Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Mustafa Armağan
Bugün, Osmanlı ve Ortadoğu tarihine silinmez bir damga vurmuş olan Yavuz Sultan Selimin 495. vefat yıldönümü. Kaotik günler yaşadığımız doğru ama bunlar bize değerlerimizi unutturmamalı.
İtiraf edeyim ki, Yavuz Sultan Selim hakkında kitap yazmaya koyuluncaya kadar ben de bu denli kapalı ve müşkil noktaların karşıma aşılmaz surlar halinde çıkacağını tahmin etmemiştim. Lakin kazın ayağı hiç öyle değilmiş. Öyle meçhuller var ki Yavuz ve Şah İsmail ile ilgili, şaşırıp kalıyorsunuz. Sadece birisini söyleyeyim:
Bizim Yavuzun icadı olduğunu zannettiğimiz ve Halep Ulucamiindeki hutbede adının Hakimül-Haremeyniş-Şerifeyn şeklinde okunmasına itiraz edip Bana iki kutlu şehrin, Mekke ve Medinenin hakimi değil hâdimi, Hakimül-Haremeyniş-Şerifeyn deyin dediğini biliyoruz ama bu unvanı ilk kullananın Memluklerin mücahid Sultanı Baybars olduğunu bilmiyoruz! Yani Yavuz bu ihtiram unvanını icad etmiş değil, kendisinden 2,5 asır kadar önce yaşamış bir başka büyük Sultan tarafından kullanılıp sonradan terk edildiğini bilerek bunu değil de onu tercih etmiş! Tarihteki ruh ikizini bulmuş!
Bu, bence Yavuzu küçülten değil, tam tersine büyüten, tarihi ne kadar derinden okuduğunu gösteren bir bilgi
Peki Şah İsmailin ailesinin Kürd olduğunu biliyor muydunuz?
Bu da nereden çıktı, demeyin, hem de ünlü Türk tarihçisi Prof. Dr. Zeki Velidi Toganın hâlâ Türkçeye tercüme edilmemiş olan, 1957 yılında Şamda basılan bir dergide yayımladığı Sur lorigine des Safavides adlı makalesinde geçiyor bu bilgi. Safvetus-Safâ adlı Safevilerin soyu üzerine o devirde yazılan eserin nüshaları üzerinde yaptığı karşılaştırma Prof. Toganı bir şaşkınlıktan diğerine düşürüyor. Zira eserin Şah İsmailden önceki nüshaları ile onun zamanındaki ve oğlu Tahmasb devrindeki nüshalarında ciddi değişiklikler yapılmış, kimi bilgiler makaslanmış, kimileri de değiştirilip yeniden yazılmış.

Şah İsmail Kürt müydü?
Togana göre eserin Şah İsmailden önceki nüshalarında Safevilerin kökeni Kürt bir ataya dayandırılırken sonradan Araplaştırılmaya çalışılmış ve Hz. Aliye Hz. Hüseyin kanalıyla ulaşan bir soy zinciri uydurulmuş. Seyyid yapılmış. Bir ara da Türkleştirilmeye çalışılmış. Askerleri Kızılbaş Türkmenlerinden oluştuğundan onları küstürmemek için bu defa Farsça Safvetus-Safânın tamamı değil(!) Buyruk gibi kısımları Türkçeye tercüme ettirilmiş ve Akkoyunlu Uzun Hasanla annesi tarafından akrabalık ilişkisi vurgulanarak Türkmen asıllı oldukları vurgulanmış.
Böylece herkese bir pay çıkmış. Neticede Şah İsmail ve oğullarının Sincarlı bir köylü Kürt aileden geldikleri oldukları unutturulmuş.
İşte Zeki Velidi Toganın bu bilimsel makalesinin aradan geçen 58 yıla rağmen Türkçeye tercüme ettirilmeyişinin sırrını da burada aramalıyız. Kızı Prof. Dr. İsenbike Togandan makalenin Türkçeye çevrilmediği bilgisini teyid ettikten sonra Türkçesini Derin Tarihte yayınlamayı teklif ettiğimde teşekkür etmekle yetindi ve ileride neşredilecek külliyatın içerisinde basılacağını söyledi. Eh. Bekliyoruz merakla.
Bir başka ilginç nokta, Çaldıran seferi öncesinde Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mektuplaşmalardır. Çok yazılıp çizildi, üzerine efsaneler bina edildi ama nedense başlı başına ilmî bir şekilde neşir ve tahlili yapılmadı mektupların. Elbette Hammer, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Feridun Emecen ve Selahattin Tansel mükatebe üzerinde genişçe durmuştu ama bu beş mektup başlı başına çalışılmış değildir.
Halbuki Feridun Beğin Münşeâtus-Selâtin adlı kaynak kitabında Yavuzun dört mektubu ile Şah İsmailin cevabı tam metin olarak mevcut, eserin yazma ve basma nüshaları elimizde. Mevzuya en fazla ziyade kafa yoran Feridun hocadan analitik bir makale beklemek hakkımız.
Burada ilginç olan husus, Yavuzun Şah İsmaile gönderdiği dört mektuptan ikisinin Farsça, diğer ikisinin ise Türkçe olması, Türkçeciliği pek medhedilen Şah İsmailin üstelik Türkçe bilen hasmına Farsça bir mektup göndermiş olmasıdır. Bu durumda Yavuzun Farsça, Şah İsmailin Türkçe divanlar yazmalarını nasıl yorumlamak gerekir? Ehli düşünsün.
Şimdi mektupları kısaca değerlendirelim.

Yolumuzdan dönmeyeceğiz
1) Yavuzun 23 Nisan 1514 tarihli ilk mektubu İzmitten yazılmış olup Farsçadır ve Tacizade Cafer Çelebi tarafından kaleme alınmıştır. Safevi casusu Kılıç eliyle gönderilen mektupta Şah İsmailin zındıklığı mülhidlikle birleştirdiği, fitne çıkardığı, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömere küfrettirdiği, tövbe istiğfar etmezse gelip topraklarını alacağını yazmış, zırh giyip kılıç kuşandığını ve yola çıktığını dile getirmiş, kısacası meydan okumuştur.
2) Münşeâttaki ikinci Farsça mektupta Yavuz, öncekine benzer ifadeler kullanmış, Şah İsmailin ailesinin dervişlikten geldiğini hatırlatmak üzere kendisine hırka, asa, misvak ve kuşak gibi şeyhlere mahsus eşya göndermiştir.
3) Yavuzun Erzincandan yazılmış üçüncü mektubu ise Türkçedir. Azerbaycana doğru gelmekte olduğunu söyleyen Yavuz, Şah İsmaile korkmaması için bir miktar askerini geride bıraktığını yazıyor, topraklarına girdiği halde kendisinden kaçmasına mânâ veremediğini söylüyor, ölümden korkanların kılıç kuşanması ve ata binmesi münasip olmaz, diyor, eğer bir parça gayret ve hamiyyet varsa karşısına çıkmasını istiyordu.
4) Ancak son mektup yola çıktıktan sonradır ki Şah İsmailin Farsça mektubu Yavuza ulaşır. Yavuzunkilere kıyasen yumuşak sayılabilecek bir üslupta yazılmış olan mektubunda İsmail, alttan almakta ama kendisine karşı kullanılan üslubu bir sultana yakıştıramadığını, bunların ancak afyonla sarhoş olmuş kâtiplerin yazabileceğini, bu nedenle bir kutu afyon gönderdiğini ama savaşa da hazır bulunduğunu yazmaktaydı.
5) Ve Yavuzun o sert finali. Yine Türkçe ve yine hasmını yerin dibine batıran bir üslup. Çermikten yazılmıştı. Ülkesine girdiği halde Şah İsmailin ordusunun daima kaçtığı, toprakların bir hükümdarın nikâhlısı gibi olduğu, erkek ve merd olanların ona başkasının elinin değmesini isteyemeyeceği vs. belirtiliyor ve Miğfer yerine micer (yaşmak) ve zırh yerine çadır (çarşaf) ihtiyar eyleyüb serdarlık sevdasından ve sipehsalarlık hevasından feragat eyleyesün deyip kendisine bir kadın elbisesi gönderiyordu.
Çaldırandan bir hafta kadar önce yazılan mektup köprülerin atıldığı anlamına geliyordu. Öte yandan Yavuz, Eleşkirt civarında ayaklanan yeniçerilerin arasına korkusuzca dalarak şöyle haykırmıştı:
Şahın adamları efendileri için can verirken içimizdeki bazı gayretsizler buralara kadar gelmiş olan bizleri geri döndürmeye uğraşıyorlar. Yolumuzdan dönmeyecek ve emre itaat edenlerle devam edeceğiz. Geri dönerlerse din-i mübîn yolundan dönmüş olurlar. Eğer er iseniz benimle hem-inan ve revan olun. Yoksa yalnız başıma da giderim.
Velhasıl Yavuzu Yavuz yapan şey, davasındaki gevşemezliğiydi.
 
Üst Alt