ŞİMDİ SIDDÎKİYET İSTENİYOR
* * * *
Muhterem kardeşlerim!
Tek başımıza ayrı ayrı bir şeyler yapabiliriz. Fakat iki kişi olursak daha çok iş yaparız ve ayrıca bereket olur. Daha fazla gruplar halinde çalışırsak daha büyük bereket olur. Müslümanlar; fikir farklarına rağmen iş birliği yapmasını öğrenmek mecburiyetindedirler, zorundadırlar.
Ben anlamıyorum; Ümmet-i Muhammed diye koca cihana yayılmış, bir milyarlık ümmetiz ama Türkiye içinde bile müslüman gruplar birbirleriyle suyla zeytinyağının imtizaç etmediği gibi ayrı duruyorlar. Şişeye koysan birisi altta birisi üstte kalıyor, imtizaç etmiyor. Oysa suyun içindeki şeker gibi olacak; eriyecek, her tarafa yayılacak.
Müslüman müslümanın kardeşidir.
Bu benim sözüm değil, Kur'ân-ı Kerîm'in sözü, Allah'ın sözü. Onun için ayrılıkçı, grupçu her çalışmayı "kötü çalışma" olarak görüyorum. "Kötü niyetli çalışma" olarak görüyorum. "Arkasında kötü niyet vardır." diye suizan ediyorum. Ayrılıkçı olmayacağız, birleştirici olacağız, birlik ve beraberlik içinde olacağız.
Biz "şûrâ" dediğimiz zaman bazı gazetelerde; "Eğitim şûrâsı, askerlik şûrâsı, spor şûrâsı, şimdi çıktı İSLÂM ŞÛRÂSI." diye alay mevzuu yapıldı. Böyle saçma şey olmaz! "Hizmeti sadece ben yaparım, başkası yapamaz. O kötü, bu kötü, bir ben iyiyim." Bu son derece yanlış bir zihniyettir. Onun için başarıya ulaşılmıyor. Fikir ihtilaflarına rağmen, kendilerini ayırmak isteyen ajan provakatörlere rağmen, sun'î ayrılıklar çıkarmak isteyen bir takım fanatiklere rağmen biz müslümanların mutlaka birleşmesi gerektiğini, bunun boyunlarına bir borç olduğunu bastıra bastıra söylemek durumundayız, o tarzda çalışmak durumundayız.
Ben yaraları sarmaya çalışıyorum. Kimseye özel methiye çıkarmak niyetinde değilim.
Allah huzurunda beni vebal altına sokacak bir gülücükten, bir tebessümden bile korkarım.
Allah'ın sevmediği bir insana tebessüm etmekten Allah'a sığınırım.
Allah'ın sevmediği bir insana sözümün arasında, sürçü lisanla "efendim" kelimesini kullanmaktan korkuyorum.
O hadîs-i şerîfi okuduktan sonra profesöre "efendim" diyemez duruma geldim.
Müslümanları kardeş olduğunu hatırlamaya davet ediyorum.
Süleymancılar, Kur'an kurslarına yardım etmek isteyen kardeşlerimiz. "Kusurları var." Benim de var, senin de var. Sen onun kusurlarını ararsan o da bir liste halinde senin kusurlarını çıkarır.
Nurcu. Şöyleymiş de, böyleymiş de. Canım o sana ait değil.
Falanca grup filanca grup, şu tekke bu dergâh.
Hayır, müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olacak.
Ben "birlik ve beraberlik" deyince bazı kimselerin şafak attı, akılları başlarından gitti, memnun olmadılar. Demek ki isabetli bir şey söylemişim. Müslümanlar birbirlerinin kardeşidir. Birbirleriyle yardımlaşmadan başarı sağlanamaz, sağlanamıyor. Yüzde nisbeti düşük oluyor. Yüzde üçte, yüzde beşte kalıyor, ileri gitmiyor, ekseriyet kazanılamıyor. Ekseriyetin kazanılması için insanın derya gibi olması lazım; engin gönüllü, sabırlı, halim selim olması lazım.
* * * *
Prof. Dr. Mahmud Es'âd Coşan (Rh.A)
İstanbul - 09.06.1990
* * * *
Muhterem kardeşlerim!
Tek başımıza ayrı ayrı bir şeyler yapabiliriz. Fakat iki kişi olursak daha çok iş yaparız ve ayrıca bereket olur. Daha fazla gruplar halinde çalışırsak daha büyük bereket olur. Müslümanlar; fikir farklarına rağmen iş birliği yapmasını öğrenmek mecburiyetindedirler, zorundadırlar.
Ben anlamıyorum; Ümmet-i Muhammed diye koca cihana yayılmış, bir milyarlık ümmetiz ama Türkiye içinde bile müslüman gruplar birbirleriyle suyla zeytinyağının imtizaç etmediği gibi ayrı duruyorlar. Şişeye koysan birisi altta birisi üstte kalıyor, imtizaç etmiyor. Oysa suyun içindeki şeker gibi olacak; eriyecek, her tarafa yayılacak.
Müslüman müslümanın kardeşidir.
Bu benim sözüm değil, Kur'ân-ı Kerîm'in sözü, Allah'ın sözü. Onun için ayrılıkçı, grupçu her çalışmayı "kötü çalışma" olarak görüyorum. "Kötü niyetli çalışma" olarak görüyorum. "Arkasında kötü niyet vardır." diye suizan ediyorum. Ayrılıkçı olmayacağız, birleştirici olacağız, birlik ve beraberlik içinde olacağız.
Biz "şûrâ" dediğimiz zaman bazı gazetelerde; "Eğitim şûrâsı, askerlik şûrâsı, spor şûrâsı, şimdi çıktı İSLÂM ŞÛRÂSI." diye alay mevzuu yapıldı. Böyle saçma şey olmaz! "Hizmeti sadece ben yaparım, başkası yapamaz. O kötü, bu kötü, bir ben iyiyim." Bu son derece yanlış bir zihniyettir. Onun için başarıya ulaşılmıyor. Fikir ihtilaflarına rağmen, kendilerini ayırmak isteyen ajan provakatörlere rağmen, sun'î ayrılıklar çıkarmak isteyen bir takım fanatiklere rağmen biz müslümanların mutlaka birleşmesi gerektiğini, bunun boyunlarına bir borç olduğunu bastıra bastıra söylemek durumundayız, o tarzda çalışmak durumundayız.
Ben yaraları sarmaya çalışıyorum. Kimseye özel methiye çıkarmak niyetinde değilim.
Allah huzurunda beni vebal altına sokacak bir gülücükten, bir tebessümden bile korkarım.
Allah'ın sevmediği bir insana tebessüm etmekten Allah'a sığınırım.
Allah'ın sevmediği bir insana sözümün arasında, sürçü lisanla "efendim" kelimesini kullanmaktan korkuyorum.
O hadîs-i şerîfi okuduktan sonra profesöre "efendim" diyemez duruma geldim.
Müslümanları kardeş olduğunu hatırlamaya davet ediyorum.
Süleymancılar, Kur'an kurslarına yardım etmek isteyen kardeşlerimiz. "Kusurları var." Benim de var, senin de var. Sen onun kusurlarını ararsan o da bir liste halinde senin kusurlarını çıkarır.
Nurcu. Şöyleymiş de, böyleymiş de. Canım o sana ait değil.
Falanca grup filanca grup, şu tekke bu dergâh.
Hayır, müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olacak.
Ben "birlik ve beraberlik" deyince bazı kimselerin şafak attı, akılları başlarından gitti, memnun olmadılar. Demek ki isabetli bir şey söylemişim. Müslümanlar birbirlerinin kardeşidir. Birbirleriyle yardımlaşmadan başarı sağlanamaz, sağlanamıyor. Yüzde nisbeti düşük oluyor. Yüzde üçte, yüzde beşte kalıyor, ileri gitmiyor, ekseriyet kazanılamıyor. Ekseriyetin kazanılması için insanın derya gibi olması lazım; engin gönüllü, sabırlı, halim selim olması lazım.
* * * *
Prof. Dr. Mahmud Es'âd Coşan (Rh.A)
İstanbul - 09.06.1990