Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

S&S 15

EHLİ HİZMET
 
Üyelik Tarihi
23 Nis 2009
Mesajlar
803
Aldığı Beğeniler
4
Konum
İstanbul-Başakşehir
Takım
Fenerbahçe
Tarlamıza Ne Ektik?

----
kanola1.jpg
----------------------------------------------------------------------

Mevlâmızın kullarına lütufları sonsuzdur. Eğer görebilsek her nefeste büyük rızıklarla nimetleniyoruz. İşte Rabbimizin bu rahmeti ümitsizliğe düşmeye manidir. O (c.c.) mutlak rızık verendir. Her türlü rızkı hazırlamış ve biz kullarına sunmuştur. Bizim yapmamız gereken vesilelerin peşine düşmektir. Bundan sonrası ise tevekküldür.

Fakat bilmemiz gereken önemli bir husus var. Rabbimiz ihsanda bulunduğu nimetlere karşı bizlere bazı vazifeler vermiş ve buna göre, görevini yapan kullarını ayrıca mükâfatla müjdelemiştir. Bu vazifeleri göz ardı etmek ise küfran-ı nimet olduğundan böyle kişileri cezalandıracağını buyurmuştur.

Bu sebeple kul, Rabbine karşı havf ve recâ hali ile donanmış olmalıdır. Yani daima bir umut ve aynı zamanda korku içinde olmalıdır. Korkmalı, çünkü vazifeleri vardır ve hesabını verecektir. Umudunu yitirmemeli, çünkü Mevlâmız engin mağfiret sahibidir. Müberra kitabımız Kur'an-ı Kerim'de buyurulmuştur ki:

"Ey İman edenler! Allah(cc)'tan korkun ve doğrularla beraber olun. " (Tevbe/119)

Gönül ehli büyüklerimiz, dünyanın ahiretin tarlası olduğu gibi kalbin tarla, imanın da oraya atılan tohum olduğunu söylemişlerdir. Bu dünyadaki ibadet ve taatler toprağı sürmek, temizlemek ve kalbe hayat suyunun akmasını sağlamaktır. Dünyaya meyleden, ona bağlanan gönüller ise serpilen tohumun bitmediği, çorak topraklara benzer. Kıyamet günü hasat mevsimi gibidir. Herkes ektiği mahsulü orada alacak. O gün iman ve salih amel tohumundan başka hiçbirşey meyve vermeyecektir.

Bu dünyada kalbimizi çorak bir toprak haline getiren şeylerden uzak durmamız lazım. Bunların başında dünya sevgisi gelir. İnsanoğlu dünyada daimi kalacakmış gibi davranır. Bu yüzden hep biriktirme peşinde koşar. Gençken biraz daha büyüyüp biryerlere gelmeyi hedefler. Eğr hedefine ulaşırsa daha da yukarısını talep eder. Ömür böyle akıp giderken ahiret için ya hiç ibadet ve taat yapmaz ya da daima ileriki bir zamana, dünya işlerini bitireceğini umduğu bir döneme erteler. Ancak, ömrün sonuna gelindiğinde çoğunlukla pişmanlıktan başka bir şey kalmaz elinde. Rabbimiz (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de doğru yol üzere sabit kalanları şöyle müjdelemiştir:

"Gerçekten, Rabbimiz Allah(cc)'tır deyip de sonra sebat gösterenlere, 'Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat olunan Cennet'le sevinin' diye melekler inecektir. Biz dünya hayatında da ahirette de dostlarınızız. Çok bağışlayan ve rahmet eden Allah(cc)'ın bir ikramı olarak burada canınız ne isterse sizindir. " (Fussilet/30-32)

Bu dünyada insanın aldanmasının, hakikati hemen unutuvermesinin sebebi kendine, nefsine aldanmasıdır. Nefsin arzuları çoktur, daima ister. Her şey benim olsun der. Nefsinin böyle isteklerine kulak vermek insanın kendi suçudur. Kişi böyle davrandıkça nefsinin açgözlülüğü hiç bitmeyecek, dünyada ebedi kalacakmış gibi hep sahip olmak, biriktirmek isteyecektir.

Kişinin maneviyatını gözardı ederek biriktirme, sahip olma isteği doyumsuzluğu, hep yükseklerde olma isteği de kibri işaret eder. Her ikiside kalbî hastalıklardır. Bu nların peşinde koşan kazanmaktan çok kaybedecektir. ne dünyada rahata kavuşacak ne de ahirette huzur bulacaktır. Mücella dinimiz İslâm bizlerden bu hastalıklardan kurtulmamızı, şifa bulmamızı ister. Allah(cc) Rasulü (s.a.v.) buyurmuştur ki:

"Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın. " (Tirmizi)

Yani ölümü sıkça anarak dünya zevklerine tutkunluğunuza gem vurun Allah(cc) Teala'ya yönelin, denilmiştir. Bir başka hadis-i şerifte de ölümü sıkça ananların şehitlerle birlikte haşrolacakları müjdelenmiştir (Beyhakî). İmam Gazalî (rh.a.) ölümü sıkça ananlara bu üstünlüğün verilmesini, hatırlayışların insanı dünyadan uzaklaştırması ve ahirete hazırlamaya başlaması olarak göstermiştir.

Hasan-ı Basrî (rh.a.)'de şunları söyler: "Ölüm dünyanın ipliğini pazara çıkardı da, akıllı olanlar için gerçekten zevk alacakları bir şey bırakmadı. "

İnsanın aldanmasına sebep olan konulardan biri de insanın dünyaya dair hayaller kurmasıdır. Bu hayallerin içinde genellikle ebedi ahiret yurduna dair bir şey bulunmaz. Oysa insan gençliğine, sağlığına aldanıp maneviyetını ihmal etmemelidir.



Bir gün sıra bize geldiğinde ne biriktirdiklerimiz ne de kurduğumuz hayaller elimizden tutacak. Servetimizi, dünyadaki şan ve şöhretimizi, sayğınlığımızı yanımızda yanımızda götüremeyeceğiz. Aksine onlardan hesaba çekileceğiz. Onları nasıl kazandığımız sorulacak. Hak yemişsek, birilerine zulmetmişsek bedelini ödeme fırsatımız elden gitmiş olacak.

Geleceğini güvenceye almak isteyen kişi Rabbinden korkan, takvaya sarılan, ebedi olana karşı fani olanı elden çıkaran kişidir. Böyle kişi gözünü ebediyet ufuklarına dikmiş, buranın misafirlik yurdu olduğunu fark etmiş, nefsinin ve şeytanın oyuncaklarına aldanmamış kutlu kişidir. O sebeple dünyadan şikayette de bulunmaz. Fahr-i Kainat (s.a.v.) Efendimiz buyurur ki:

"Kaygılanan, geceden yol alır. Gece yol alan da menzile varır. Dikkat edin! Allah(cc)'ın eşyaşı pek pahalıdır. O pahalı eşyada Cennet'tir. " (Tirmizi)

Birazcık kaygı, dikkat ve çaba...Umuyoruz ki bunlarla yol alırsak biz de menzile varırız.

Rabbimizin tevfik ve inayeti ile.



S.Mübarek EROL
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Cenab-i Hak razi olsun Ssofi kardesim paylasimin icin tesekkürler
Selam ve Dualarimla.......
 

dilsitan

Ya HaY
 
Üyelik Tarihi
24 Ağu 2009
Mesajlar
14,031
Aldığı Beğeniler
9,655
Takım
Galatasaray
Birazcık kaygı, dikkat ve çaba...Umuyoruz ki bunlarla yol alırsak biz de menzile varırız.

Rabbim razi olsun
güzel bi paylasimdi..
 
Üst Alt