Talak, İslâm hukukunda evli çiftlerin boşanmasına verilen isimdir. Her şeyden önce şunu ifade etmeliyiz ki İslâmiyet, sadece ve sadece şu talak mevzuundaki olgun ve evrensel tavrıyla, gelmiş geçmiş en üstün nizam namını almaya layıktır.
Talak meselesi tarih boyunca daima çatışma ve tartışma mevzuu olmuştur. Kaba kuvvetin hakim olduğu ilkel devetlerde bu hak tereddütsüz erkeklere verilmiştir.
Dünyanın üzerinden hicrî birkaç yüzyılın geçmesinden sonra hak ve hukuk terimleriyle yakınlık kuran insanoğlu tarih boyunca yüz karası olan kaba kuvvet kanununu yürürlükten kaldırmış, hakiki bir çözüm arama çabası içine girmiştir.
Hakimiyet hakkını asla eline geçiremiyen bu kısa süreli samimi çabanın ardından hak ve hakikat, eşitlik ve demokrasi gibi yaftaların gölgesinde saltanatlarını sürdüren simsarlar yegane söz sahibi durumuna geçtiler.
İşte boşanma meselesine çözüm arama çabalan böyle bir ortamda başlamıştır.
Hakimiyet sahipleri, bir yandan medenilik havarisi olmak, öte yandan da daha iyi sömürebilmek için kadını kullanmak zorundaydılar.
Çeşitli aşamalar sonucu boşanmanın kadın ve erkeğin karşılıklı rızası sonucu mahkemede hakim huzurunda ve onun kararıyla vuku bulan şekli kabul edildi.
Görüldüğü gibi bu çözüm ilk bakışta akla oldukça uygun görünüyor, eşitlik prensibine tam anlamıyla riayet ediyor ve en ufak bir haksızlığa meydan vermiyordu..
Her iki tarafın karşılıklı rızasıyla meselenin halledilmesine karşın, taraflarda birinin rıza göstermemesi halinde işler karışıyordu.
Burada hakim gücün taraftarlığı teraziye ağır basıyordu.
Boşanmayı isteyen taraf kadın olduğu takdirde belli bazı şartların oluşması halinde boşanma kolaylıkla vuku buluyordu.
Erkeğin teşebbüsünde ise çoğu zaman herhangi bir sonuç alınamıyordu.
Kadının taşı olduğu bir değirmen gibi... Kadın razı olursa işler oluyor, razı olmazsa her şey duruyordu.
Bu sistemin çok vahim sonuçlar doğurmasına rağmen hakim güç bunu gözardı ediyor, ardından derhal teşebbüsle bu hareketini bir medenilik olarak ilan edip kendi sistemine iman
etmiş itaatkar kullarını uyutuyordu.
İslâm'daki boşanma meselesine gelince, esas olarak çiftler arasında muhayyer olup prensip olarak erkeğe aittir.
Boşama bir haktır. Evlenme esnasında bu hak karşılıklı rıza sonucu eşlerden birisine devredilir.
Kadın boşama hakkını kocasına bırakmak istediğinde normal nikah dışıda herhangi bir muamele yapılması gerekmez. Nikah esnasında kadın ağzından çıkan kabul kelimesi aynı zamanda bu hakkı erkeğe devrettiğinin delaletidir.
Boşama hakkına bizzat kendisi sahip olmak istediğinde ise evleneceği kişiyle özel bir anlaşma yapar. Şahitler huzurunda vuku bulan bu anlaşma sonucu, kadın aynen erkeğin sahip olduğu şekilde boşama ve evliliğe son verme hakkını kazanmış olur.
Talak hakkının evlilik müddeti içinde de karşılıklı rızayla el değiştirmesi mümkündür.
Esas ölçüyü böylece zikrettikten sonra diyebiliriz ki; İslâmiyet bu hakkı vermesinin ardından prensip olarak boşanma hakkını erkeğe verilmesini kabul etmiştir. Çünkü ailenin yükünü taşıyan ve mihnetleriyle karşılaşan odur. Yine evlenmek için en büyük maddi külfete giren odur. Evlenme meselesinde asıl zorluğu çeken, yine odur.
Fakat bu zorlayıcı bir hüküm değil, sadece tavsiyedir, İslâm ailenin sağlıklı yürümesinin biraz daha garantiye alınması için bu hakkın erkeğin elinde bulunmasını tavsiye eder. Fakat erkek her şeye rağmen bu hakkı eşine devretmeye razı olursa ona müdahale edilmez.
Bu hareketinden dolayı asla kınanmaz. Bilakis yaptığı bu devir kanun gücüyle güvence altına alınır.
İkinci olarak İslâmiyet boşanma meselesinin sürüncemede kalmasına asla razı olmamıştır.
Boşama olayı tek kelimede, bir çırpıda yapılır. Boşama hakkını elinde bulunduran taraf bir anda tüm bağları koparabilir.
Ardından pişmanlık meselesinin gündeme gelmesi mümkün olduğu için iki kez dönüş hakkı vardır. Üçüncü kez sonuçlanan bir evliliğin artık devam etme şansı kalmamış demektir.
Şanslarını bundan sonra başka birileriyle denemek zorundadırlar. Tekrar geri dönüş ve dördüncü kez nikah yapış artık mümkün değildir.
Bu hak ancak ve ancak kadının başka bir erkekle tam bir evlilik yapıp ayrılmasından sonra olabilir. Eşlerin tekrar bir araya gelmeleri ancak bundan sonra mümkün olabilir.
Şimdi Allah'ın va'z ettiği İslâm nizamıyla insan düşüncesinin ürünü plan hukuk kurallarının çatıştıklar noktaları zikredelim:
1 İslâm'da boşanma tek elle vuku bulur. Batılda ise çift tarafın reyi sözkonusudur.
2 İslâm'da boşanma hakkını elde tutmaya layık olan prensip olarak erkek, batılda ise kadındır.
3İslâm'da boşama hakkına sahip olacak taraf evlenme esnasına tesbit edilir. Evlilik süresince de karşılıklı rıza sonucu devredilebilir. Batılda ise bu hakkın verileceği zat, kanun hazırlayan kişiler tarafından zaman önce tesbit edilmiş olup katiyetle değişmez.
4 İslâm'da, boşanmanın vukuundan sonra aracılık görevini erkek ve kadının akrabalarından oluşan bir heyet üstlenir. Batılda ise bu iş mahkemeye aittir.
5İslâm'da kadının hakkı, evlilik öncesi mehir, evlilik sonrası da nafakayla garanti altına alınmıştır. Batılda ise bunlardan yalnızca sonuncusu mevcuttur.
Talak meselesi tarih boyunca daima çatışma ve tartışma mevzuu olmuştur. Kaba kuvvetin hakim olduğu ilkel devetlerde bu hak tereddütsüz erkeklere verilmiştir.
Dünyanın üzerinden hicrî birkaç yüzyılın geçmesinden sonra hak ve hukuk terimleriyle yakınlık kuran insanoğlu tarih boyunca yüz karası olan kaba kuvvet kanununu yürürlükten kaldırmış, hakiki bir çözüm arama çabası içine girmiştir.
Hakimiyet hakkını asla eline geçiremiyen bu kısa süreli samimi çabanın ardından hak ve hakikat, eşitlik ve demokrasi gibi yaftaların gölgesinde saltanatlarını sürdüren simsarlar yegane söz sahibi durumuna geçtiler.
İşte boşanma meselesine çözüm arama çabalan böyle bir ortamda başlamıştır.
Hakimiyet sahipleri, bir yandan medenilik havarisi olmak, öte yandan da daha iyi sömürebilmek için kadını kullanmak zorundaydılar.
Çeşitli aşamalar sonucu boşanmanın kadın ve erkeğin karşılıklı rızası sonucu mahkemede hakim huzurunda ve onun kararıyla vuku bulan şekli kabul edildi.
Görüldüğü gibi bu çözüm ilk bakışta akla oldukça uygun görünüyor, eşitlik prensibine tam anlamıyla riayet ediyor ve en ufak bir haksızlığa meydan vermiyordu..
Her iki tarafın karşılıklı rızasıyla meselenin halledilmesine karşın, taraflarda birinin rıza göstermemesi halinde işler karışıyordu.
Burada hakim gücün taraftarlığı teraziye ağır basıyordu.
Boşanmayı isteyen taraf kadın olduğu takdirde belli bazı şartların oluşması halinde boşanma kolaylıkla vuku buluyordu.
Erkeğin teşebbüsünde ise çoğu zaman herhangi bir sonuç alınamıyordu.
Kadının taşı olduğu bir değirmen gibi... Kadın razı olursa işler oluyor, razı olmazsa her şey duruyordu.
Bu sistemin çok vahim sonuçlar doğurmasına rağmen hakim güç bunu gözardı ediyor, ardından derhal teşebbüsle bu hareketini bir medenilik olarak ilan edip kendi sistemine iman
etmiş itaatkar kullarını uyutuyordu.
İslâm'daki boşanma meselesine gelince, esas olarak çiftler arasında muhayyer olup prensip olarak erkeğe aittir.
Boşama bir haktır. Evlenme esnasında bu hak karşılıklı rıza sonucu eşlerden birisine devredilir.
Kadın boşama hakkını kocasına bırakmak istediğinde normal nikah dışıda herhangi bir muamele yapılması gerekmez. Nikah esnasında kadın ağzından çıkan kabul kelimesi aynı zamanda bu hakkı erkeğe devrettiğinin delaletidir.
Boşama hakkına bizzat kendisi sahip olmak istediğinde ise evleneceği kişiyle özel bir anlaşma yapar. Şahitler huzurunda vuku bulan bu anlaşma sonucu, kadın aynen erkeğin sahip olduğu şekilde boşama ve evliliğe son verme hakkını kazanmış olur.
Talak hakkının evlilik müddeti içinde de karşılıklı rızayla el değiştirmesi mümkündür.
Esas ölçüyü böylece zikrettikten sonra diyebiliriz ki; İslâmiyet bu hakkı vermesinin ardından prensip olarak boşanma hakkını erkeğe verilmesini kabul etmiştir. Çünkü ailenin yükünü taşıyan ve mihnetleriyle karşılaşan odur. Yine evlenmek için en büyük maddi külfete giren odur. Evlenme meselesinde asıl zorluğu çeken, yine odur.
Fakat bu zorlayıcı bir hüküm değil, sadece tavsiyedir, İslâm ailenin sağlıklı yürümesinin biraz daha garantiye alınması için bu hakkın erkeğin elinde bulunmasını tavsiye eder. Fakat erkek her şeye rağmen bu hakkı eşine devretmeye razı olursa ona müdahale edilmez.
Bu hareketinden dolayı asla kınanmaz. Bilakis yaptığı bu devir kanun gücüyle güvence altına alınır.
İkinci olarak İslâmiyet boşanma meselesinin sürüncemede kalmasına asla razı olmamıştır.
Boşama olayı tek kelimede, bir çırpıda yapılır. Boşama hakkını elinde bulunduran taraf bir anda tüm bağları koparabilir.
Ardından pişmanlık meselesinin gündeme gelmesi mümkün olduğu için iki kez dönüş hakkı vardır. Üçüncü kez sonuçlanan bir evliliğin artık devam etme şansı kalmamış demektir.
Şanslarını bundan sonra başka birileriyle denemek zorundadırlar. Tekrar geri dönüş ve dördüncü kez nikah yapış artık mümkün değildir.
Bu hak ancak ve ancak kadının başka bir erkekle tam bir evlilik yapıp ayrılmasından sonra olabilir. Eşlerin tekrar bir araya gelmeleri ancak bundan sonra mümkün olabilir.
Şimdi Allah'ın va'z ettiği İslâm nizamıyla insan düşüncesinin ürünü plan hukuk kurallarının çatıştıklar noktaları zikredelim:
1 İslâm'da boşanma tek elle vuku bulur. Batılda ise çift tarafın reyi sözkonusudur.
2 İslâm'da boşanma hakkını elde tutmaya layık olan prensip olarak erkek, batılda ise kadındır.
3İslâm'da boşama hakkına sahip olacak taraf evlenme esnasına tesbit edilir. Evlilik süresince de karşılıklı rıza sonucu devredilebilir. Batılda ise bu hakkın verileceği zat, kanun hazırlayan kişiler tarafından zaman önce tesbit edilmiş olup katiyetle değişmez.
4 İslâm'da, boşanmanın vukuundan sonra aracılık görevini erkek ve kadının akrabalarından oluşan bir heyet üstlenir. Batılda ise bu iş mahkemeye aittir.
5İslâm'da kadının hakkı, evlilik öncesi mehir, evlilik sonrası da nafakayla garanti altına alınmıştır. Batılda ise bunlardan yalnızca sonuncusu mevcuttur.