Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

ERCAANNN

NUR-UN ALA NUR
 
Üyelik Tarihi
12 Haz 2009
Mesajlar
208
Aldığı Beğeniler
2
Konum
AFYONKARAHİSAR
şeytanın talebesi olan nefis neden var....şeytan niçin yaratıldı.şeytan olmasa ne olurdu...hikmetleri neler sizce.şeytanın yaratılmasında nasıl hikmet arayabiliriz.
 

VanLi*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Kas 2010
Mesajlar
35
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Van
Takım
Galatasaray
Şeytan niçin yaratılmıştır?

Bu sorunun iki yönü var. Birisi şeytanın yaratılış gayesi, diğeri ise yaratılış hikmeti. Önce gaye üzerinde kısaca duralım. Bilindiği gibi şeytan cin türünden bir varlıktır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetine göre cinlerin yaratılış gayesi de, insanlarda olduğu gibi, Allaha inanmak, ona ibadet ve onu tanıma yolunda terakki etmektir. İnsanlar içerisinde bu imtihanı kaybeden küfür ehli insanlar bulunduğu gibi cinlerde de bulunuyor. İşte şeytan bu ikinci kısım cinlerdendir. Kendisi Hz.Ademe (as.) secde etmediği için İlahi rahmetten kovulmuş ve kendi arzusu üzerine bir İlahî hikmet olarak, kendisine kıyamete kadar insanlara musallat olma, onları yoldan çıkarmak için çalışma izni verilmiştir.

Bu iznin verilme hikmeti ise bir değil yüzlercedir. Bunlardan en önemlileri şu iki hikmettir. Cenab-ı Hak, şeytan vesvesesi olmaksızın da insanları imtihan edebilir, şeytanın görevini de insan nefsine yükleyebilirdi. Ama böyle yapmakla, şeytanın o çirkin arzusunu, yani kıyamete kadar insanları hak yoldan saptırma arzusunu kabul etmekle şeytanın cehennemde çekeceği azabı milyarlarca kat artırmış oldu. Zira, “Sebep olan işleyen gibidir.” hadis-i şerifine göre, insanların şeytan vesvesesine uyarak işledikleri günahların bir katı da şeytana yazılıyor ve böylece onun azabı attıkça artıyordu.

Diğer hikmet ise, insanların nefis ve şeytan ile bir imtihan geçirmeleri ve bu imtihanı kazanan müminlerin meleklerden daha ileri derecelere yükselmeleridir. Eğer, insan nefsine kötülüğü emretme özelliği verilmemiş olsaydı ve insanlara şeytan musallat olmasaydı insanların dereceleri de meleklerde olduğu gibi sabit kalacaktı.


Sorularla İslamiyet
 

VanLi*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Kas 2010
Mesajlar
35
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Van
Takım
Galatasaray
Mevlanaya Göre Şeytan Ve Nefis


Şeytan ve nefis, insanın Allah katında mertebe kazanması için hem engeldirler, hem de vesile. Bunu, Mevlâna’nın şu veciz ifadesinde şöyle görmekteyiz:

“Su, geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.” (1) Yani insan nefis ve şeytana hâkim olsa derecesi artar, sahil-i selamete ulaşır. Fakat, o iki düşmana mahkum olursa, ilerleyemez, batar.

Bazıları, görmediğini bahane ederek şeytanı inkara kalkışır. Mevlâna, böylelerine der: “Şeytanı görmedinse kendini gör!” (2) Çünkü, şeytan bir cesedle görülseydi, herhalde o inkarcılar gibi görülecekti. Nitekim, Nas Sûresinin son ayeti, “Hannas” olan şeytanın hem cinlerden, hem de insanlardan olduğunu dikkat çeker. “Hannas, kirpi gibi kah başını çıkaran, kâh büzülen anlamındadır. Şeytanın kalbe saldırması buna benzemektedir.” (3)

“Şeytan, insanları aldatmak için Cenab-ı Haktan bir takım tuzaklar ister. Kendisine altın, gümüş, at, yiyecek-içecek, elbise, şarap ve çalgı gibi şeyler verilir. Bunlardan o derece hoşlanmaz. Fakat kadın da verilince, şeytan sevincinden ellerini çırpıp oynamaya başlar.” (4)

Üstteki ifadeler “İnsanlara, kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve ekinlere karşı şehevat süslü kılındı” (Al-i İmran suresi, 14) ayetinin bir cihetle tefsîridir. Yani, insan bunlara karşı son derece düşkün bir tabiatta yaratılmıştır. İnsanın en çetin imtihanları, bunlarla olmaktadır.

Şeytan, kendisine verilen imkanlarla insanları avlamaya çalışır. “O, kuşu aldatıp tutmak için ıslık çalan avcıya benzer. Kuş gibi öter. Kuş, hemcinsi zannederek, havadan iner, tuzağa tutulur.” (5)

“Dünyada yüzbinlerce tuzak ve dane vardır. Biz ise, aç ve harîs kuşlar gibiyiz” (6)

Bu durumda kurtuluşumuz, ancak Allah’a iltica ve Onun gösterdiği yoldan gitmekledir.
Nefis ise, şeytanın insandaki sözcüsü durumundadır. Nefis, şeytandan gelen telkinlere hassas bir alıcıdır.
Mevlanâ’nın sözleri doğrultusunda, nefse şu şekilde bakabiliriz:
Nefis, bütün kötülüklerin anasıdır. Mevlâna, bunu şöyle bir temsille anlatır:
“Biri annesini öldürür. ‘Niye anneni öldürdün?’ derler. ‘Zina yapıyordu’ cevabını verir. ‘Anneni öldüreceğine adamı öldürseydin’ dediklerinde şöyle der: ‘Her gün bir adam mı öldürmeliydim?’

“Ey insan! O kötü tabiatlı ana senin nefsindir ki, onun fesadı her tarafa yayılmıştır...” (7)
“Nefis bir sihirbazdır. Onun vesveselerinde gizli bir sihir vardır.” (8)
“Nefis, bir ejderhadır.” (9) “Firavunda olan sende de vardır. Lakin, senin ejderhan kuyuda mahpustur.” (9) Yani, her insanda Firavun olabilecek bir kabiliyet vardır. Nefis ejderhası serbest bırakılsa ve her istediği verilse, o insan bir Firavun olur. Bu cihetten baktığımızda Firavun, nefsin müşahhas bir örneğidir.

“Nefis, bir puttur. Öyle ki, diğer putlar da bu puttan doğmuşlardır.” (10) Put kırmak çok kolaydır. Lakin, nefsi kolay bir şey zannetmek büyük cehalettir. Nefsin suretini görmek istiyorsan yedi kapılı cehennem tarifini oku. (11) Yani, Cenab-ı Hak tarafından cehenneme “Artık doldun mu?” denildiğinde, cehennem “daha yok mu?” (Kaf suresi, 30) diyeceği gibi; doymama ve dolmama noktasında nefis, cehennem gibidir. Nefsin sadece hırsına bakmakla bile, bunu kolayca anlayabiliriz.

Nefis, bir hilekârdır. “Nefsin her nefeste bir mekri vardır ki, o mekirlerin her biri yüzünden yüzlerce Firavun ve yüzlerce askerleri gark olmuşlardır.” (12)

“Nefis, Mecnun’un devesi gibidir. Mecnun, devesini Leyla tarafına sürer. Fakat, gaflet ederse, deve onu kendi yavrusu tarafına geri döndürür.” (13) Akıl dahi nefsi Mevla’ya yöneltirken, eğer gafil davransa, nefis hemen süflî şeylere onu sevk eder.

Bu mahiyetteki nefis, eğer dizginine sahip olunsa, insanın en büyük yardımcılarından biri olur. Şüphesiz bu, o kadar kolay bir şey değildir. Fakat zor da olsa, böyle bir terbiye mutlaka yapılmalıdır.

Nefse hâkimiyetin temel esaslarından biri, onu aç bırakmaktır. Şöyle rivayet edilir ki, “Cenab-ı Hak, kendi nurundan aklı yarattı. Sonra ona ‘gel’ dedi. O da geldi. ‘Git’ dedi, o da gitti. ‘Sen kimsin, ben kimim?’ diye sordu. Akıl, ‘Sen, benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben ise senin aciz kulunum’ dedi. Cenab-ı Hak buyurdu: Ey akıl, senden daha azîz bir mahluk yaratmadım.

“Sonra, ateşten nefsi yarattı. Ona ‘gel’ dedi. Nefis icabet etmedi. Cenab-ı Hak, ‘Ben kimim, sen kimsin?’ dedi. Nefis, ‘Ben benim, sen sensin’ cevabını verdi. Cenab-ı Hak onu ateşe attı, azab verdi. Yine sordu. Nefis yine ‘Ben benim, sen de sen’ dedi. Cenab-ı Hak, bu defa nefsi, aç bıraktı. ‘Ben kimim, sen kimsin’ diye sorduğunda nefis ‘Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben de senin aciz kulunum’ cevabını verdi.” (14)

Tasavvuf dilinde nefsin açlıkla terbiyesine “Riyazet” denir. Nefsini lezzetli yemeklerle şımartan ve onu azılı bir at haline getirenlerin manen perişan halleri, bu nevî riyazetin önemini göstermeye yeterlidir.

Riyazet ve benzeri nefisle mücadele yollarını, Mevlâna şöyle değerlendirir:
“Bir evin temelini atacakları vakit, evvelki binayı yıkarlar.
“Yerin dibinden başlangıçta çamur çıkarırlar (yani kuyu kazarlar. Fakat sonunda oradan tatlı suya ulaşırlar.
“Çocuklar, işin sırrını bilmedikleri için, kan aldırmaktan korkarlar ve hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Çocuğun babası ise, hacamatçıya para verir ve kan çıkaran neştere iltifat eder.
“Bir hamal, ağır yük altında koşup gider. Hatta o ağır yükü başkalarının elinden kapar.” (15)
“Hükümdar kaleyi tahrip ederek kafirden alır. Sonra onu tamir ederek, yüzlerce burç ve sed ilave eder.” (16)
Bütün bu misaller, nefisle mücadelenin hikmetini ve neticesini göstermektedir. “Ham nohutun pişmesi için, kaynar suya atılması lazımdır.” (17) Zaten, Cenab-ı Hak, nefisle mücadele etmemiz için, bizi devamlı bir halden başka hale çevirmekte, bela ve musibetlerle denemektedir. “Allah’ın rahmeti gadabını ve kahrını geçmiştir. Ondan dolayı, bir kimseyi belalara uğratması rahmetindendir.” (18)

“Zahmetlerde rahmet vardır” meşhur bir sözdür. Nefisle yapılan mücadele zahmetinde de elbette büyük rahmetler olacaktır. Mesela, “Ekin eken kimsenin vakıa ambarı boşalır, ama tarlası iyileşir. Tohumu ambarda saklayıp stok edenin ise, buğdayını hadisat bitkileriyle fareler yer.” (19)

İnsan, nefsi ve cibillliyeti itibariyle peşin lezzetlere mübteladır. “Onlar, dünya hayatını ahirete tercîh ederler” (İbrahim suresi, 3) ayetinin ifade ettiği gibi, “varsa da yoksa da dünya” der. Bu, “kırılmaya mahkum cam şişelerini, baki elmaslara tercîh etmek” (20) gibi bir divaneliktir. Mevlâna, insanın bu gafletini şöyle belirtir:
“Çocuk gibi her an elindeki inciyi satıp, yerine ceviz almaktasın.” (21)
Şu temsil de, aynı mânâyı takviye eder: “Horozun biri çöplükte eşinirken bir inci bulmuş. ‘Keşke buna bedel bir arpa tanesi bulsaydım’ demiş.” (22)

İnsanoğlu, bir yandan sevap kazanırken, diğer yandan da günahlara dalar. Mevlâna şöyle der: “Fare, ambarımızı delmiş. Onun hîlesinden ambarımız harab olmuştur. Ey can! Evvela, farenin def’i çaresine bak, sonra buğday toplamaya çalış.” (23) Yani, günahlardan uzak kalmak, sevabı işlemekten önce gelir. Özellikle, günahların her tarafı istila ettiği günümüzde, bu daha da önem kazanmaktadır.

Kıyamet kopup hesap zamanı geldiğinde, kimin ne yaptığı ortaya çıkacaktır. O gün, günahtan kaçınanlar sevinecekler, günahlara dalanlar ise kıvranacaklar. Mevlâna bunu şöyle anlatır:

“Dünyadaki halimiz, denize inci niyetiyle dalan dalgıçlara benzer. Herbiri cevher ve inci ümidiyle eline ne geçerse torbasına doldurur. Dışarı çıktıklarında kimin inci, kimin boncuk veya taş topladığı ortaya çıkar. İşte, mahşer günü buna benzer.” (24)

Cenab-ı Hak, o günü şöyle anlatır: “O gün herkes, iyilik ve kötülükten yaptığı herşeyi karşısında hazır bulur.”(Âl-i İmran suresi, 30)

Kaynaklar:
1. Mevlana, I, 76.
2. Mevlana, V, 1517.
3. Mevlana, XI, 1056.
4. Mevlana, XIV, 265-271.
5. Mevlana, I, 231.
6. Mevlana, I, 256.
7. Mevlâna, VI, 260 - 262
8. Mevlana, XI, 1059-1060.
9. Mevlana, IX, 268.
10. Mevlana, IX, 244.
11. Mevlana, II, 458.
12. Mevlana, II, 462-463.
13. Mevlana, II, 464.
14. Mevlana, XII, 401.
15. Mevlana, XI, 832-833.
16. Mevlana, VII, 585.
17. Mevlana, I, 228.
18. Mevlana, XI, 1081-1082.
19. Mevlana, A. y.
20. Mevlana, IV, 1093-1094.
21. Nursî, Kastamonu Lahikası, Envar Neş. İst. 1988, s 104.
22. Mevlana, VI, 274 (İzbudak).
23. Tahiru’l-Mevlevî, VII, 473.
24. Mevlana, I, 257-258.


Sorularla İslamiyet.
 

Acizane

hizmet..hicret..sehadet..
 
Üyelik Tarihi
15 Eki 2007
Mesajlar
3,148
Aldığı Beğeniler
27
Konum
ankara
Takım
Diğer
Rabbim razi ve hosnut olsun çok güzel sorulardi soruyu soran kardesimden ve de cevap verip güzel seyelr paylaşan kardeşimden de rabbaim razi ve hosnut olsun ebeden ....

Rabbim nefsin mahiyetini bilip nefsimizi mahiyetini hayra cevirenlerden eylesin ...nefisin olmasi ser değildir onu terbiye etmemek serdir ...bir hayvanda yada meleklerde nefis yoktur çünkü derece yoktur ..mümin bir hayvan yada inanmayan bir hayvan olmadiği gibi :) nefis yok derece yoktur insanda nefis vardir mahiyetni bilince alayi iliyyine çikaran bir nefis ....insnada vardir elhemdülillah

rabbaimiz dünyada imtihan oldugumuz nefsimizi Rabbimizi bilmek bulmak anlamak hayirdaki lezzetelrini tatmak için kullanan arif hak dostalri gibi nefsini bilenlerden eylesin ...insaAllah



sormuslar Cennette de nefs var midir ? evet cennette nefis vardir ... ama arinmiş tertemiz bir nefis imtihana tabi tutulmayan nefis ...orada imtihan yok ...


Rabbimiz nefsimizi nurlandirsin ...nefsimizi kusurlardan tertemiz eylesin...nefsimizi bize itaat ettirisn ...


kardeşlerimize çok begendiğim bir kitabi ve de Hasan Hoca dan nefsin mahiyeti adlı sohbeti tavsiye etmek istiyorum

ŞADİ EREN -OLAYLAR VE ÖRNEKLER İLE NEFİS TERBİYESİ ....
[GOOGLEVIDEO]-7891525502362223591#[/GOOGLEVIDEO]
 

VanLi*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Kas 2010
Mesajlar
35
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Van
Takım
Galatasaray
Ecmain kardeşim.Sende çok güzel özetlemiş ve anlatmışsın.
 
Üst Alt