İslam aleminin bugün içinde bulunduğu en büyük sorun ne açlık, ne kıtlık ne de yoksulluktur. Tüm bu olumsuzluklar, parçalanmışlık hastalığının gözle görülen birer sonucudur. Kansere yol açan bölünmeyi doğru teşhis edemediğimiz için, bugüne kadar hastaya günübirlik kendini iyi hissettirecek ağrı kesiciler vererek durumu idare etmeye çalıştık. Fakat, hastalık süratle tüm vücudu etki altına alarak ilerlemektedir. Aynı vücudun birer hücreleri olan Müslümanların, bu amansız hastalıktan kurtulması için gerekli olan kesin ve kalıcı tedavi bir an önce uygulanmalıdır.
Tarih, bu hastalığa yol açacak virüsleri önceden saptayan ve tedbirini alan Lokman Hekim örnekleriyle doludur. Alemlere şifa Efendimiz Hz. Muhammed (sav), sahabeyi ırk ve kabile ayrımcılığı yapmaktan, insanları milletlerine, cinsiyetlerine, dillerine, aşiretlerine göre ayırmaktan, hatta aynı toplum içinde insanları maddi imkanlarına göre sınıflandırmaktan kesinlikle sakındırmıştır. Peygamber Efendimiz (sav), Veda Hutbesi’nde, “Ey İnsanlar! Muhakkak ki Rabbiniz bir ve atanız da birdir. Hepiniz Adem’den, Adem de topraktandır. Allah yanında en üstün olanınız O’ndan en fazla korkanınızdır. Arab’ın aceme, acemin de Arab’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur, takva hariç.” sözleri ile Müslümanları bu konuda dikkatli olmaya davet etmiştir.
Günümüz Müslümanlarının bakış açısının da bu doğrultuda olması gerekir. Müslümanların birbirleri ile olan ilişkilerinde, temel ölçü karşılarındaki kişinin ırkı, etnik kökeni, dili gibi özellikleri, sahip olduğu imkanları, makamı veya mevkisi değil, imanı ve güzel ahlakıdır. Samimi iman eden kişiler arasında sevgi, bir diğerinin Allah’tan korkup sakınmasına, Rabbimiz’e duyduğu içli sevgiye, yaptığı salih amellere, gösterdiği güzel ahlaka göre şekillenir. Eğer bir kişi hayatını Allah yolunda vakfetmiş olduğunu tüm tavır ve davranışları ile ispatlıyor, her anında Allah’ın rızasını ve rahmetini gözeterek güzel davranışlarda bulunuyorsa, müminler o kişiye karşı sevgi ve hürmet duyarlar. Aynı kıstaslar, Müslüman toplumlar arasındaki ilişkilerde de geçerli olmalıdır. İki Müslüman toplum arasındaki ilişkinin özü, Kuran’da bildirildiği gibi olmalıdır: Müslümanlar, birbirlerinin yardımcısı ve velisidirler.
İslam dünyası, ayrılıkları ve farklılıkları bir kenara bırakıp, tüm Müslümanların “kardeş” olduğu gerçeğini hatırlamalı ve bu manevi kardeşliğin getirdiği güzel ahlak ile tüm dünyaya örnek olmalıdır. Samimi Müslümanlar, bu kardeşlik nimeti için Rabbimiz’e şükretmeli ve Allah’ın “dağılıp-ayrılmayın” emrini unutmamalıdırlar:
Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)
Tarih, bu hastalığa yol açacak virüsleri önceden saptayan ve tedbirini alan Lokman Hekim örnekleriyle doludur. Alemlere şifa Efendimiz Hz. Muhammed (sav), sahabeyi ırk ve kabile ayrımcılığı yapmaktan, insanları milletlerine, cinsiyetlerine, dillerine, aşiretlerine göre ayırmaktan, hatta aynı toplum içinde insanları maddi imkanlarına göre sınıflandırmaktan kesinlikle sakındırmıştır. Peygamber Efendimiz (sav), Veda Hutbesi’nde, “Ey İnsanlar! Muhakkak ki Rabbiniz bir ve atanız da birdir. Hepiniz Adem’den, Adem de topraktandır. Allah yanında en üstün olanınız O’ndan en fazla korkanınızdır. Arab’ın aceme, acemin de Arab’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur, takva hariç.” sözleri ile Müslümanları bu konuda dikkatli olmaya davet etmiştir.
Günümüz Müslümanlarının bakış açısının da bu doğrultuda olması gerekir. Müslümanların birbirleri ile olan ilişkilerinde, temel ölçü karşılarındaki kişinin ırkı, etnik kökeni, dili gibi özellikleri, sahip olduğu imkanları, makamı veya mevkisi değil, imanı ve güzel ahlakıdır. Samimi iman eden kişiler arasında sevgi, bir diğerinin Allah’tan korkup sakınmasına, Rabbimiz’e duyduğu içli sevgiye, yaptığı salih amellere, gösterdiği güzel ahlaka göre şekillenir. Eğer bir kişi hayatını Allah yolunda vakfetmiş olduğunu tüm tavır ve davranışları ile ispatlıyor, her anında Allah’ın rızasını ve rahmetini gözeterek güzel davranışlarda bulunuyorsa, müminler o kişiye karşı sevgi ve hürmet duyarlar. Aynı kıstaslar, Müslüman toplumlar arasındaki ilişkilerde de geçerli olmalıdır. İki Müslüman toplum arasındaki ilişkinin özü, Kuran’da bildirildiği gibi olmalıdır: Müslümanlar, birbirlerinin yardımcısı ve velisidirler.
İslam dünyası, ayrılıkları ve farklılıkları bir kenara bırakıp, tüm Müslümanların “kardeş” olduğu gerçeğini hatırlamalı ve bu manevi kardeşliğin getirdiği güzel ahlak ile tüm dünyaya örnek olmalıdır. Samimi Müslümanlar, bu kardeşlik nimeti için Rabbimiz’e şükretmeli ve Allah’ın “dağılıp-ayrılmayın” emrini unutmamalıdırlar:
Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)