- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Simurg!
Rivayet oldur ki, kuşlar şâhı Simurg, Bilgi Ağacı'nda yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun gözyaşları şifalı imiş ve her bin yılda bir topladığı çalı-çırpı üzerine çıkar, bir uzun inleyişle âh eder ve âhındaki kıvılcımdan tutuşarak yanar, sonra küllerinden yeniden doğarmış...
*
Kuşlar cemiyeti Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında işler ters gittikçe onlar da Simurg'a umut bağlar, bekler dururlarmış. Yıllar yılları kovalayıp Simurg ortada görünmeyince kuşkulanmışlar ve sonunda umudu kesmişler.
...
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulduklarını rivayet etmişler. Simurg'un varlığının gerçek olduğunu düşünen bizimkiler toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak efsanevi Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın zirvelerindeymiş. Oraya varmak için ise "yedi dipsiz vadi"yi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi:
İstek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
*
Kuşlar, hep birlikte yola çıkmışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar, vaz geçenler, düşenler olmuş...
"Aşk Denizi"nden geçmişler önce... "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar... "Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş, oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış; Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını...
...
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen altıncı vadi "Şaşkınlık" ve yedinci vadi "Yokoluş"ta kuşların çoğu umutlarını yitirmiş, sürüden kopmuş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, Simurg kelimesinde bulmuşlar:
Farsça "si" "otuz" demekmiş, "murg" ise "kuş"...

Simurg'un yuvasını bulunca görmüşler ki; "Simurg" zâten "otuz kuş" demekmiş.
Meğer onların hepsi birden Simurg'muş. 30 kuş, anlamışlar ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Simurg olmak isteyen beklemekten vazgeçecek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürecek, kendi küllerinden yeniden doğacak...
*
Her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça debelenerek beklemekten, tüneklerimizde ve kafeslerimizde zincir altında yaşamaktan kurtulamayacağız.
(Feridüddin-i Attar'a rahmet olsun...)
(Bu yazıyı Aylin Toygun hanımefendinin yazısından bazı rötuşlarla aldık.)
Sait Başer
Rivayet oldur ki, kuşlar şâhı Simurg, Bilgi Ağacı'nda yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun gözyaşları şifalı imiş ve her bin yılda bir topladığı çalı-çırpı üzerine çıkar, bir uzun inleyişle âh eder ve âhındaki kıvılcımdan tutuşarak yanar, sonra küllerinden yeniden doğarmış...
*
Kuşlar cemiyeti Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında işler ters gittikçe onlar da Simurg'a umut bağlar, bekler dururlarmış. Yıllar yılları kovalayıp Simurg ortada görünmeyince kuşkulanmışlar ve sonunda umudu kesmişler.
...
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulduklarını rivayet etmişler. Simurg'un varlığının gerçek olduğunu düşünen bizimkiler toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak efsanevi Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın zirvelerindeymiş. Oraya varmak için ise "yedi dipsiz vadi"yi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi:
İstek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
*
Kuşlar, hep birlikte yola çıkmışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar, vaz geçenler, düşenler olmuş...
"Aşk Denizi"nden geçmişler önce... "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar... "Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş, oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış; Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını...
...
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen altıncı vadi "Şaşkınlık" ve yedinci vadi "Yokoluş"ta kuşların çoğu umutlarını yitirmiş, sürüden kopmuş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, Simurg kelimesinde bulmuşlar:
Farsça "si" "otuz" demekmiş, "murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca görmüşler ki; "Simurg" zâten "otuz kuş" demekmiş.
Meğer onların hepsi birden Simurg'muş. 30 kuş, anlamışlar ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Simurg olmak isteyen beklemekten vazgeçecek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürecek, kendi küllerinden yeniden doğacak...
*
Her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça debelenerek beklemekten, tüneklerimizde ve kafeslerimizde zincir altında yaşamaktan kurtulamayacağız.
(Feridüddin-i Attar'a rahmet olsun...)
(Bu yazıyı Aylin Toygun hanımefendinin yazısından bazı rötuşlarla aldık.)
Sait Başer