Başta namaz olmak üzere, insanın büyük bir haz alarak ibadetlerini yerine getirmesi, yaratıcıyla irtibatını koparmadan eda etmesi çok mu zordur? Allah Tealâ bizlerden kaldırmakta zorlanacağımız bir şey mi istemektedir?”
Her iki sorunun cevabı da hayır’dır. Ancak ibadetin şeklen eda edilmesinin ötesinde, harcanması gereken bir çaba vardır. Çoğumuzun ihmal ettiği de budur. Söz konusu çaba sarf edilmediği içindir ki, Allah Tealâ buna vurgu yapmakta, yerine getirilmesindeki gevşekliğe dikkat çekmekte, hakkıyla yerine getirenleri de övmektedir.
Söz konusu çabanın ne olduğuna gelince: Bu husus Kur’an’da ve Hz. Peygamber s.a.v.’in hadislerindedir. Her ikisi de, ibadetlerin alt yapısı olarak iki önemli noktaya dikkat çekerler:
Birincisi, gün içerisinde insanlarla olan ilişkilerde ahlâkî kurallara riayet etmek, düzgün bir yaşantı sergilemeye çabalamak, kalp kırmamak, ahlâken doğru bir kişi olmaya çabalamak. Dolayısıyla insan toplum içerisinde -ki buna ailesi de dahildir- ömrünü geçirirken, Allah Rasulü’nün güzel ahlâkını kendi yaşantısına hakim kılmaya çalışmalıdır. Ancak bunu yaparken diğer bir hususu da asla ihmal etmemelidir: O da Allah ile olan bağını sürekli diri tutmaya çalışmasıdır.
Zira Allah ile olan irtibatı, onun tüm hareket ve düşüncelerini güzel yönde tutmaya yardımcı olur. Bütün yaşantısı hayır yönünde gerçekleşir. Kalbi Allah sevgisiyle dolu olduğundan, her şeyde onun rızasını gözetir. Korktuğundan değil, yaratanını sevdiğinden, öyle yapılması gerektiğinden dolayı Allah’ın istediği bir şekilde ömür sürmeye çabalar. Yemesinde, içmesinde, elbisesini giymesinde çıkarmasında, yolda yürümesinde, otobüse binmesinde, alışverişinde, hastalanmasında, neşesinde velhasıl her şeyinde, kalbinde ve dilinde her zaman Allah vardır. Onu her zaman yanında hisseder ve asla unutmaz.
Bu iki hususa dikkat eden yani ahlâken güzel bir insanlık sergileyen ve gün içinde Allah ile bağını koparmayan insanın namazlarında Allah’tan uzaklaşması düşünülemez. Zira o, Allah sevgisini ve onunla olan gönül bağını hayatının her dilimine hakim kılmıştır. Böyle bir insanın hem de namazda Allah’tan ayrı düşmesi söz konusu olabilir mi? O, bizatihi ibadet olmayan gündelik yaşantısında Allah ile hemhal olmuşken, nasıl olur da ibadetin bizzat kendisi olan namazda Allah’tan uzaklaşır!?
Her iki sorunun cevabı da hayır’dır. Ancak ibadetin şeklen eda edilmesinin ötesinde, harcanması gereken bir çaba vardır. Çoğumuzun ihmal ettiği de budur. Söz konusu çaba sarf edilmediği içindir ki, Allah Tealâ buna vurgu yapmakta, yerine getirilmesindeki gevşekliğe dikkat çekmekte, hakkıyla yerine getirenleri de övmektedir.
Söz konusu çabanın ne olduğuna gelince: Bu husus Kur’an’da ve Hz. Peygamber s.a.v.’in hadislerindedir. Her ikisi de, ibadetlerin alt yapısı olarak iki önemli noktaya dikkat çekerler:
Birincisi, gün içerisinde insanlarla olan ilişkilerde ahlâkî kurallara riayet etmek, düzgün bir yaşantı sergilemeye çabalamak, kalp kırmamak, ahlâken doğru bir kişi olmaya çabalamak. Dolayısıyla insan toplum içerisinde -ki buna ailesi de dahildir- ömrünü geçirirken, Allah Rasulü’nün güzel ahlâkını kendi yaşantısına hakim kılmaya çalışmalıdır. Ancak bunu yaparken diğer bir hususu da asla ihmal etmemelidir: O da Allah ile olan bağını sürekli diri tutmaya çalışmasıdır.
Zira Allah ile olan irtibatı, onun tüm hareket ve düşüncelerini güzel yönde tutmaya yardımcı olur. Bütün yaşantısı hayır yönünde gerçekleşir. Kalbi Allah sevgisiyle dolu olduğundan, her şeyde onun rızasını gözetir. Korktuğundan değil, yaratanını sevdiğinden, öyle yapılması gerektiğinden dolayı Allah’ın istediği bir şekilde ömür sürmeye çabalar. Yemesinde, içmesinde, elbisesini giymesinde çıkarmasında, yolda yürümesinde, otobüse binmesinde, alışverişinde, hastalanmasında, neşesinde velhasıl her şeyinde, kalbinde ve dilinde her zaman Allah vardır. Onu her zaman yanında hisseder ve asla unutmaz.
Bu iki hususa dikkat eden yani ahlâken güzel bir insanlık sergileyen ve gün içinde Allah ile bağını koparmayan insanın namazlarında Allah’tan uzaklaşması düşünülemez. Zira o, Allah sevgisini ve onunla olan gönül bağını hayatının her dilimine hakim kılmıştır. Böyle bir insanın hem de namazda Allah’tan ayrı düşmesi söz konusu olabilir mi? O, bizatihi ibadet olmayan gündelik yaşantısında Allah ile hemhal olmuşken, nasıl olur da ibadetin bizzat kendisi olan namazda Allah’tan uzaklaşır!?
Son düzenleme: