- Üyelik Tarihi
- 24 Mar 2008
- Mesajlar
- 2,584
- Aldığı Beğeniler
- 20
- Takım
- Fenerbahçe
“Yaşam, sen başka plânlar yaparken olan şeydir”
John Lennon’un, Dakota yolu üzerinde öldürülmeden az önce yazdığı sözler
Ya kıyısında yaşıyoruz hayatın ya da tam ortasında Ya da farkında olamıyoruz bir çok şeyin “Şey” diyorum, çünkü belli bir ismi yok onların Bazen her şey oluyorlar çünkü Hayata dair her şey Acı… Hüzün… İmtihanlar ve bu imtihanların farkında olamamak… Ya da sabredememek
Kendi fânîliğimizin farkında olmak, aslında Allah tarafından bize verilmiş değerli bir hediye
Hayatımızı, günlerimizi, saatlerimizi, dakikalarımızı boşa geçirmek o kadar kolay ki! Yaşamak yerine yalnızca canlı olmak o kadar kolay ki!
Bir de hayatın ne kadar harikulâde olduğunu sürekli olarak unuttuğumuzu sorgularsak Aslında ne çok şey unuttuğumuzun farkına varacağız Bunu yeniden hatırlamak içinse, her zamankinden fazla zamanımız var aslında
Bir yerlere ulaşmaktan çok, o yolculuktan zevk almak Hayatın bir prova olmadığını ve garanti diyebileceğimiz tek şeyin yaşadığımız bu gün olduğunu bilmek Dünyadaki bütün güzellikleri ve hatta acı gerçekler ardındaki güzellikleri de görmek Ve bu güzelliklerden bir kısmını geri vermek Çünkü hayat, bütün ve mutlak
İhtiyacımız olan şey acaba profesyonel bir hayat edinmek mi, diye düşünüyorum Profesyonel bir hayatın nasıl olması gerektiği sorusu geliyor aklıma
Bize verilenlerin farkında olmak Ama her şeyin Onlardaki mesajı alıp, irdelemek Manaya dönmek biraz maddeden sıyrılıp Düşünmek… Düşünmek
“Hiç düşünmez misiniz? Hiç akletmez misiniz?”e mazhar olmaya çalışmak
İdrak edebilsek keşke her şeyi, anlayabilsek biraz kıyısından da olsa Sırrını çözebilsek
Şu insanî aklımızın buna gücü yetip yetmeyeceğini sorgulamadan
Gelen bahardır
Bahar…
Hani şu çiçeklerin gonca gonca açıldığı…
Gözlerini kırptığı renk renk
Yerde yeşilin, gökte mavinin tatlı tatlı buluştuğu gözler önünde
Düşünen akıllara hayret ve çoşku veren geçit törenlerinin yaşandığı
Kuşların uyandığı Baharın dokunduğu âlem yüzünün dip diri olduğu
Sesler ve insanlar…
Onların bile baharın yumuşak ve renkli yüzünden nasiplendiği
Havanın tebessüm ettiği Suyun tebessüm ettiği Toprağın tebessüm ettiği
Bahar diyoruz
Ruhların dirildiği Ruhların huzura erdiği Gözlerin tefekkür ettiği…
Sahi, bahar temizliği yaptınız mı siz?
Şöyle benliğinizin derinliklerine varıncaya kadar
En ince ayrıntısına kadar ruhunuza el attınız mı, “bi’ tozunu alıvermek” için?
Bütün fazlalıkları dışarıya atarak
Meselâ kırgınlıklarınızı
Onları dışarıya çıkarabilirsiniz önce
Pas tutar çünkü kırgınlık bağışlama duygusunun üzerinde Merhametin üzerine
Titizlikle yapmalısınız bu temizliği Zira kolay değildir ince iş yapmak Özen ister Emek ister Sabır ister Ve hoşgörü…
Sonra…
Sonra kıskançlığa sıra gelmeli Onu atmalısınız ruhunuzdan ve hiç kalıntı bırakmadan
Nefret duygusunun tohumu olduğunu bilerek Kalbi zehirleyen, düşünceleri bulanıklaştıran zehirli bir duman olduğunu unutmadan
Kıskançlık bunun adı… Haset olduğunda boy vermiş hâli, kalbinizdeki güzellikten eser kalmaz
Muhabbet bahçelerinin yerini dikenli çalılar ve ürpertici bir ıssızlık alır Siz bile ürperirsiniz kendi ıssızlığınızdan ve o ürpertiyle debelenir durursunuz ruhunuzun içinde, boğulurcasına… Ve kimsenin ruhu duymaz
Yapacağınız şey, söküp atmaktır kıskançlık duygusunu, hem de hiç acımadan atmak Bir daha asla kullanmayacağınızı düşünerek
Korkularınıza gelir sıra Onları temizlemeye çekinirsiniz once Fakat mutluluklarınız ve ümitlerinizi onların yüzünden ihmal ettiğiniz aklınıza gelince, korkmadan silip, süpürebilirsiniz hepsini Hafiflersiniz Ruhunuzda belki de daha önce hiç hissetmediğiniz bir gülümseme beliriverir Sonra gözleriniz tebessüm eder dudaklarınızla birlikte
Ne de olsa korkularınızı, hayallerinizi, umutlarınızı kalbinize göme göme, zavallı kalbiniz âdeta bir mezarlık hâline gelivermiştir Hayat dolu neşeli bir pınar olur yaptığınız temizlikten sonra kalbiniz Gürül gürül coşar ve akar inanç okyanuslarına
Öfkeye sıra geldiğinde, temizlersiniz onu da Hayal kırıklıklarınızı onun ardından Ve pişmanlıklarınız, bir de onun sonucunda ortaya çıkan ümitsizlik hâllerinizi Yeniden başarmak için bir şeyleri, ümit gereklidir çünkü Katık etmek gerektir İnanç ekmek gerektir her yeni ve güzel başlangıçlarınıza
Sonra…
Sonra, aşk belirir kıyı yamaçlarında kalbinizin
Şimdi bahsetmeden geçmemek gerektir aşktan bu aşk mevsiminde
Aşktır bunun adı Kâinatı yarattıran sebep!
“Sen olmasaydın yâ Muhammed… Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım!”
Aşk…
Var oluşun adıdır
Aşk…
Kalbe konulmuş mühür
Aşk…
Âlemi yaratana, yarattırana ve bütün yaratılmışlara duyulan sevgi
Ve aşk…
Aşk imiş her ne var âlemde…
Bu aşk başka bir aşk olsun Hicran hâlinden vuslat hâline geçiren aşktan olsun
“Leylâ’m, Leylâ’m” derken, “Mevlâm, Mevlâm” dedirteninden…
Leylâ’yı sevdirenden ziyade, Mevlâ’yı bulduran aşktan…
Şair der ki:
“Dünyayı iki şeyden ibaret bilirim ben:
Biri, her şey olan: Sen
Diğeri, Sen olmayanlar!”
Her şeyde Onu aramaya koyulmak
Aramalar, bulmaların başlangıcıdır ya hakikatte…
Onu bulmak
Yana yana Onu aramak aşkından
Onun için sevmek Onu gösterdiği için sevmek O yarattığı için sevmek
Yunus gibi, “Yaradandan ötürü” diye diye, her şeyi sevmek
Aşk Evet
Şah damarından daha da yakın olana beslediğin aşkı,
Şah damarının atışından tanımak
Sığınmaktır aşk Hem de sığınmanın bütün teslim oluş şartlarını kabul ederek
Dünyayı elde etmeye çalışan isteklerin son bulduğu bir vadidir ve biraz da dünyadan geçmektir
Aşk Evet
En ince detayı bile düşünülmüş kalp romanını okumaktır
Seni senden alıp, ulvî bir yolculuğa çıkaran İlâhî sırdır aşk
Aşk…
Öncesiz ve sonrasız bir teslimiyettir
“Teslimim sana ey yâr-ı bekâ
Tâ gülsün ruhum, şad olayım Senin aşkınla”
alinti....
John Lennon’un, Dakota yolu üzerinde öldürülmeden az önce yazdığı sözler
Ya kıyısında yaşıyoruz hayatın ya da tam ortasında Ya da farkında olamıyoruz bir çok şeyin “Şey” diyorum, çünkü belli bir ismi yok onların Bazen her şey oluyorlar çünkü Hayata dair her şey Acı… Hüzün… İmtihanlar ve bu imtihanların farkında olamamak… Ya da sabredememek
Kendi fânîliğimizin farkında olmak, aslında Allah tarafından bize verilmiş değerli bir hediye
Hayatımızı, günlerimizi, saatlerimizi, dakikalarımızı boşa geçirmek o kadar kolay ki! Yaşamak yerine yalnızca canlı olmak o kadar kolay ki!
Bir de hayatın ne kadar harikulâde olduğunu sürekli olarak unuttuğumuzu sorgularsak Aslında ne çok şey unuttuğumuzun farkına varacağız Bunu yeniden hatırlamak içinse, her zamankinden fazla zamanımız var aslında
Bir yerlere ulaşmaktan çok, o yolculuktan zevk almak Hayatın bir prova olmadığını ve garanti diyebileceğimiz tek şeyin yaşadığımız bu gün olduğunu bilmek Dünyadaki bütün güzellikleri ve hatta acı gerçekler ardındaki güzellikleri de görmek Ve bu güzelliklerden bir kısmını geri vermek Çünkü hayat, bütün ve mutlak
İhtiyacımız olan şey acaba profesyonel bir hayat edinmek mi, diye düşünüyorum Profesyonel bir hayatın nasıl olması gerektiği sorusu geliyor aklıma
Bize verilenlerin farkında olmak Ama her şeyin Onlardaki mesajı alıp, irdelemek Manaya dönmek biraz maddeden sıyrılıp Düşünmek… Düşünmek
“Hiç düşünmez misiniz? Hiç akletmez misiniz?”e mazhar olmaya çalışmak
İdrak edebilsek keşke her şeyi, anlayabilsek biraz kıyısından da olsa Sırrını çözebilsek
Şu insanî aklımızın buna gücü yetip yetmeyeceğini sorgulamadan
Gelen bahardır
Bahar…
Hani şu çiçeklerin gonca gonca açıldığı…
Gözlerini kırptığı renk renk
Yerde yeşilin, gökte mavinin tatlı tatlı buluştuğu gözler önünde
Düşünen akıllara hayret ve çoşku veren geçit törenlerinin yaşandığı
Kuşların uyandığı Baharın dokunduğu âlem yüzünün dip diri olduğu
Sesler ve insanlar…
Onların bile baharın yumuşak ve renkli yüzünden nasiplendiği
Havanın tebessüm ettiği Suyun tebessüm ettiği Toprağın tebessüm ettiği
Bahar diyoruz
Ruhların dirildiği Ruhların huzura erdiği Gözlerin tefekkür ettiği…
Sahi, bahar temizliği yaptınız mı siz?
Şöyle benliğinizin derinliklerine varıncaya kadar
En ince ayrıntısına kadar ruhunuza el attınız mı, “bi’ tozunu alıvermek” için?
Bütün fazlalıkları dışarıya atarak
Meselâ kırgınlıklarınızı
Onları dışarıya çıkarabilirsiniz önce
Pas tutar çünkü kırgınlık bağışlama duygusunun üzerinde Merhametin üzerine
Titizlikle yapmalısınız bu temizliği Zira kolay değildir ince iş yapmak Özen ister Emek ister Sabır ister Ve hoşgörü…
Sonra…
Sonra kıskançlığa sıra gelmeli Onu atmalısınız ruhunuzdan ve hiç kalıntı bırakmadan
Nefret duygusunun tohumu olduğunu bilerek Kalbi zehirleyen, düşünceleri bulanıklaştıran zehirli bir duman olduğunu unutmadan
Kıskançlık bunun adı… Haset olduğunda boy vermiş hâli, kalbinizdeki güzellikten eser kalmaz
Muhabbet bahçelerinin yerini dikenli çalılar ve ürpertici bir ıssızlık alır Siz bile ürperirsiniz kendi ıssızlığınızdan ve o ürpertiyle debelenir durursunuz ruhunuzun içinde, boğulurcasına… Ve kimsenin ruhu duymaz
Yapacağınız şey, söküp atmaktır kıskançlık duygusunu, hem de hiç acımadan atmak Bir daha asla kullanmayacağınızı düşünerek
Korkularınıza gelir sıra Onları temizlemeye çekinirsiniz once Fakat mutluluklarınız ve ümitlerinizi onların yüzünden ihmal ettiğiniz aklınıza gelince, korkmadan silip, süpürebilirsiniz hepsini Hafiflersiniz Ruhunuzda belki de daha önce hiç hissetmediğiniz bir gülümseme beliriverir Sonra gözleriniz tebessüm eder dudaklarınızla birlikte
Ne de olsa korkularınızı, hayallerinizi, umutlarınızı kalbinize göme göme, zavallı kalbiniz âdeta bir mezarlık hâline gelivermiştir Hayat dolu neşeli bir pınar olur yaptığınız temizlikten sonra kalbiniz Gürül gürül coşar ve akar inanç okyanuslarına
Öfkeye sıra geldiğinde, temizlersiniz onu da Hayal kırıklıklarınızı onun ardından Ve pişmanlıklarınız, bir de onun sonucunda ortaya çıkan ümitsizlik hâllerinizi Yeniden başarmak için bir şeyleri, ümit gereklidir çünkü Katık etmek gerektir İnanç ekmek gerektir her yeni ve güzel başlangıçlarınıza
Sonra…
Sonra, aşk belirir kıyı yamaçlarında kalbinizin
Şimdi bahsetmeden geçmemek gerektir aşktan bu aşk mevsiminde
Aşktır bunun adı Kâinatı yarattıran sebep!
“Sen olmasaydın yâ Muhammed… Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım!”
Aşk…
Var oluşun adıdır
Aşk…
Kalbe konulmuş mühür
Aşk…
Âlemi yaratana, yarattırana ve bütün yaratılmışlara duyulan sevgi
Ve aşk…
Aşk imiş her ne var âlemde…
Bu aşk başka bir aşk olsun Hicran hâlinden vuslat hâline geçiren aşktan olsun
“Leylâ’m, Leylâ’m” derken, “Mevlâm, Mevlâm” dedirteninden…
Leylâ’yı sevdirenden ziyade, Mevlâ’yı bulduran aşktan…
Şair der ki:
“Dünyayı iki şeyden ibaret bilirim ben:
Biri, her şey olan: Sen
Diğeri, Sen olmayanlar!”
Her şeyde Onu aramaya koyulmak
Aramalar, bulmaların başlangıcıdır ya hakikatte…
Onu bulmak
Yana yana Onu aramak aşkından
Onun için sevmek Onu gösterdiği için sevmek O yarattığı için sevmek
Yunus gibi, “Yaradandan ötürü” diye diye, her şeyi sevmek
Aşk Evet
Şah damarından daha da yakın olana beslediğin aşkı,
Şah damarının atışından tanımak
Sığınmaktır aşk Hem de sığınmanın bütün teslim oluş şartlarını kabul ederek
Dünyayı elde etmeye çalışan isteklerin son bulduğu bir vadidir ve biraz da dünyadan geçmektir
Aşk Evet
En ince detayı bile düşünülmüş kalp romanını okumaktır
Seni senden alıp, ulvî bir yolculuğa çıkaran İlâhî sırdır aşk
Aşk…
Öncesiz ve sonrasız bir teslimiyettir
“Teslimim sana ey yâr-ı bekâ
Tâ gülsün ruhum, şad olayım Senin aşkınla”
alinti....