Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bir zamanlar yanımızdan ya da yamacımızdan ayıramadığımız hatta pek çoğuna hayatımız boyunca sadece bir defa sahip olabildiğimiz eşyalarımız zamana yenik düştüler. Şinasi Acar Bey, Osmanlıda Günlük Yaşam Nesneleri ismini verdiği kitabında bir zamanlar hayatımızın başköşesindeyken bugün ancak özel koleksiyonlarda yahut müzelerde bulabileceğimiz eski ama değerli eşyalarımızı anlatıyor
Eski hattatlar, sol dizlerini büküp oturdukları minderde, sağ dizlerini diker ve onun üstünde yazarlardı. Kâğıdın dizde düzgün durmasını sağlamak için, eskilerin zîr-i meşk (meşk altı) dedikleri ve kaba kâğıtların üst üste tutturulmasıyla hazırlanmış bir altlık kullanılırdı. Altlıklar, 4-5 mm kalınlık oluşturacak biçimde, yapıştırılmadan bir araya getirilmiş kaba kâğıtlara, her iki yüzeyine meşin veya ebru kaplanarak mücellitler tarafından hazırlanırdı.
Kevork Efendi, 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbulda yaşamış Ermeni kökenli bir Osmanlı fener ustasıdır. Bir başka Ermeni kökenli fener ustası Ovagim Efendinin damgasını taşıyan fenerlerin işlemeleri de çok güzeldir. Pirinçten yapılmış bu fenerin çapı 12 cm, yüksekliği açık halde 18,5 ve kapalı halde 2,6 cmdir.
Ruznâme Hicrî ve Rûmî ayların ilk günlerini gösteren, Güneşin hangi gün hangi burca girdiğini belirten ve Güneş ve Ay tutulmalarını bildiren, özel olarak hazırlanmış cetvellerdir. Kimilerinde Ahkâm-ı nücûm konusunda, dahası ilm-i heyete (astronomi) dair bilgiler de bulunur. Ruznâmelerin Osmanlıya has bir takvim çeşidi olduğu söylenebilir.
Küp biçiminde, üstü kubbe kapaklı bu örneğin yüzey süslemeleri, tahta üstüne fildişi kakma motifler işlenerek yapılmış; kapağının çevresine sülüs hatla besmele ve Âyetül- Kürsî yazılmıştır. İçinde beş bölüm vardır. Yüksekliği 76,5 genişliği 50,7 cm olan eser, aslen Sultan I. Mahmudun (1730-54) Ayasofyadaki kütüphanesine ait olup halen İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesinde bulunmaktadır.
Her ikisi de Osmanlı pazarı için özel olarak üretilmiş, yuvarlak kaide üzerinde armudî gövdeli ve 26 cm yüksekliğindeki porselen gülâbdanların boyun kısımları gümüş geçmelidir. Beyaz zemin üstüne sıraltı turuncu, sarı ve sırüstü kahverengi çiçekler işlenmiş olan gülâbdan 19. yüzyıl ürünüdür. Kanuni dönemine ait mavi-beyaz sıraltı süslemeli porselen gülâbdanın emziği, Mevlevi sikkesi formunda yapılmıştır.
Pamuklu ya da keten kumaştan dikilen bu gömlekler, koruyucu amaçla hazırlanmakta ve savaşta zırhın içine giyilmektedir. Üzerinde 21 besmele, kimi sûreler, âyetler, dualar, cedveller, vefkler, Esmâ-yı Hüsna (Allahü Teâlânın 99 ism-i şerîfi), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ism-i şerifleri, Ayetül-Kürsî, Dört Büyük Halifenin şemailleri, kelime, rakam ve işaretler yazılıdır.
7. Hem Alaturka Hem Alafranga Saati Gösteren Cep Saatleri
1912 Mayısından başlayarak devlet dairelerinde ve resmî işlerde alafranga saat kullanılmıştır. Mesela demiryolları idaresi, trenleri alafranga saate göre çalıştırmaktaydı. Bu dönemde hem yabancılar hem Türkler, işlerini aksatmamak için yanlarında biri alafranga diğeri alaturka saate ayarlı iki cep saati bulundurma gereğini duymuşlardır. İşte bu yıllarda Longines firması, Osmanlı pazarı için, aynı kadran üstünde hem alaturka hem alafranga saati gösteren cep saatleri üretmiştir. Resimde bu tür saatlerden bir örnek görülüyor. Her iki akrep-yelkovan takımı da hareketini aynı zenberekten almaktadır. Saatin çapı 4,8 cmdir.