Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
ve biri daha gidiyor ölümün agzına hemde küçücük yaşta yaşı ufak diye geri çevirmek istiyor Resullullah(sav) sen savaşamazsın daha küçüksün kılıç sallayamazsın diyor ve oda diyor ki: savaşamazsam ya ÖLDÜRÜLMEYİ ÖLMEYİ DE Mİ BECEREMEM YA HABİBALLAH.... ;(
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
amin amin amin ;(


mevlam son nefesimizde imanlı ölebilmeyi nasip etsin inş..

tek dile im inş şehit ölmek ;( ;(
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
OZANIN DEDİĞİ GİBİ, dünya iki kapılı bir han. Birinden girer, öbüründen çıkarız. Bu akış hiç kesintisiz devam ediyor. Bizi dünyaya gönderen kudret, buradan tekrar gayb âlemine alıyor. Bu yolculukta treni kaçıran yok. Herkesin bileti önceden kesilmiş, yeri ayırtılmış. Bilinmeyen tek şey, hareket saati ve kaçıncı sınıf mevkide bu seyahatin gerçekleşece i. Bu da son dakikada ö renece imiz bir tılsım.

Yaşadı ınız gibi ölür, öldü ünüz gibi diriltilirsiniz der nebevî mesaj. Ölüm hayatın müteradifidir yani. Hayat sayfasına ömür kelimeleriyle ne yazdıysanız ölüm ekranında da onu okursunuz. Yaşayaca ımız ölüm biçimi yaşadı ımız hayatın mahiyetine bir tavzih notudur. Hayatın anlamına dair yaşadı ımız cevaplar, bize ölümü nasıl yaşayaca ımıza ilişkin ipuçları da sunar. Allaha aziz bir kul olmak ile zelil bir firavun olmak arasındaki koordinatta bir yer buluruz hepimiz kendimize. Dünyadan gidiş biçimimiz, saidler ya da şakiler kafilelerinden hangisine katılaca ımıza dair bir şifredir aslında. Ne dersiniz, ölüme karşı nasıl bir tutum içinde oldu umuzu düşünmeye de mez mi?

Her defasında ölümü başkası için düşünerek, devekuşu gibi kendimizi zavallı bir demagojinin esiri yaparak mı yaşıyoruz? Hayata taparcasına tutunmanın yolu, onun sonu olan bir film oldu unu unutmak mıdır? Ölümün yüzüne erkekçesine gülemeyenlerin, bir tepenin üzerinden düşmana teslim etti i şehre gözyaşları içinde bakarken annesinin A la alçak, a la! itabına muhatap olan Gırnata emîri gibi insan içre zelil, mahlukat içre müstekreh bir nebatî ve hayvanî hayat mertebesinde yaşamaları mukadderdir. Ölümden ne korkarsın/Korkma ebedî varsın hatırlatmasıyla, ölümü sonsuz dirilişin kapısını çalmak olarak görenlerin, bu bilinci yaşarken hayatlarına aktaramamaları ne çetin bir imtihandır! Ölümün hayattan istedi ini anlamayarak ölümü yoklu a mahkûm etmek, onu karşılamak bir yana varlı ını kabullenememek, insan olmakla ba daştırılabilecek bir tutum olamaz. İnsanın kendisini sonsuzlu a ça ıran sesi susturmak için duygularını uyuşturmaya odaklanmış bir hayat tarzını tercih etmesi, onu ölüm karşısında çaresiz, zavallı, korumasız bir duruma iter. Sı ınacak, tutunacak bir dalı olmamak ama bunu da itiraf etmemek, insana emanet olarak verilen enaniyet hassasını en kötü kullanma biçimidir.

Hayatı ölümle birlikte teneffüs eden cedlerimizin ölüm karşısındaki duruşları bu bakımdan son derece ö reticidir. Sosyal hayatın merkezî mekânı olan cami bahçelerini mezarlık olarak düzenleyerek ölümle ne kadar barışık olduklarını yaşarken ortaya koyanların, ölümü karşılama biçimleri ne kadar da güzeldir! Günümüz insanının ölümle tek ilişkisi cami avlusundaki cenazeye uzaktan bakmaya indirgenmiş durumda. Bırakın ölülerimizi aramıza taşımayı, mezarlıkları meskûn mahaller dışına taşımak mergup bir tercih. Ölümün bize sordu u soruyu unutmak için bütün bir Batı uygarlı ı seferber olmuş durumda. Ama ölüm hep var ve hepimiz için şahsen, iadesiz taahhütlü olarak var.

Tek katlı dünyanın insanları ölümden duydukları korku oranında saldırganlaşıyor ve ismi bile konamayacak şenaatlerin öznesi hâline geliyor. Dört bir tarafı tehlikelerden masun Amerikanın 11 Eylül sonrasındaki resmî ve toplumsal tepkisi, aynı zamanda bu korkunun reelleşmesi karşısında hazırlıksız yakalanmanın bir sonucu de il mi? Batı toplumlarında günlük hayatın bu kadar mihaniki olarak akışına gösterilen hassasiyet, biraz da cenneti bu dünyaya taşıma çabasında, kişinin sahip oldu u hakların en küçük biçimde ihlaline bile şiddetli bir yaptırımla karşı koymasında ve devlet gücünün bunun aracı kılınmasında, ölüme karşı bu negatif duruşun da önemli payı yok mudur?

Ölüm kapıyı bir defa çalar, hazır olup olmadı ınıza bakmadan vazifesini ifa eder ve hiç kimseye eyvallah etmeden çeker, gider. İnsanın ölümü âlemin ölümüdür ama, her gün yıkılan yüzbinlerce âlem bizde en küçük bir tepki uyandırmaz. Oysa hepimiz ölüme nişanlıyız ve hepimiz ölecek yaştayız. Bu aymazlık ça daş uygarlıkın insanı heveslerinin oyunca ı hâline getiren aşılamasının ürünü. Oysa ölümün Yaratıcısı bizi hayata ça ırıyor. Hayatımızı Onunla kuraca ımız ba la hayatlandırmamızı istiyor. Bu ça rıya verilen cevapların do urdu u ölüm karşısındaki kimi kişisel duruş örneklerini hatırlayalım.

Beni bir Müslüman olarak vefat ettir ve salihler kafilesine kat diyen Yusuf aleyhisselamın, ölümün karanlık peçesini kaldırıp ışıklı melekûtuna bakışlarımızı çeviren duruşu ne muhteşemdir! Yusufun ölümü, ölümlü hayatı hayatlandıran bir ölümdür.

Hayatı bir yi itlik destanı olan Velid o lu Halid(r.a.) ölüm döşe ine bir türlü yatamıyordu. Sonunda dayanamamış ve atını getirmelerini istemişti. Halide yakışan, ölüm mele ini bir miskin gibi yatakta de il, at üstünde karşılamaktı. Öyle de yaptı.

Geç Orta Ça Hıristiyanlık anlayışına damgasını vuran ve geliştirdi i Hıristiyanlı ın Aristocu yorumu yüzyıllarca Hıristiyan skolastisizminin temelini oluşturan Aziz Thomas, Papa ile görüşmeye giderken sarkık bir a aç dalına çarparak yere düşmüş ve bir ay boyunca ye eninin şatosunda yatmak zorunda kalmıştı. Nihayet ölece ini hissetti inde yakındaki Fossanuova kilisesine götürülmesini istemişti: E er Tanrı bana geliyorsa, Onu bir şatoda de il Kilisede istikbal etmek isterim. Öyle de oldu. Bir eşek sırtında on kilometrelik bir yolculuktan sonra getirildi i bu kilisede öldü.

Öte yandan, âlemlerin Rabbine ihya ve imâte gibi küllî fiillerde ortaklık taslayarak girişti i rablik davasında topal ve kör bir sivrisine in kurbanı olan Nemrutun başını duvarlara çarpa çarpa nihayetlenen serencamı ise, ihkak-ı hak olarak ne kadar haşyet veren bir sondur!

Nemrut kafilesinde yer alan di er küçük firavunların ölümle karşılaşma biçimleri de bundan çok farklı de ildir. Hazinelerinin anahtarlarını bir kafilenin ancak taşıyabildi i Karun temellük ettiklerinin bir ilâhî mevhibe oldu unu inkâr edince, Ezelî Kudret deprem diliyle bütün varlı ını bir anda yoklu a çevirmişti.

Üç kıtada hüküm süren bir imparatorlu un kurucusu olan Aristonun ö rencisi Makedonyalı İskender, elinde asası ve ekmek torbası, üzerinde de abasından başka birşey olmayan, dünyalık olarak bir de içinde yaşadı ı kilden fıçısı bulunan Sinoplu Diyojene istedi i birşey olup olmadı ını sordu unda, sabah güneşini kapattı ı için o sırada güneşlenmekte olan bu mutlulu u dünya lezzetlerinin terkinde bulan sefil adam şu cevabı vermişti: Gölge etme, başka ihsan istemem. Ama İskender Babil seferi öncesinde hayatı yaşamaya istihkaksızlı ını gösterir tarzda bir içki içme yarışmasına katılmış ve içti i altı litre şaraptan sonra ayılmadan dünyaya veda etmişti.

Benzer bir akıbet Büyük Hun Hakanı, sözümona Tanrının kırbacı Attilanın da başına gelmişti. Ulu Hun hakanı İtalya seferi öncesinde haremine yeni kattı ı güzel bir kızla zifafa giremeden içti i içkinin tesiriyle burnundan gelen kan genzine kaçınca, bu şeb-i arus onun için ölüm gecesinin karanlı ına dönüşmüştü.

Bu örnekleri ço altmak mümkün. Yaşayan son imparator Dubya, az daha bir futbol maçı izlerken kraker saldırısı sonucunda ölümle buluşacaktı, ama en azından âleme müdhike oldu!

Faydacı felsefenin kurucularından Jeremy Benthamın belki de insandaki ölümsüzlük duygusunun sapkın bir tezahürü olan bir tasavvuru vardı: oto-ikonlar. Ölü bedenlerin heykel olarak dikilmesi anlamına gelen bu kavram Benthamın buluşudur. Buna göre, bir köy beyzadesi köydeki evine giden yolun iki tarafında yer alan a açların arasına ailesinin oto-ikonlarını dikebilir. Böylece her eve gidiş ve çıkışında tüm usul ve füruuyla cismen selamlaşabilirdi. Günümüz insanı için böyle bir tasavvur herhalde ancak korku filmlerine konu olabilir. Ama ölümü ciddiye almanın yolu, bir açıdan, ölümden korkabilmek de il midir? Ölümden gerekti i şekilde korkanlar, onunla gelen sorulara kaçamak cevaplar vermek yerine, dürüst ve do rudan cevaplar verenlerdir. Ölümden ölesiye korkarken onu ciddiye almayanların duruşları ise katıksız bir ikiyüzlülüktür.

Peki, siz hangi tutuma sahipsiniz?



© 2005 karakalem.net / Ahmet Yıldız
 

PasHa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
645
Aldığı Beğeniler
1
Secdede Günahlarimizin Affı için Aglarken sehadetle Ölmek isterdimm..

Yada İslam Ugruna Savasanların arasında olmak isterdim ve vucudumun bin parcaya bölünerek Sehadet şerbetini içe içe can vermek isterdim....

Hiç Olmassa Rabbimin Huzuruna VArdıgım da vucüdunu nerde harcadin diye Sorarsa verecek bir Cevabım olurdu...

İns Nasip olur bu Sekilde Can vermek...

Konu İcin Allah Razı Olsun......
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Rabbim sitediginiz gibi bir ölümü cümlenize nasip etsin inşaallah...
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
ÖLMEMEYE ÇAREMÎ VAR
Gururlanma insano lu
Ölmemeye çaremi var
Hazen görmüş bir gül gibi
Solmamaya çarenmi var?

Hayat denen dolap döner
Bütün mahluk olan biner
Ya ı biten kandil söner
Sönmemeye çaremi var?

Hiç aldanma mala mülke
Gitmez isen do ru yola
Tatlı canın azraile
Vermemeye çaremi var?

Hiç güvenme can dostuna
Uçuşurlar mal kastına
Çıkıp teneşür üstüne
Yatmamaya çaremi var?

Düşünmezsin hiç ölmeyi
Terk etmezsin hiç gülmeyi
Yakası yok ak gömle i
Giymemeye çaremi var?

Nerde ecdad nerde ata
Hak'ka karşı yapma hata
Taput denen a aç ata
Binmemeye çaremi var?

Daim yürür Hak izinde
Hak'kı söyler her sözünde
Dört kişinin omuzunda
Gitmemeye çaremi var?

Kalkacaktır gözden perde
Göreceksin yarin, nerde
Ev kazılmış kara yerde
Yatmamaya çaremi var?

Münker nekir gelecektir
Rabbin kimdir diyecektir
Mümin cevap verecektir
Vermemeye çaremi var?
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Hayat bir imtihandir. Bu imtihanda az zamana cok is sigdirmak ve tarihe altin harflerle adini yazdirmak icin ayri bir heyecan gerekmektedir. Iste hayatlari heyecanla dolu olarak yasamis kahramanlarin hayatlarindan tablolar:

Islam ordusu Uhud savasi icin Seyheyn tepelerine geldigi zaman, Rasul-u Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) durup ordusunu bizzat teftisten gecirdi. Bu sirada on bes kadar kucuk yasta cocugu da geri cevirdi.

Fakat, iclerinde mucahitler safindan ayrilmak istemeyen, musriklere karsi kucuk yasta da olsa savasmak isteyenler vardi. Bunlardan biri de Rafi' bin Hadic idi. Ayagindaki mestlerin ucuna basarak Rasul-u Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'e uzun gorunmek istiyordu. Bir sahabinin Ya Rasulallah, Rafi' iyi ok atar demesi ve ordudan ayrilmamasini istemesi uzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) onu da orduya aldi. Arkadasinin orduya alindigini goren bir baska kucuk sahabi Semure bin Cundub babasina:
Babacigim, Rasulullah Rafi'e musaade etti beni ise geri cevirdi. Halbuki ben gureste onu yenebilirim dedi.

Babasi teklifi Rasul-u Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'e iletti. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) guresmelerini istedi. Semure'nin gureste Rafi'i yiktigini gorunce onun da orduya katilmasina izin verdi. (Peygamberimizin hayati Salih Suruc c 1 s 90-91)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Amr bin Cemuh'un Bedir Gazvesine katildigi soyleniyorsa da, cok istemesine ragmen, fazla topallamasi sebebiyle, rahatca savasamayacagini soyleyen ogullari, Hazreti Peygamberin de mudahalesiyle Bedir savasina katilmasina engel olmuslardi. Ancak, Uhud Gazvesi sirasinda, ogullari yine engel olmaya kalkinca, siz beni Bedir Seferi'nde cenneti kazanmaktan alikoymustunuz diyerek onlari, Hazreti Peygamber'e sIkayet etti. Sakat oldugu icin savasa katilmasi gerekmedigi halde, onu cok istekli goren Hazreti Peygamber, Uhud'a istirak etmesine izin verdi. Amr b. Cemuh cesaretle carpisti. Savasin sonlarina dogru, Musluman saflarinda dagilma basladigi zaman bile, o sebat edip dusmanla mucadeleye devam etti ve sonunda hep arkasinda savasarak onu korumaya calisan ogluyla birlikte sehit oldu. Yeteri kadar kefen bulunamadigi icin, cok sevdigi arkadasi ve kayinbiraderi Abdullah b. Amr b. Haram ile ayni kefene sarildi ve ayni kabre kondu. Hazreti Peygamber bir hadisinde, onun, cennette sapasaglam ayaklarla yurudugunu haber vermistir.
(ONKAL Ahmet, Amr b. Cemuh Islam AnsIklopedisi Cilt 3 sayfa 83)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Halid bin Velid onlarca savasa katilip Allah'in (celle celâluhu) kilici unvanini almasi yetmiyormus gibi son nefesini yataginda degil de ayakta kilicina dayanarak veriyordu.

Gazneli Mahmut yatarak olmeyi kabullenemiyor ve oturdugu yerde vefat ediyordu. (Efsane soluklar Ibrahim Refik s 164)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Sultan IV. Murad'in Bagdat seferine karar verdigi gunlerdeydi. Sadrazamini huzuruna cagirip ferman eyledi:
-Ordu-yu humayunumdaki sahbazlarim tuvana ve yigit kisilerden secile. Tifil olanlar karistirilmaya. Biyik ve sakallarinda tarak dura. Fermanim memleket-i mahrusama ilan edilip bunlarla amel oluna!

Hazirliklarini ikmal eden ordu nihayet Gaza vaktidir! deyip sefer basladi. Yolda bircok Anadolu evladi gonullu gruplari olarak fevc fevc ordu-yu humayuna katilmak uzere guzergaha dokulmustu. Sadrazam bunlari bizzat gozden geciriyor ve matluba uygun olanlari deftere kaydettiriyordu. Bir gun gonulluler arasinda 17-18 yaslarinda bir delikanliyi gordu. Yuzu gunesten yanmis bu gencin biyiklari henuz terlemisti. Sadrazam basindan korkarak onu geri cevirmek istediyse de cocuk israrci davraniyor, peslerinden ayrilmiyordu. Nihayet sadrazam onu kendi hizmetine almak zorunda kaldi.

Bagdat yakinlarina gelmisti. Hukumdar orduyu teftise cikti. Sadrazam, emrine aldigi delikanliyi bir sandiga saklamak zorunda kalmisti. Ne var ki hunkar karargahin her yanini dolasiyor ve merakini mucip olan her soruya cevap istiyordu. Nihayet sadrazam esyalar arasinda sandigi gorup actirdi ve cocugu gordu. Bir rivayete gore de sadrazami cekemeyenlerden biri durumu jurnal etmisti. Ofkesi atesi bile yakan o hasmetli hukumdar cocugu karsisina alip gurledi:

-Gel bre ferman dinlemez asi! Tifil kimse istemem; biyiklarinda tarak durmali buyurmustum. Ya sen nicin emrimi cignersin?

Delikanli gazal yapragi gibi titrerken agzindan su sozler dokuldu:
-Sevketlu hunkarim, elbet benim de biyiklarimda tarak durur.

Bu sefer Hunkar sasirmisti. Delikanli onun hayret dolu nakislari arasinda kusagindan bir tarak cikartip bir anda ust dudagina civiledi. Taragin disleri ust dudagina batmis ve sanki biyikta duruyor gibi durmaktaydi. O sirada esas durusa gecip,
-Iste Hunkarim, dedi goruyorsunuz ki benim biyiklarimda da tarak duruyor.

IV. Murat once kendisiyle alay ettigini sandi ve delikanlinin yanina yaklasti. Taragin dudaga batmis oldugunu, bunun acisiyla zavallinin gozlerinden yaslar gelmeye basladigini gordu. Celik yuregi birden yumusadi, sinirleri yatisti. Hatta bu cesaret biraz da hosuna gitmisti. Munis bir tavir ile sordu:
-Senin adin nedir bakalim?
-Osman, sevketlum.
Bu sefer Hunkar sadrazama hitaben,
-Lala, Osman'i oncu yigitlerime serdar ettim.
Sonra Osman'a dondu:
-Osman'im, dilerim Allah'tan Bagdat'a ilk giren sahbazim sen olasin!

Bir hafta kadar sonra Bagdat kusatildi. Nihai buyuk taarruzda oncu birliklerin kiliclari duvarlara carpar olmustu. O sirada Osman'in, yigitleri onunde surlara tirmandigi goruldu. Kilici belinde, uc hilalli Turk bayraginin gonderi elinde idi. Surlarin uzerine cikar cikmaz kilicini cekip karsisina ilk cikan askeri ikiye bicti ve bayrak gonderini kale burcuna sapladi. Bir yandan savasiyor, diger yandan yoldaslarina bagiriyordu:
-Ha bre vurun kurtlarim, basimiz kalmazsa sanimiz kalir&

Osman'in kale burcuna diktigi bayrak ordunun cesaretini bir anda bire, bese katlamis, her yandan surlara tirmanan geziler gorulmustu. Osman bu carpismada sehid oldu. Ancak adamlarinin kulaklarinda su sozleri uzun sure cinlayip durdu:
-Koman kurtlarim! Gun gaza gunudur, cennet sizi bekliyor, cennet sizi bekliyor&
Osman'dan geriye bir turku kaldi:

Bagdat'in kapisin Genc Osman acti
Dusmanin cumlesi onunden kacti of of
Kelle koltugunda uc gun savasti
Allah Allah deyip gecer Genc Osman of of

Genc Osman dedigin bir kucuk usak
Beline baglamis ibrisim kusak of of
Askerin icinde birinci usak
Allah Allah deyip gecer Genc Osman of of

Bagdat'in icine girilmez yastan
Her ana dogurmaz boyle bir aslan of of
Kelle koltugunda geliyor aslan
Allah Allah deyip gecer Genc Osman of of

O gun oyle gerekiyordu. Gunumuzde ise inandigi degerlerin kara sevdalisi olanlar var. Muhabbet fedaisi olarak kin nefret ve dusmanligi lugatlerinden silip, sevgiyi, hosgoruyu rehber edinen kalbin zumrut tepelerinde gezinen gonul insanlari var. Arif Nihat Asya'nin ifadesiyle anadan, yardan, serden gecmis yigitler var. Ruh dunyalarina gozyasi ve izdirapla bosaltilmis evrensel mesajlari ellerine aldiklari mes'alelerle, kuresel barisi gerceklestirmek yolunda dunyanin karanlik her kosesine ulastirmak gayesiyle soluk almadan kosanlar var. Kudsiler arasina adini yazdirmak icin yarisanlar var. Kendilerine Altin Nesil adi verilmis asrimizdaki bu talihlilerin, Refi' bin Hadic'lerden, Amr bin Cemuh'lardan, Halid bin Velid'lerden, Gazneli Mahmut'lardan, genc Osman'lardan ne farki var ki?


Mustafa Arslan
 
Üst Alt