Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
]Sultan Abdülhamidi İngilizler mi Almanlar mı devirdi?[/h]12 Nisan 2015Mustafa Armağan
[FONT=&quot]Tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen olayların ardından Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmişti. Bu olayda İngilterenin parmağı olduğu konuşulur ama Almanyanın 1909 Osmanlısı üzerinde daha geniş bir nüfuz sahibi olduğu unutulur. Alman İmparatoru 2. Wilhelm, meşrutiyetin ilanı haberleri masasına konulduğunda kağıdın yanına şunları yazar: İhtilal, Paris ya da Londrada yaşayan Jön Türkler tarafından değil, ordu tarafından ve de Alman subayları olarak bilinen, Almanyada eğitim görmüş Türk subayları tarafından yapılmıştır.
Sultan 2. Abdülhamid, 106 yıl önce tahttan indirildiğinde düğün bayram edenler arasında Rumlar da vardı. Lakin eser miktarda da olsa sevinemeyenler çıkmıştı. Bilge ve aklı başında bir din adamı olan Patrik 3. Joachim cemaatinden sesini yetirebildiklerine şu acı uyarıyı yapmıştı: Boşuna sevinmeyin. Bizler için sonun başlangıcıdır bu. (Apoyevmatini yayın yönetmeni M. Vasiliadisten nakleden: C. Tahir, Karanlık Yıllar, Çıra: 2013, s. 141.)
Sonun başlangıcıydı bu Üstelik yalnız Rumlar için değil, Osmanlının bütün halkları için de sonun başlangıcıydı Tesbihin imamesinin kopmasıydı bir başka deyişle. Son Sultanın tahtını kaybetmesi aslında Osmanlı tahtının çökmesi hadisesidir ki, etkilerini hâlâ yaşıyoruz.
Vaktiyle bir mecliste sormuşlar, Dünyanın en güçlü devleti hangisidir? diye. Etrafındakiler İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya vs. diye tahmin yürütürlerken Keçecizade Fuad Paşa tereddütsüz Osmanlı Devleti deyivermiş. Ancak Avrupanın Hasta Adamı ilan ettikleri Osmanlının nasıl olup da dünyanın en güçlü devleti olabildiğine akıl erdiremeyenler Nasıl yani? diye sorunca o harikulade cevabı patlatmış muzip Paşa:
Bunca yıldır siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya uğraşıyoruz, yine de yıkılmıyorsa bu devlet dünyanın en güçlü devletidir!
İşte bu devletin kıyametini tetikleyen 31 Mart Vakası, dış ve iç bağlantıların mükemmel bir kombinezonu olması bakımından çok anlamlıdır ve sırf bunun için didik didik edilmesi gerekir.
Öncelikle altı üstü 1,5 gün devam etmiş olan 31 Mart ayaklanmasının bu ilk safhasında ölü sayısının iki elin parmaklarının sayısını bulmadığını biliyoruz. Bandonun Ey gaziler yol göründü yine garip serime marşıyla yürüyüşe geçen Taşkışladaki Avcı Taburları ve etraflarındaki gönüllü kalabalık, Ayasofyanın yakınında bulunan Meclis-i Mebusan binasına gelmiş, orada Adalet Bakanı Nazım Paşa, Lazkiye Mebusu Arslan Bey, 4 subay ve bir paşa ile uşağının öldürülmüş olması yanında iki gazete binası yağmalanacaktı.
Bundan sonrası 10 günlük bir bekleyiştir ki, zaten bitmiş olan isyanı bastırmaya(?) gelen Hareket Ordusu şehirde 2 ila 3 bin kişiyi katledecek, cesetler Taksim Bahçesine balık istifi dizilecekti. İşe bakın ki, asıl katliamı gerçekleştirenler kurtarıcı olarak tarihe geçecek ve hürriyet kahramanı kesilecek, irtica gibi bir kavram dilimize hediye edilecektir.
İşte 31 Martın meşum mirası: Darbeler başarılı olursa yapanın yanına kâr kalır!
Miladi takvimle 13 Mart günü başlayan 31 Mart ayaklanmasının üzerindeki toz bulutu henüz dağılmış değil. Ancak 1,5 gün süren ayaklanmanın mı yoksa birkaç bin kişinin katliyle sonuçlanan bastırmanın mı daha büyük cinayetler işlediğini bilmemiz lazım.
Sonuç: 31 Martın kaybedeni Abdülhamid oldu, kazananı ise İttihat ve Terakki. Yalnız onlar mı? Almanlar, İngilizler
Abdülhamidin içerideki düşmanlarını biliyoruz, sen bize dışarıdaki düşmanlarını anlat! dediğinizi duyar gibi oluyorum. Geliyorum oraya, merak buyurmayın.

Alman parmağı mı?
31 Mart Vakasında genellikle İngilterenin parmağı olduğu konuşulur ama Almanyanın 1909 Osmanlısı üzerinde daha geniş bir nüfuzunun olduğunu bilmek önemli. Osmanlının İngiltere, Fransa ve Rusyanın şerrinden yanına sığındığı Almanya, Bağdat Demiryolu imtiyazını koparmıştı ama ısrarla askerî bir ittifak talep ediyordu. Ancak Abdülhamid teklife sıcak bakmayınca aranan kanın onda bulunamayacağı anlaşılacaktı. Kızı Ayşe Sultana içini şöyle dökmüştü Son Sultan:
Almanya İmparatoru ile bir akşam hususi görüşmemiz esnasında birdenbire kalktı. İki elimi birden tuttu, Avrupada bir harp zuhur ettiği takdirde bizim tarafa geçersiniz, değil mi Majeste? dedi. Cevaben, Aziz dostumuzsunuz; fakat size şimdiden söz vermek hakkını hâiz değilim; bunu ancak o zaman düşünebilirim dedim. Devletimin menfaatlerini düşünmeden hiçbir devletin arzusuna hedef olamazdım. Ben hiçbir devlete söz verip bağlanmadım.
Almanyanın cevabı ise Sen yapmazsan başkasına yaptırırız olacaktı. Nitekim 24 Temmuz 1908de Alman İmparatoru 2. Wilhelm Meşrutiyetin ilanı haberleri masasına konulduğunda kâğıdın yanına şunları karalamıştı:
İhtilal, Paris ya da Londrada yaşayan Jön Türkler tarafından değil (zira bunlar İngilizciydi-MA), ordu tarafından ve de Alman subayları olarak bilinen, Almanyada eğitim görmüş Türk subayları tarafından yapılmıştır. Her şeyi denetim altına almış olan bu subaylar, kesinlikle Alman dostudurlar. (E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, Çev. N. Yavuz, Pozitif: 2007, s. 171.)
12 Eylülde olduğu gibi Darbeyi bizim çocuklar (our boys) yaptı demenin bir başka şekliydi bu (S. Kocabaş, Tarihimizin Kara Delikleri, İst. 2014, s. 82).
Bu kadarla kalsa iyi. Ayaklanma Alman basınında sevinçle karşılanmıştı. Hareket Ordusunun İstanbula yürüyeceği haberleri de ilk olarak Alman basınında yer almıştı. Hareket Ordusunun komutanı Mahmud Şevket Paşa olsun, kurmay başkanı Enver Bey olsun açıkça Alman taraftarlarıydı. Alman Golç Paşa da harekâtın taktiğini belirlemişti.
İngiliz kumpası
İngilterenin Sultan Abdülazizin devrilmesindeki rolünü o zamanın Robert Kolej müdürü George Washburn bütün açıklığıyla yazmış:
İngiltere Sultan Abdülazize karşı bir kumpas içindeydi ve Sultana karşı gizli faaliyetler yürütüyordu. (Büyükelçi) Sir Henry Elliot Türkiyedeki olayların bütün gidişatını değiştirecek entrikalar çevirmekle meşguldü. Tahttan indirme hadisesinin ana destekleyicisi Mithat Paşaydı ve Sultan Abdülazizi tahttan indirme planlarını bizzat İngiliz gizli servisinin desteğiyle Elliotla birlikte planlamışlardı. Bir gün önceden İngiliz Akdeniz Filosu, eğer gerekli görürse İstanbula girmek için Çanakkale açıklarına geldi. (İstanbulda Elli Yıl, Çev. T. Kaya, Meydan: 2011, s. 130, 133-4.)
Abdülhamidin baş düşmanı bu yüzden İngiltereydi.
Ajan Fitzmauricein 12 Nisan 1908 tarihli raporundan da şu cümleleri paylaşalım: Bizim gayemizle Sultanın gayretleri uzlaşmaz haldedir. İngiltere, Ortadoğuda elde ettiklerini kaybetmek üzeredir. Bu iş ya yürümeli ya da çökmelidir. Yerinde duramaz.
İngiliz casusu Vambery ise Londraya Türk imparatorluğunun dağılmasını çabuklaştırmalı ve İngilterenin müdahalesinin kendilerini Abdülhamidin pençesinden kurtaracağına inanan unsurlara yardım etmelidir. aklını vermekteydi.
Sultan oyunun farkındadır: Ah bu İngilizler! Bize her fenalık İngilterenin eli altından çıkar. Benim felaketim de İngilizlerin eliyle olmuştur. Daha evvel Sultan Aziz vakası da yine İngilizlerin teşvikiyle Mithat Paşa ve komitesi tarafından vukua getirildi.
Sultan, eşsiz ferasetiyle bunları söyledikten sonra bombanın fitilini yakar: Daha Meşrutiyetten bir sene evvel (1907de) Fransız sefiri Konstan bana geldi. Bunlar toplanmışlar. Bir meclis teşkil etmişler. Benim halime karar vermişler. (Atıf Hüseyin Beyin Hatıratı, Haz. M. Hülagü, Pan: 2003, s. 248.)
Ah o feraset!
 
Üst Alt