bîtarafâne muhakeme: Tarafsız bir şekilde karar verme. Bir tarafta haklı, bir tarafta haksız iki kişi arasında tarafsız kalarak ondan sonra karar vermeye çalışmak gibi bir anlama gelebilen bîtarafâne muhakeme, Üstad Said Nursî'nin, şeytana hitabıyla; "... iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şakirtlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir& öyle şekilde muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir.."
Bu sayılan dokuz adet desise, hilelerle "..şeytan ve bir açıdan nefs-i emmaremiz, çok muhâlâtı intâc eden küfür ve inkârı, o bedbaht, insan sûretindeki hayvanlara yutturur."
Ehl-i iman olarak bizler, şeytanın bu gibi hilelerine aldanmamak ve uyanık olmak durumundayız ki, bu dünya hayatımızın yolculuğu cehennemde son bulmasın.
O halde ne yapmak gerekir?
Önce şeytanı ve verdiği desiseleri, yaptığı hileleri iyi öğrenmeliyiz ki, bu tuzaklara düşmeyelim. Bunun yolu da, imanımızı kuvvetlendirip, Risâle-i Nur'un muhtelif yerlerinde verilen prensipleri hayatımıza tatbik etmektir. Ne midir bunlar? Meselâ, birkaçını sayarsak:
"Her söylediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazan zarar verse sükût etmek& Yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı; fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yo k. Çünkü hâlis olmazsa su-i tesir eder, hak, haksızlıkta sarf olur.."
"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır." "Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz." "..hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla mânevî hastalıklarımızı (şeytanî desiseleri) tedâvi etmeliyiz.. Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Urvetü'l-vuska sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur."
"Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmek."
M.Fahri Utkan