- Üyelik Tarihi
- 14 May 2013
- Mesajlar
- 767
- Aldığı Beğeniler
- 93
- Konum
- Güneşin Doğduğu YerdeN..
- Takım
- Diğer
Şöyle bir dışarıya baktığımızda gerek çevremizde gerekse dünyanın dört bir tarafında her gün binlerce, yüzbinlerce insanın ölüp kabir alemine gittiğini müşahede ederiz. Bu ölümler, onlar için imtihan dünyasının sonu iken biz geride kalanlar için de bir ibret vesikası olmalıdır. Çünkü idrak damarları tıkalı olmayan bir mümin için ölüm hadiseleri çok güzel bir nasihat ve değerli bir tefekkür vesikasıdır. Bir çok hadisi şerifte ölümü çokça hatırlamamız gerektiği, zira ölümlerin katılaşmış kalpleri yumşattığı, lezzetleri yıkıp yok ettiği, insanı tövbe ve istiğfara yönelttiği, dünyevi heves ve arzulardan soğuttuğu haber verilmektedir. Binaenaleyh, ölümün her an kendisine bir nefes kadar yakın olduğunu bilen insanın zaten dünyaya meyletmesi tasavvur bile edilemez. Nitekim Peygamberimiz s.a.v. de Sana vaaz olarak ölüm yeter. hadisiyle bu hakikate işaret etmektedir.
Ama maalesef günümüzde ölümlerin fazlalığından mıdır yoksa insanların gafilliğinden midir, en büyük nasihat olan ölüm hadiseleri bile insanları uyandırmaya yetmiyor. Evladı babasının cenaze merasiminde, ne kadar miras düşer onun hesabını yapıyor. Bir insanın en azından mezarlıklardan geçerken kalbinin incelmesi gerekirken, bırakın kalbinin incelmesini belediyeler mezarlıklara levha asmak zorunda kalıyorlar. Kabirlerde piknik yapmak yasaktır diye! Bu olsa olsa gaflet hastalığının zirvesinde olan bir insanın durumu olsa gerek .Zira Peygamberimiz a.s. Eğer sizin ölüm hakkında bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, zayıf hayvan eti yemek durumunda kalırdınız. (Beyhaki) buyurarak, ölümü tefekkür ve tezekkürün hayvanlarda bile ne kadar mütessir olduğunu ifade etmiştir.
Ve yine günümüzde herkes kıyametin ne zaman kopacağına dair bilimsel yorumlar yapıyor. Bazılarının bilinç altında kıyametin yakın zamanda kopmayacağına dair bir rahatlama var. Halbuki herkesin kıyameti kendi ölümüdür hakikatince, en kötü ihtimalle bir kaç sene sonra gideceği toprak alemine hazırlık yapıp oranın şartlarını araştırması en karlı olan iştir. Ama toprağın üzerinde hoplayıp, zıplayan ademoğlu, altındaki toprağın kulağına ses vermiyor.
Halbu ki toprak ademoğluna şu beş şeyle sesleniyor.
Halbu ki toprak ademoğluna şu beş şeyle sesleniyor.
Ben karanlık bir ev'im, gece namazı ile beni aydınlatın;
Ben topraktan ev'im, döşek (amel-i salih) alıpda gelin;
Ben yılan çıyan mahalliyim, onların define ilâç (göz yaşları) alıp da gelin
Ben dar bir evim, takva azığı alıp gelin;
Ben fakir bir ev'im, nefsinizden ve zenginliğinizden kelimei tevhid sermayesini alıp gelin.
Ben münker ve nekirin sual soracak yeriyim. Lâilâhe illAllah Muhammedün Resûlüllah'ı çokça getirin, öyle gelin, diye seslenir. (Berika)
Ben topraktan ev'im, döşek (amel-i salih) alıpda gelin;
Ben yılan çıyan mahalliyim, onların define ilâç (göz yaşları) alıp da gelin
Ben dar bir evim, takva azığı alıp gelin;
Ben fakir bir ev'im, nefsinizden ve zenginliğinizden kelimei tevhid sermayesini alıp gelin.
Ben münker ve nekirin sual soracak yeriyim. Lâilâhe illAllah Muhammedün Resûlüllah'ı çokça getirin, öyle gelin, diye seslenir. (Berika)
Hazırlıksız olarak gelindiği takdirde kabir alemi çok korkunç ve ürkütücü bir alem. Nitekim Hz. Osman r.a. kabirleri gördüğü zaman hüngür hüngür ağlar ve sakalının her tarafı ıslanırdı. Ashap:
Ya Osman Cennet ve Cehennemden bahsedilirken bile bu kadar çok ağlamazken, kabirleri görünce neden bu kadar ağlıyorsun? Dediklerinde, şöyle cevap veriyor. Ben Rasülüllah s.a.v. Efendimizden şöyle işittim:
Ya Osman Cennet ve Cehennemden bahsedilirken bile bu kadar çok ağlamazken, kabirleri görünce neden bu kadar ağlıyorsun? Dediklerinde, şöyle cevap veriyor. Ben Rasülüllah s.a.v. Efendimizden şöyle işittim:
اِن القبر اوّلُ منازلِ الاخرۀِ فان نَجا منه فما بعده اَيْسرُ منه فان لم ينجُ فما بعده اشدُّ منه
Kabir alemi ahiret menzillerinin ilkidir. Bir kimsenin oradan kurtulması ne kadar kolay olursa, ondan sonrakiler daha kolaydır. Oradan kurtulması ne kadar zor olursa ondan sonraki alemler daha zordur. Ve başka bir zaman da şöyle işittim. Ahiret alemlerinden gördüğüm hiçbir alem, kabir alemi gibi ürkütücü değildi. (Tirmizî, Zühd, 5; İbn Mâce, Zühd, 32)
Bir mümin dünyada Allaha daha fazla ibadet edebilmek için ölümü temenni etmemeli ama ölümden de korkmamalıdır. Ölümün fena ve ürkütücü olması hazırlıksız olanlar içindir. Hayatı dünyevisinde Allahın rızasına uygun olarak yaşayıp ahiret için çalışanlar için ölüm, daha güzel bir alemin kapısıdır.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) :
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) :
المئومنون لا يموتون بل ينقلون من دار الى دارٍ
Müminler ölmezler, bir evden diver eve intikal ederler." buyurarak nakil ettiği kabir hayatıyla dünyaya karşı alakasının baki kaldığını ve dünyadaki elde ettiği azıklar ile kabir aleminde hayatgüzar olduğunu haber vermektedir.
Hz. Mevlana da ölümü Şebi aruz (sevgiliye kavuşma) olarak ifade eder. Allaha hakikaten aşık olan bir mümin vasılı Hüda yolunda bir adım olan ölümü nasıl olurda korkarak karşılar? Şairin dediği gibi;
Ölüm güzel şey ; budur perde altından haber .Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber ? (N.F.K.)
Paylasim icin.