- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
”Hayır! Hayır! Doğrusu siz peşin olanı (dünya zevklerini) seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz).” (Kıyame Sûresi âyet 20-21)
Çok zaman oldu yetim kalan güzellikleri uykuya yatıralı…
Kelâmı ’selâm’ olanlara karşı direnişimizin kaçıncı yıldönümü bugün?
Her bahar rengârenk çiçeklerin bitmesi gereken hayat toprağını yine nadasa bıraktık.
Rüyalarımız boyumuzu aşıyor hep. Kanaatten nasibimize düşmez birkaç damla ibret. Hep arzunun meskeninde kıskıvrak yakalar bizi nefis.
Bir gerçek var ki; emeller çoğaldıkça huzur azalır. Bundandır belki hayatı kararında yaşayanlar önce dünyadan beklentilerini kısanlardır. Oysa bizim içimizdeki istek kazanı fokur fokur kaynamakta günbegün. Mayamızda var ya sürekli basamakların bir üstüne çıkma hayali. Olur mu canım her şey tastamam olmalı! Köşe bucak dayalı döşeli bir ev dolaplardan taşan kaç sandık dolusu kullanılmayı bekleyen eşyalar şart… Sonra yemekler bile fazla fazla pişirilir bizde göz doyar da midede yer kalmaz. Bolluk takıntımız var besbelli. Nefsin bize sunduğu parlak kıpkırmızı bir elma misali… Dışına aldanıp yiyiveriyoruz içini ve dünyamızı zehirliyor.
Peki evde yenilediğimiz pencereler dışarıdaki dünyayı daha mı güzel gösterir bize daha mı yaşanılası? Yeni satın aldığımız porselen takımı yemeğimizi lezzetli mi kılar? Halbuki su testisi bile belli çizgiye kadar alır sonrası taşkınlık. Sonrası israf.
Düşünün hele bir testiye kâfi gelse isteklerimiz ne güzel olurdu değil mi? Sonunda bir parça kumaşa sarılarak veda edeceğimiz şu fani dünyada baki kalacak hoş sedalarla doldursak gökkubemizi. Hani dinimizde üzerinde titizlikle durulan bir konudur iki cihan saadeti için en sevdiklerimizden infak etmemiz gereği. Alıcı olmaktan ziyade verici el olmak olanaksız değil ki. Zira dünyalık imkânlar ziynetler kalıcı değildir. Ellerimizle işlediğimiz amellerdir ebedî kalacak olan. İnsandaki bu dünyaya meyletme hastalığının giderek sahibini yuttuğu bir hastalığa dönüşüvermemesi içindir râbıta-ı mevt. Ölümü her an hatırda tutulması…
Bir Velî Hazretlerinin sohbetinde evin işine kendini iyiden iyiye kaptıran hanımlara hitaben ütü misali verilerek şöyle deniyordu: “Ütü ne zamandan beri var nereden çıktı bu ütü meselesi? Fahr-i Kâinat Efendimiz -aleyhisselâm-ın Sahabe-i Kirâm’ın Allah dostlarının gömlekleri ütülü müydü? Sonra ütüye harcanan vakit ahiret adına işlerde geçirilse ne mübarek iş olur! Siz yarın öleceğinizi bilseniz günü ütü yapmakla geçirir misiniz?”
Buradaki ütüyü vakit ve emek ayırıp yaptığımız beyhude meşgaleler olarak düşünebiliriz. Önümüzde yüksek bir nefis duvarı uzanıyor… Kocaman bir engel bu yahut akıllı davranarak duvarın ardındaki Rahmanî rızaya ulaşabileceğimiz bir vasıta. Leylâ’ya dair sevdalardan benliği sıyırıp Mevlâ’ya dönüş yapmak için gayretle nefsi aşmak ne hoş. Tûl-i emel kesesinin ağzını bağlama yetkisi kendimize ait ve bu vesîleyle amel kesesini doldurma şansımız var. Cenâb-ı Hak yoluna gönül verme maksadıyla kanaat ve tevâzu sıfatlarıyla kâinatın en zengini olabilmek için meşaleyi yakabilmeli yürek yangınlarıyla.
Az kaldı zaman geçen koca vakte nazaran az göründü amellerimiz. Maleyani heves ve emellerden amel-i sâlihe geçişte Mevlâ Teâlâ cümlemizin yardımcısı olsun. İnsanın gözünü kapkara bürüyen hırs ve açgözlülük belalarından uzak eylesin. O’nun lütfettiğini yine O’nun rızasına uygun harcamayı nasip buyursun.
Cüneyd-i Bağdâdi (kuddise sirruh) buyurdular ki: «İmam-ı Şâfii (R.A.) dünyada hak dili ile konuşan müritlerden idi. Bir mü´min kardeşine Allah (C.C) hakkında vaaz etti ve onu Allah (C.C)´la korkutarak şunları söyledi «Ey kardeşim! Dünya kaygan bir bataklık ve bir zillet yurdudur. Gösterişli yapıları yıkılışa doğru gider. Onun sakinleri mezarlık yolcularıdır. Düzeni dağınıklığa varır. Zenginliği fakirliğe çıkar. Oradaki bolluk kıtlıktır kıtlığında ise bolluk vardır. Allah (C.C)’dan kork. O’nun sana ayırdığı rızka razı ol. Geçici yurdundan devamlı yurduna hazırlıksız göçme. Çünki senin hayatın geçici bir gölge yıkılmaya yüz tutmuş bir duvardır. Amelini çok ve emelini az eyle.»
Elif Damla...