- Üyelik Tarihi
- 19 Eyl 2007
- Mesajlar
- 37
- Aldığı Beğeniler
- 0
--------------------------------------------------------------------------------
Muhterem Mü’minler
Madde ve manâda, beden ve ruhta, emel ve gayede, idare ve sorumlulukta, insanları sağlam bir bütün, güçlü bir toplum haline getirmeyi hedef alan tek din İslâm’dır. Böylece İslâm, insanlığa en mükemmel, en istikrarlı, en hayırlı bir ümmet, bir toplum sunar. Nitekim Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:
“Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Allah’a inanarak marufu emreder, münkerden nehyedersiniz.” (Ali İmran: 110)
“İşte böylece, insanlar üzerinde şahidler olasınız ve Resulün de sizin üzerinizde şahid olması için sizi en seçkin bir ümmet kıldık.” (Bakara: 143)
Böylesi seçkin, hayırlı bir toplum ve ümmet olmanın temel dayanağı, İslâm Akidesinin yani inancının gerekli kıldığı İslâm kardeşliğidir. Ancak bu kardeşlik dokusu ile dokunmuş, perçinleşmiş bir toplum iflah olur. Düşmanlıklardan, tefrikadan, bölücülükten, yolsuzluklardan, ahlaki çöküntüden, zulümlerden, adaletsizliklerden, fakru zaruret ve zilletlerden ancak Allah’ın ipine yani İslâm’a sımsıkı toptan sarılmakla kurtulunur. Başka bir yol yoktur. Bunu da Allahu Teâla şöyle bildirmektedir:
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yakışır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı tutunun. Ondan ayrılmayın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de o gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti (İslâm) sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Ali İmran: 102-103)
Rabbımız Allahu Teâla’nın bu ayeti kerimesi ile kurtuluşun, kardeşliği tesis etmenin tek yolu olarak gösterdiği “Allah’ın ipine hep birlikte tutunmanın” manası; Allah’ın ipi olarak şanlı Resulüne indirmiş olduğu İslâm’ı toplumsal yaşantının her alanına hakim kılmak, onun etrafında toplumu teşkilatlandırmak demektir. Yani toplumda her kesimin kendi heva ve hevesine, kendi arzularına, kendi görüş ve hükümlerine göre değil de Allah’ın indirdikleri emir ve nehiylere, Allah’ın hükümlerine göre hareket etmesi, toplumu tanzim eden hükümlerin Allah’ın indirdiği hükümler olması demektir. Bu noktadan uzaklaşılırsa tefrika olur. Herkes bir yana çeker, parçalanma, istikrarsızlık, anarşi olur. Çünkü hiçbir beşeri görüş bir başka beşeri görüşe üstünlük iddiasında bulunamaz. Ancak hiçbir beşeri görüşün, hükmün, nizamın Allah’ın hükümlerinden üstün olması da düşünülemez!…
Aziz Cemaat!
Allahu Teâla, şanlı Resulü Efendimiz Muhammed Mustafa (SAV) ile bize göndermiş olduğu dinini tamamlayıp kemale erdirdiğini, bizim ancak ona kamil bir şekilde tabi olmamızı, aksi halde Allah’ı razı edemeyeceğimizi, dünya ve ahirette hüsrana düşeceğimizi açıkça bildirmiştir. Şöyle buyurmuştur:
“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Maide: 3)
“Allah katında din ancak İslâm’dır.” (Ali İmran: 19)
“Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa bilsin ki kendisinden (öyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayacaktır.” (Ali İmran: 85)
Muhterem Mü’minler!
Allah’ın dini İslâm, insan hayatının her alanını kapsar. Bireysel yaşantısında; inançlarını, ibadetlerini, ahlakını tanzim ettiği gibi toplumsal yaşantısını da tanzim eder. Çünkü toplum ve toplumu tanzim eden yönetim de insan hayatından bir parçadır. İnsan, ahirette hayatının bütün yönlerinden hesaba çekilecektir, hem de zerresine kadar... Bunu Rabbımız şöyle bildirmiştir:
“O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları, hesaba çekilmeleri) için geri dönüp gelirler. Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görür, kimde zerre kadar şer işlemişse onu görür.” (Zilzal: 6-8)
Allah’ın emirlerine, hükümlerine göre işlenen işler “hayır”dır, insanların hoşuna gitmese de.. Allah’ın emirlerine, hükümlerine ters işler şerdir, bütün insanların hoşuna gitse de.. Ahirette işte bu açıdan sorgulanacağız.!.. Şu halde Allahu Teâla insan hayatının hiçbir alanını tanzim etmeyi, insanların aklına, heva ve heveslerine, arzularına, hükümlerine terk etmemiştir. Kamil ve tastamam bir din göndermiş ve insanlardan hayatlarının her alanında bu dine göre muhakeme olmayı, yönetilmeyi talep etmiştir. Allah’ın indirdikleri dışında bir yönetimi tağut olarak vasfetmiş ve tağutla yönetilmeyi isteyenlerin Allah’a ve Resulüne indirdiklerine iman iddialarını boşa çıkarmıştır. Allah’ın indirdiği ile yönetimi imanın gereği kılmıştır. Şöyle buyurmuştur:
“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini ileri sürenleri görmedin mi? Zira, reddetmeleri emr olundukları halde tağutla yönetilmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin (onlara başvurun)’ denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61)
“Dikkat edin! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni (Resulullah’ın getirdiği İslâm’ın hükümlerini) hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükümlere (İslâm’ın hükümlerine) içlerinde hiçbir sıkıntı olmaksızın tam teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)
Muhterem Müslümanlar!
Resulullah (SAV), Medine’de İslâm Devleti kurmuş ve hayatı boyunca insanları Allah’ın şu emirlerine uyarak, Allah’ın gösterdiği biçimde, Allah’ın indirdikleri ile yönetmiş ve müslümanlara en mükemmel bir yönetim sistemi bırakmıştır:
“Aralarında Allah’ın indirdiği ile yönet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarına dikkat et. Eğer (bu hükümlerden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların bir çoğu da zaten yoldan çıkmıştır.” (Maide: 49)
“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin / yönetesin diye sana kitabı hak olarak indirdik, hainlerden taraf olma!” (Nisa: 105)
Aziz Cemaat!
Allah’ın indirdiği ve gösterdiği yönetim sistemini, Resulullah (SAV) den sonra sahabeler titizlikle devam ettirmişlerdir. Müslümanlar da bu sisteme bağlı kaldıkları sürece yeryüzünde izzetli haysiyetler, onurlu, saadetli bir hayat sürdürmüşler, Allah’ın dininin hakimiyeti uğruna, Allah’ın kelimesinin yücelmesi için fetihten fetihe koşmuşlardır. İnsanları kula kulluktan, tağuti zulümattan kurtarıp Allah’ın nuruna/sistemine tabi kılarak insanlar için çıkartılan hayırlı ümmet, şahid ümmet, seçkin ümmet olmuşlardır.
Resulullah’ın bıraktığı bu sistemde yöneticiler tebaalarına karşı tam bir şefkat, merhamet ve sorumluluk bilinci içinde idiler. İşte Halife Ömer (RA): “Bir ırmak kenarında bir koyun giderken ayağı sürçüp ırmağa düşse, niçin ona bir yol yapmadın diye Allah benden sorar...” diyerek bu bilinç içerisinde tir tir titriyordu. İşte Halife Ebu Bekir (RA) yönetime geldiğinde şu meşhur hutbesini irad etmiştir:
“Ey halk ben sizin üzerinize emir/yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer marufla (Allah’ın emirlerine göre) yönetirsem bana bu konuda yardım edin. Eğer münkerle yönetirsem bana doğru yolu gösterin. Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda en güçlüdür. Yani onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda en zayıftır, ondan gerekirse başkasının hakkını alırım.”
Elbette ki güzel yönetim sistemi böylesi güzel yöneticiler yetiştirir. Tek güzel, tek faziletli yönetim sistemi ise; Resulullah’ın bıraktığı, sahabelerin devam ettirdiği ve müslümanların tabi oldukça izzet ve saadet buldukları yönetim sistemidir. Bunun dışında yönetim sistemi arayışları ya cahillik, ya akılsızlık yada şaşkınlıktır. Zira Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:
“Yoksa onlar cahiliyye (İslâm dışı) yönetim mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, yönetim (sistemi) bakımından Allah’tan daha güzel kim vardır?” (Maide: 50)
cuma nız mubarek olsun..cuma günü vesilesi ile bu hutbeyi buraya aktarmak istedim...bu hutbeyi geçtiğimiz ay 19 mayıs haftasında okuduğumda kısmen tepki almıştım...
sizce tepkiye layık bir hutbe mi?
acaba diyorum ağaç,orman sevigisi yada kardeşimin gözyaşını göre göre insan sevgisinden,kardeşlikten mi yada alkolun zararlarından mı yada çevre temizliğinden mi yada önderlerinin miras olarak bıraktığı gençlikten mi söz etmeliydim...
değerli üstadımın okumuş olduğu hutbe üstadımında dediği gibi tepki alınacak bir hutbemidir sormak isterim vesselam
Muhterem Mü’minler
Madde ve manâda, beden ve ruhta, emel ve gayede, idare ve sorumlulukta, insanları sağlam bir bütün, güçlü bir toplum haline getirmeyi hedef alan tek din İslâm’dır. Böylece İslâm, insanlığa en mükemmel, en istikrarlı, en hayırlı bir ümmet, bir toplum sunar. Nitekim Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:
“Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Allah’a inanarak marufu emreder, münkerden nehyedersiniz.” (Ali İmran: 110)
“İşte böylece, insanlar üzerinde şahidler olasınız ve Resulün de sizin üzerinizde şahid olması için sizi en seçkin bir ümmet kıldık.” (Bakara: 143)
Böylesi seçkin, hayırlı bir toplum ve ümmet olmanın temel dayanağı, İslâm Akidesinin yani inancının gerekli kıldığı İslâm kardeşliğidir. Ancak bu kardeşlik dokusu ile dokunmuş, perçinleşmiş bir toplum iflah olur. Düşmanlıklardan, tefrikadan, bölücülükten, yolsuzluklardan, ahlaki çöküntüden, zulümlerden, adaletsizliklerden, fakru zaruret ve zilletlerden ancak Allah’ın ipine yani İslâm’a sımsıkı toptan sarılmakla kurtulunur. Başka bir yol yoktur. Bunu da Allahu Teâla şöyle bildirmektedir:
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yakışır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı tutunun. Ondan ayrılmayın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de o gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti (İslâm) sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Ali İmran: 102-103)
Rabbımız Allahu Teâla’nın bu ayeti kerimesi ile kurtuluşun, kardeşliği tesis etmenin tek yolu olarak gösterdiği “Allah’ın ipine hep birlikte tutunmanın” manası; Allah’ın ipi olarak şanlı Resulüne indirmiş olduğu İslâm’ı toplumsal yaşantının her alanına hakim kılmak, onun etrafında toplumu teşkilatlandırmak demektir. Yani toplumda her kesimin kendi heva ve hevesine, kendi arzularına, kendi görüş ve hükümlerine göre değil de Allah’ın indirdikleri emir ve nehiylere, Allah’ın hükümlerine göre hareket etmesi, toplumu tanzim eden hükümlerin Allah’ın indirdiği hükümler olması demektir. Bu noktadan uzaklaşılırsa tefrika olur. Herkes bir yana çeker, parçalanma, istikrarsızlık, anarşi olur. Çünkü hiçbir beşeri görüş bir başka beşeri görüşe üstünlük iddiasında bulunamaz. Ancak hiçbir beşeri görüşün, hükmün, nizamın Allah’ın hükümlerinden üstün olması da düşünülemez!…
Aziz Cemaat!
Allahu Teâla, şanlı Resulü Efendimiz Muhammed Mustafa (SAV) ile bize göndermiş olduğu dinini tamamlayıp kemale erdirdiğini, bizim ancak ona kamil bir şekilde tabi olmamızı, aksi halde Allah’ı razı edemeyeceğimizi, dünya ve ahirette hüsrana düşeceğimizi açıkça bildirmiştir. Şöyle buyurmuştur:
“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Maide: 3)
“Allah katında din ancak İslâm’dır.” (Ali İmran: 19)
“Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa bilsin ki kendisinden (öyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayacaktır.” (Ali İmran: 85)
Muhterem Mü’minler!
Allah’ın dini İslâm, insan hayatının her alanını kapsar. Bireysel yaşantısında; inançlarını, ibadetlerini, ahlakını tanzim ettiği gibi toplumsal yaşantısını da tanzim eder. Çünkü toplum ve toplumu tanzim eden yönetim de insan hayatından bir parçadır. İnsan, ahirette hayatının bütün yönlerinden hesaba çekilecektir, hem de zerresine kadar... Bunu Rabbımız şöyle bildirmiştir:
“O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları, hesaba çekilmeleri) için geri dönüp gelirler. Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görür, kimde zerre kadar şer işlemişse onu görür.” (Zilzal: 6-8)
Allah’ın emirlerine, hükümlerine göre işlenen işler “hayır”dır, insanların hoşuna gitmese de.. Allah’ın emirlerine, hükümlerine ters işler şerdir, bütün insanların hoşuna gitse de.. Ahirette işte bu açıdan sorgulanacağız.!.. Şu halde Allahu Teâla insan hayatının hiçbir alanını tanzim etmeyi, insanların aklına, heva ve heveslerine, arzularına, hükümlerine terk etmemiştir. Kamil ve tastamam bir din göndermiş ve insanlardan hayatlarının her alanında bu dine göre muhakeme olmayı, yönetilmeyi talep etmiştir. Allah’ın indirdikleri dışında bir yönetimi tağut olarak vasfetmiş ve tağutla yönetilmeyi isteyenlerin Allah’a ve Resulüne indirdiklerine iman iddialarını boşa çıkarmıştır. Allah’ın indirdiği ile yönetimi imanın gereği kılmıştır. Şöyle buyurmuştur:
“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini ileri sürenleri görmedin mi? Zira, reddetmeleri emr olundukları halde tağutla yönetilmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin (onlara başvurun)’ denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61)
“Dikkat edin! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni (Resulullah’ın getirdiği İslâm’ın hükümlerini) hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükümlere (İslâm’ın hükümlerine) içlerinde hiçbir sıkıntı olmaksızın tam teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)
Muhterem Müslümanlar!
Resulullah (SAV), Medine’de İslâm Devleti kurmuş ve hayatı boyunca insanları Allah’ın şu emirlerine uyarak, Allah’ın gösterdiği biçimde, Allah’ın indirdikleri ile yönetmiş ve müslümanlara en mükemmel bir yönetim sistemi bırakmıştır:
“Aralarında Allah’ın indirdiği ile yönet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarına dikkat et. Eğer (bu hükümlerden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların bir çoğu da zaten yoldan çıkmıştır.” (Maide: 49)
“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin / yönetesin diye sana kitabı hak olarak indirdik, hainlerden taraf olma!” (Nisa: 105)
Aziz Cemaat!
Allah’ın indirdiği ve gösterdiği yönetim sistemini, Resulullah (SAV) den sonra sahabeler titizlikle devam ettirmişlerdir. Müslümanlar da bu sisteme bağlı kaldıkları sürece yeryüzünde izzetli haysiyetler, onurlu, saadetli bir hayat sürdürmüşler, Allah’ın dininin hakimiyeti uğruna, Allah’ın kelimesinin yücelmesi için fetihten fetihe koşmuşlardır. İnsanları kula kulluktan, tağuti zulümattan kurtarıp Allah’ın nuruna/sistemine tabi kılarak insanlar için çıkartılan hayırlı ümmet, şahid ümmet, seçkin ümmet olmuşlardır.
Resulullah’ın bıraktığı bu sistemde yöneticiler tebaalarına karşı tam bir şefkat, merhamet ve sorumluluk bilinci içinde idiler. İşte Halife Ömer (RA): “Bir ırmak kenarında bir koyun giderken ayağı sürçüp ırmağa düşse, niçin ona bir yol yapmadın diye Allah benden sorar...” diyerek bu bilinç içerisinde tir tir titriyordu. İşte Halife Ebu Bekir (RA) yönetime geldiğinde şu meşhur hutbesini irad etmiştir:
“Ey halk ben sizin üzerinize emir/yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer marufla (Allah’ın emirlerine göre) yönetirsem bana bu konuda yardım edin. Eğer münkerle yönetirsem bana doğru yolu gösterin. Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda en güçlüdür. Yani onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda en zayıftır, ondan gerekirse başkasının hakkını alırım.”
Elbette ki güzel yönetim sistemi böylesi güzel yöneticiler yetiştirir. Tek güzel, tek faziletli yönetim sistemi ise; Resulullah’ın bıraktığı, sahabelerin devam ettirdiği ve müslümanların tabi oldukça izzet ve saadet buldukları yönetim sistemidir. Bunun dışında yönetim sistemi arayışları ya cahillik, ya akılsızlık yada şaşkınlıktır. Zira Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:
“Yoksa onlar cahiliyye (İslâm dışı) yönetim mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, yönetim (sistemi) bakımından Allah’tan daha güzel kim vardır?” (Maide: 50)
cuma nız mubarek olsun..cuma günü vesilesi ile bu hutbeyi buraya aktarmak istedim...bu hutbeyi geçtiğimiz ay 19 mayıs haftasında okuduğumda kısmen tepki almıştım...
sizce tepkiye layık bir hutbe mi?
acaba diyorum ağaç,orman sevigisi yada kardeşimin gözyaşını göre göre insan sevgisinden,kardeşlikten mi yada alkolun zararlarından mı yada çevre temizliğinden mi yada önderlerinin miras olarak bıraktığı gençlikten mi söz etmeliydim...
değerli üstadımın okumuş olduğu hutbe üstadımında dediği gibi tepki alınacak bir hutbemidir sormak isterim vesselam