Ömür denilen süre insandan insana değişse de, sonuçta herkes yaşadığını çok kısa bir süre olarak görür. Hayatından bir şey anlamadığını söyler. Ömürlerinin nasıl geçtiğini anlamadıklarını, her şeyin bir serap veya bir rüya gibi geride kaldığını söylerler.
Ve evet; herkes ölüm denen gerçekle karşılaşır. Dünyada ebedilik verilmiş tek bir Allah’ın kulu olmadığına göre hepimizi bekleyen akıbet budur. Kimilerine göre daha fazla veya daha az yaşansa da gidilecek, buluşulacak yer aynı.
Fakat herkes ölümü kendisinden uzak tutar. O kadar cenaze namazına katılmamıza, ölüm döşeğindekileri ziyaretimize, onca ölüm haberine rağmen ölümün bizi de bulacağına kendimizi ikna etmekte zorlanırız. Sözünü eder fakat bir türlü idrak edemeyiz. Ne desek ölüm bize yabancı gelir.
Hatırlatıcı işaretler
İnsan hangi yaşta olursa olsun, elbette her zaman dünya hayatının bir sınav olduğunu bilmelidir. Ancak ölümün ayak seslerini bizzat kendi üzerinde duymaya başlamış olanların artık davranışlarına, ibadetlerine her zamankinden fazla hassasiyet göstermesi gerekir. İşte artık zaptedilemez gençlik günleri geride kalmıştır. Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Önceki gibi hızlı koşamamaktadır. Aynanın karşısına geçtiğinde karşısında kırlaşmış saçlar, eskimiş ve yorulmuş yüz her gün ölümü fısıldar. Gözlüksüz okuyamayan gözler, sürekli sürpriz yapan ağrılar hep birer işarettir. Ölüme her zamankinden yakın olunduğunun mesajıdır.
Tövbe vaktinin daima geç olma ihtimali vardır. Ancak ölümün işaretleri üzerinde belirmiş olanlar için her an geç olabilir. Çünkü gençlik defteri kapanmış, yaşlılık sayfaları dolmaya başlamıştır. Hiç kimsenin eline bir üçüncü defter de verilmeyecek. Özellikle yaşı kırkı geçmiş olanların kendilerine çeki düzen vermesi gerekir.
Kırk Üçünde Gelen Felç
Sabah kalktığında kendisini biraz halsiz hissediyordu. Başında da müthiş bir ağrı vardı. Bütün bir geceyi yarım kalan işlerini tamamlamakla geçirdiğinden, yataktan yine yorgun kalktım, diye düşündü. Sanki hiç uyumamış gibiydi. Kahvaltısını yapıp ailesiyle vedalaştı ve her zamanki gibi işyerine yollandı. Yolda giderken üzerindeki ağırlık sanki artıyor gibiydi. Dükkanın kapısını açmaya çalışırken gözleri karardı. Yere düşüşünden sonrasını hatırlamıyordu.
Gözlerini açtığında hastanenin nöroloji bölümünde yatıyordu. Eşi yanında elini tutuyor, kardeşleri karşıdan mahzun mahzun bakıyordu. Gözlerini açması hepsinin yüzünü ışıtıverdi. Beyin kanaması geçirmişti. Vücudunun sağ tarafı tamamen iptal olmuştu, kolunu ve bacağını oynatamıyordu. Konuştukları da anlaşılmıyordu. Halini anlayınca gözlerinden yaşlar boşandı, etrafındakileri de ağlattı.
Hayatı birden gözünün önünden geçti. Kırk üç yaşındaydı. Doğrusu böyle bir şeyi hiç beklemiyordu. Sağlığı yerindeydi. Her gün yürüyüş yapıyor, yemeklerine dikkat ediyordu. Birden gözü duvarda asılı olan saate takıldı. Öğle vakti geçmek üzereydi. Eşine abdest almak istediğini zar zor anlatabildi. Namazını ima ile eda ettikten sonra bulunduğu durumun muhasebesini yaptı. Ellerini açamadan Yaradan’a niyaz etti: “Rabbim, yakalandığım bu hastalığıma dayanma gücü ver, sabır ihsan eyle. Beni isyankârlardan yapma. Sana daha iyi kulluk yapabilmem için bana yeni bir süre verdiğin için sana şükürler olsun.”
Sonrası mı? Uzun süren fizik tedavinin ardından aksayarak da olsa yürüyebiliyor. Sağ elini tam olarak olmasa da kullanabiliyor. Konuşması da tamamen düzeldi. “Bu bana Rabbimin bir imtihanı idi. Uyarıyı aldım, daha iyi bir kul olmaya gayret ediyorum” diyor. Bu, yaşanmış bir olaydır.
SEmerkand Dergisinden alıntı.
Ve evet; herkes ölüm denen gerçekle karşılaşır. Dünyada ebedilik verilmiş tek bir Allah’ın kulu olmadığına göre hepimizi bekleyen akıbet budur. Kimilerine göre daha fazla veya daha az yaşansa da gidilecek, buluşulacak yer aynı.
Fakat herkes ölümü kendisinden uzak tutar. O kadar cenaze namazına katılmamıza, ölüm döşeğindekileri ziyaretimize, onca ölüm haberine rağmen ölümün bizi de bulacağına kendimizi ikna etmekte zorlanırız. Sözünü eder fakat bir türlü idrak edemeyiz. Ne desek ölüm bize yabancı gelir.
Hatırlatıcı işaretler
İnsan hangi yaşta olursa olsun, elbette her zaman dünya hayatının bir sınav olduğunu bilmelidir. Ancak ölümün ayak seslerini bizzat kendi üzerinde duymaya başlamış olanların artık davranışlarına, ibadetlerine her zamankinden fazla hassasiyet göstermesi gerekir. İşte artık zaptedilemez gençlik günleri geride kalmıştır. Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Önceki gibi hızlı koşamamaktadır. Aynanın karşısına geçtiğinde karşısında kırlaşmış saçlar, eskimiş ve yorulmuş yüz her gün ölümü fısıldar. Gözlüksüz okuyamayan gözler, sürekli sürpriz yapan ağrılar hep birer işarettir. Ölüme her zamankinden yakın olunduğunun mesajıdır.
Tövbe vaktinin daima geç olma ihtimali vardır. Ancak ölümün işaretleri üzerinde belirmiş olanlar için her an geç olabilir. Çünkü gençlik defteri kapanmış, yaşlılık sayfaları dolmaya başlamıştır. Hiç kimsenin eline bir üçüncü defter de verilmeyecek. Özellikle yaşı kırkı geçmiş olanların kendilerine çeki düzen vermesi gerekir.
Kırk Üçünde Gelen Felç
Sabah kalktığında kendisini biraz halsiz hissediyordu. Başında da müthiş bir ağrı vardı. Bütün bir geceyi yarım kalan işlerini tamamlamakla geçirdiğinden, yataktan yine yorgun kalktım, diye düşündü. Sanki hiç uyumamış gibiydi. Kahvaltısını yapıp ailesiyle vedalaştı ve her zamanki gibi işyerine yollandı. Yolda giderken üzerindeki ağırlık sanki artıyor gibiydi. Dükkanın kapısını açmaya çalışırken gözleri karardı. Yere düşüşünden sonrasını hatırlamıyordu.
Gözlerini açtığında hastanenin nöroloji bölümünde yatıyordu. Eşi yanında elini tutuyor, kardeşleri karşıdan mahzun mahzun bakıyordu. Gözlerini açması hepsinin yüzünü ışıtıverdi. Beyin kanaması geçirmişti. Vücudunun sağ tarafı tamamen iptal olmuştu, kolunu ve bacağını oynatamıyordu. Konuştukları da anlaşılmıyordu. Halini anlayınca gözlerinden yaşlar boşandı, etrafındakileri de ağlattı.
Hayatı birden gözünün önünden geçti. Kırk üç yaşındaydı. Doğrusu böyle bir şeyi hiç beklemiyordu. Sağlığı yerindeydi. Her gün yürüyüş yapıyor, yemeklerine dikkat ediyordu. Birden gözü duvarda asılı olan saate takıldı. Öğle vakti geçmek üzereydi. Eşine abdest almak istediğini zar zor anlatabildi. Namazını ima ile eda ettikten sonra bulunduğu durumun muhasebesini yaptı. Ellerini açamadan Yaradan’a niyaz etti: “Rabbim, yakalandığım bu hastalığıma dayanma gücü ver, sabır ihsan eyle. Beni isyankârlardan yapma. Sana daha iyi kulluk yapabilmem için bana yeni bir süre verdiğin için sana şükürler olsun.”
Sonrası mı? Uzun süren fizik tedavinin ardından aksayarak da olsa yürüyebiliyor. Sağ elini tam olarak olmasa da kullanabiliyor. Konuşması da tamamen düzeldi. “Bu bana Rabbimin bir imtihanı idi. Uyarıyı aldım, daha iyi bir kul olmaya gayret ediyorum” diyor. Bu, yaşanmış bir olaydır.
SEmerkand Dergisinden alıntı.
Son düzenleme: