TASAVVUFİ ISTILAHLAR
1.TEVBE: Günahtan dönmek, vazgeçmek anlamına gelen tevbe, sadece tasavvuf ve tarikatların değil bütün dinlerin ortak özelliklerindendir.Tasavvufa tevbe ile girilir.Şeyh, müridden; ilk önce Allah'a karşı işlediği günahlardan tevbe etmesini ister.Tevbe, bir uyanış ve silkiniştir.Bu da Allah'ın insana teveccühü ile gerçekleşir.
Nefs mücadelesi tevbe ile başlar."Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe ediniz."(Nûr 24/31). "Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Sonra O'na dönünüz, tevbe ediniz.." (Hud 11/3). "Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Tevbe 9/3). "Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar." (Nisa 4/27). "Rabbini hamd ve tesbih et, O'ndan af dile.Çünkü o tevbeleri çok çok kabul edendir." (Nasr 110/3). "...Allah çok tevbe edenleri sever." (Bakara 2/222).
Tevbenin üç makamı vardır: Tevbe, inabe, evbe. Bunlarda şu âyetlere dayanır: "Ey mü'münler, Allah'a nasuh tevbesi ile tevbe ediniz..." (Tahrim 66/8). "Kim Rahman olan Allah'tan gıyaben korkar ve inabeli bir kalp ile gelirse..." (Kaf 50/33). "Davud ne iyi bir kul idi ve daima evvab ve evbe sahibi idi, devamlı Allah'a yönelirdi." (Sad 38/3). Doğrudan daha doğruya yönelmek de tevbedir.Nitekim Hz.Musa, "Sana tevbe ettim..." (Araf 7/143) demiştir.
CÂFER-İ SÂDIK: "Tevbesiz ibadet sahih olmaz."
Bu söz tevbenin ibadetten önce geldiğini gösterir.
ZUNNÛN MISRÎ: Tevbenin hakikatı, arzın bütün genişliği ile takat kalmayacak derecede başına dar gelmesi, sonra nefsinin de seni sıkmasıdır.
EBU ALİ ŞAKÎK: İnsanlar için felaket şu üç şeydedir: Tevbe ederiz ümidiyle günah işliyorlar.Daha yaşarız ümidiyle tevbe etmiyorlar.Rahmet ümidiyle tevbe etmeden kalıyorlar.Bunlar tevbe etmez.
CÜNEYD-İ BAĞDADÎ: Tevbenin üç mânâ ve merhalesi vardır: İlk olarak pişmanlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek, üçüncüsü ise yapılan haksızlıkları helal ettirip düşmanlıktan arınmaktır.
.SABIR: Dayanmak, sızlanmak, kendini tutmak anlamına gelir.Nefse ve nefsî arzulara karşı bir savaş vermeyle iç içe olan tasavvufî hayat ile sabır arasında da yakın bir münasebet vardır.Sabır ve şükür birbirine yakındır. Bütün sıkıntı ve belâlara sabredilir, hatta şükredilir.
"Sabredenlerin alacakları ecir ve karşılık muhakkak sınırsızdır." (Zümer 39/10)
"İçinizden mücahede edenler, sabır gösterenler belli oluncaya kadar elbette sizi deneriz." (Muhammed 47/31)
"Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin." (Bakara 2/45)
"Gerçekten biz onu (Eyyub Peygamberi) sabreden bir kul olarak gördük.Ne güzel kuldu O..." (Sad 38/44)
"Yoksa siz, Allah içinizden mücahede edenleri, sabredenleri sınayıp bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız." (Âl-i İmran 3/142)
"Sabrettikleri için biz onları emrimizle halkı hidâyete ulaştıran rehberler kıldık." (Enbiyâ 21/13)
"Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal 8/46)
Ebu Ali Dekkak bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Sabredenler dünya ve ahiret izzetine konarak kurtuluşa ulaştılar.Çünkü onlar, "O'nunla olma" şerefine nail olmuşlardır.
Ebu Osman, "sabredenleri amellerinin en güzeline verdiğimiz ecir ile mükâfatlandıracağız." (Nahl 16/96) âyetine dayanarak en büyük mükafatın sabra verileceğini söylemiştir.
Sûfîlere Göre Sabır:
Cüneyd-i Bağdadî: Sabır, hiç yüzü ekşitmeden, acıyı yudum yudum içine sindirmendir.
Sehl Bin Abdullah Tusterî: Sabır, Allah Teâlâ'dan bir çıkış kapısını açmasını beklemektir.
Ebu Abdullah Bin Hafif: Sabredenler üç derecedir: Mutasabbır(sabretmek için sıkıntı çeken), sâbır(normal olarak sabreden), sabbâr(sabretmeyi alışkanlık haline getiren).
Ebu Said Arabî: Sabır, bütün belaları gönül rahatlığıyla karşılamaktır.
3.TEVEKKÜL: Tevekkül, işi üzerine almak, vekil olmayı kabul etmek, teslim olmak, yapamadığını başkasına yaptırmak demektir.Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü kalbinde hisseden kişi tevekkül edilecek, vekil olarak bırakılacak ve kendisine teslim olunacak O'ndan başka bir varlığın olmayacağına inanır.Kendini O'na teslim edip, O'nun yoluna girer ve yürür.Tevekkül bir anlamda tevhîddir.
"Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter." (Ahzab 33/3)
"Aziz ve rahim olana tevekkül et." (Şuara 26/217)
"De ki Allah bizim için ne yazıp takdir etmiş ise ancak bize o ulaşır.Bizim sahibimiz O'dur.Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler." (Tevbe 9/51)
"Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter, onu ummadığı yerden rızıklandırır." (Talak 65/3)
Sûfîlere Göre Tevekkül:
Sehl Bin Abdullah Tusterî: Tevekkülün alâmeti üçtür: Kimseden bir şey istememek, verileni reddetmemek, ele geçeni biriktirmemek.
Ebu Ali Dekkak: Tevekkül edenin üç derecesi vardır: Tevekkül, teslim, tevfiz.Tevekkül sahibi Allah'ın va'dine güvenip huzur bulur. Teslim sahibi Allah'ın ilmi ile yetinir.Tefviz sahibi ise Allah'ın hükmüne rıza gösterir.Tevekkül başlangıç, teslim orta, rıza ise son hâldir...
4.RİYAZET-MÜCAHEDE: Hayatın disipline edilmesi; yeyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamdü şükür gayeli olması şeklinde yorumladığımız Riyâzet; tasavvufta, nefsin ve bedenin arzularını terkederek veya en aza indirerek, ibâdetle meşgul olmak demektir.
Az yemek, az konuşmak, az uyumak bu prensibi ana hatlarıyla özetlemektedir.Mücahede ise gayret sarfetmek, dövüşmek demektir.
Sûfîlere Göre:
Hasan Kazzaz: Tasavvuf şu üç şey üzerine kurulmuştur: Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
Yahya Bin Muaz: Açlık nûr, tokluk nâr(ateş)'dır.İştah oduna benzer, ondan ateş meydana gelir, bu ateş sahibini yakmadan sönmez.
Necmüddin Kübra: Ağzındaki dil konuşunca kalp susar.Bu dil susunca kalp konuşur.Tok olmanın afetleri pek çoktur.Bunlardan bazıları şunlardır: Kalbi katılaştırır, perdeleri katmerleştirir, müşahedeyi karartır, miskinliğe sebep olur.
İbn Arabî: Riyâzet iki kısımdır: Edebî riyâzet, talebî riyâzet.Birincisi nefsin tabiatından çıkmak, ikincisi murad ve maksadın doğru olmasıdır.
1.TEVBE: Günahtan dönmek, vazgeçmek anlamına gelen tevbe, sadece tasavvuf ve tarikatların değil bütün dinlerin ortak özelliklerindendir.Tasavvufa tevbe ile girilir.Şeyh, müridden; ilk önce Allah'a karşı işlediği günahlardan tevbe etmesini ister.Tevbe, bir uyanış ve silkiniştir.Bu da Allah'ın insana teveccühü ile gerçekleşir.
Nefs mücadelesi tevbe ile başlar."Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe ediniz."(Nûr 24/31). "Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Sonra O'na dönünüz, tevbe ediniz.." (Hud 11/3). "Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Tevbe 9/3). "Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar." (Nisa 4/27). "Rabbini hamd ve tesbih et, O'ndan af dile.Çünkü o tevbeleri çok çok kabul edendir." (Nasr 110/3). "...Allah çok tevbe edenleri sever." (Bakara 2/222).
Tevbenin üç makamı vardır: Tevbe, inabe, evbe. Bunlarda şu âyetlere dayanır: "Ey mü'münler, Allah'a nasuh tevbesi ile tevbe ediniz..." (Tahrim 66/8). "Kim Rahman olan Allah'tan gıyaben korkar ve inabeli bir kalp ile gelirse..." (Kaf 50/33). "Davud ne iyi bir kul idi ve daima evvab ve evbe sahibi idi, devamlı Allah'a yönelirdi." (Sad 38/3). Doğrudan daha doğruya yönelmek de tevbedir.Nitekim Hz.Musa, "Sana tevbe ettim..." (Araf 7/143) demiştir.
CÂFER-İ SÂDIK: "Tevbesiz ibadet sahih olmaz."
Bu söz tevbenin ibadetten önce geldiğini gösterir.
ZUNNÛN MISRÎ: Tevbenin hakikatı, arzın bütün genişliği ile takat kalmayacak derecede başına dar gelmesi, sonra nefsinin de seni sıkmasıdır.
EBU ALİ ŞAKÎK: İnsanlar için felaket şu üç şeydedir: Tevbe ederiz ümidiyle günah işliyorlar.Daha yaşarız ümidiyle tevbe etmiyorlar.Rahmet ümidiyle tevbe etmeden kalıyorlar.Bunlar tevbe etmez.
CÜNEYD-İ BAĞDADÎ: Tevbenin üç mânâ ve merhalesi vardır: İlk olarak pişmanlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek, üçüncüsü ise yapılan haksızlıkları helal ettirip düşmanlıktan arınmaktır.
.SABIR: Dayanmak, sızlanmak, kendini tutmak anlamına gelir.Nefse ve nefsî arzulara karşı bir savaş vermeyle iç içe olan tasavvufî hayat ile sabır arasında da yakın bir münasebet vardır.Sabır ve şükür birbirine yakındır. Bütün sıkıntı ve belâlara sabredilir, hatta şükredilir.
"Sabredenlerin alacakları ecir ve karşılık muhakkak sınırsızdır." (Zümer 39/10)
"İçinizden mücahede edenler, sabır gösterenler belli oluncaya kadar elbette sizi deneriz." (Muhammed 47/31)
"Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin." (Bakara 2/45)
"Gerçekten biz onu (Eyyub Peygamberi) sabreden bir kul olarak gördük.Ne güzel kuldu O..." (Sad 38/44)
"Yoksa siz, Allah içinizden mücahede edenleri, sabredenleri sınayıp bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız." (Âl-i İmran 3/142)
"Sabrettikleri için biz onları emrimizle halkı hidâyete ulaştıran rehberler kıldık." (Enbiyâ 21/13)
"Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal 8/46)
Ebu Ali Dekkak bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Sabredenler dünya ve ahiret izzetine konarak kurtuluşa ulaştılar.Çünkü onlar, "O'nunla olma" şerefine nail olmuşlardır.
Ebu Osman, "sabredenleri amellerinin en güzeline verdiğimiz ecir ile mükâfatlandıracağız." (Nahl 16/96) âyetine dayanarak en büyük mükafatın sabra verileceğini söylemiştir.
Sûfîlere Göre Sabır:
Cüneyd-i Bağdadî: Sabır, hiç yüzü ekşitmeden, acıyı yudum yudum içine sindirmendir.
Sehl Bin Abdullah Tusterî: Sabır, Allah Teâlâ'dan bir çıkış kapısını açmasını beklemektir.
Ebu Abdullah Bin Hafif: Sabredenler üç derecedir: Mutasabbır(sabretmek için sıkıntı çeken), sâbır(normal olarak sabreden), sabbâr(sabretmeyi alışkanlık haline getiren).
Ebu Said Arabî: Sabır, bütün belaları gönül rahatlığıyla karşılamaktır.
3.TEVEKKÜL: Tevekkül, işi üzerine almak, vekil olmayı kabul etmek, teslim olmak, yapamadığını başkasına yaptırmak demektir.Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü kalbinde hisseden kişi tevekkül edilecek, vekil olarak bırakılacak ve kendisine teslim olunacak O'ndan başka bir varlığın olmayacağına inanır.Kendini O'na teslim edip, O'nun yoluna girer ve yürür.Tevekkül bir anlamda tevhîddir.
"Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter." (Ahzab 33/3)
"Aziz ve rahim olana tevekkül et." (Şuara 26/217)
"De ki Allah bizim için ne yazıp takdir etmiş ise ancak bize o ulaşır.Bizim sahibimiz O'dur.Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler." (Tevbe 9/51)
"Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter, onu ummadığı yerden rızıklandırır." (Talak 65/3)
Sûfîlere Göre Tevekkül:
Sehl Bin Abdullah Tusterî: Tevekkülün alâmeti üçtür: Kimseden bir şey istememek, verileni reddetmemek, ele geçeni biriktirmemek.
Ebu Ali Dekkak: Tevekkül edenin üç derecesi vardır: Tevekkül, teslim, tevfiz.Tevekkül sahibi Allah'ın va'dine güvenip huzur bulur. Teslim sahibi Allah'ın ilmi ile yetinir.Tefviz sahibi ise Allah'ın hükmüne rıza gösterir.Tevekkül başlangıç, teslim orta, rıza ise son hâldir...
4.RİYAZET-MÜCAHEDE: Hayatın disipline edilmesi; yeyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamdü şükür gayeli olması şeklinde yorumladığımız Riyâzet; tasavvufta, nefsin ve bedenin arzularını terkederek veya en aza indirerek, ibâdetle meşgul olmak demektir.
Az yemek, az konuşmak, az uyumak bu prensibi ana hatlarıyla özetlemektedir.Mücahede ise gayret sarfetmek, dövüşmek demektir.
Sûfîlere Göre:
Hasan Kazzaz: Tasavvuf şu üç şey üzerine kurulmuştur: Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
Yahya Bin Muaz: Açlık nûr, tokluk nâr(ateş)'dır.İştah oduna benzer, ondan ateş meydana gelir, bu ateş sahibini yakmadan sönmez.
Necmüddin Kübra: Ağzındaki dil konuşunca kalp susar.Bu dil susunca kalp konuşur.Tok olmanın afetleri pek çoktur.Bunlardan bazıları şunlardır: Kalbi katılaştırır, perdeleri katmerleştirir, müşahedeyi karartır, miskinliğe sebep olur.
İbn Arabî: Riyâzet iki kısımdır: Edebî riyâzet, talebî riyâzet.Birincisi nefsin tabiatından çıkmak, ikincisi murad ve maksadın doğru olmasıdır.