- Üyelik Tarihi
- 21 Ocak 2011
- Mesajlar
- 752
- Aldığı Beğeniler
- 15
Tasavvuf bir tevhid terbiyesidir
"İnsanın en temel meselesi Rabbini bilmek, Rabbini
bulmaktır. ALLAH insanı bunun için yaratmış, ve buna ulaşmaya muktedir biçimde
yaratmıştır. İnsanın dünya hayatı bunun sınavıdır. İnsan buna itiraz etse de,
onun fıtrat derununda kendini aşan böyle bir arayış vardır. Zaten insan da
burada odaklaşmıştır. Yani “Nereden geldim, nereye gidiyorum?” sorusu insanın en
kadim sorusu olmuştur ki, bu sorunun aradığı şey de “varoluş”un sırrıdır.
Varoluş'un sırrı arandığında varılacak nokta bir
Yaratıcı'nın varlığıdır. Ya da insan buna varırsa içi durulacak, buna varamadığı
ölçüde de içinde arayış süreci bitmeyecektir. Kur'an-ı mübinde ifadesini bulan
“Kalbler ancak ALLAH'ı zikrederek huzura, doyuma kavuşur” hükmü, insan fıtratına
yönelik bir ilahi tesbittir. Ya ALLAH'ı bularak, O'nunla buluşarak, O'nu şah
damarından yakınlığını hissederek itmi'nana erecek, ya da arayışlar içinde
çırpınacaktır.
Yaratıcı insanı bu noktada boşlukta da
bırakmamıştır. Yol işaretçileri göndermiştir.
Dinler ve dinlerle birlikte gönderilen peygamberler yol işaretçileridir ve
bu yolu gösterirler insana.
Yaratıcı, insandan, Yaratıcı'nın varlığını
bilmesinin yanında, 'Onun “Tek bir Yaratıcı” olduğunu bilmesini de istemiştir.
Yaratılışın sonsuz ahengi karşısında Kudret parçalanmasının, insan zihnini
doyuramayacağı açıktır. Tanrılar olamaz, Tanrıların olması kaosa açık bir sonuç
doğurur. Tek Tanrı olacaktır. Kainatın yaratıcısı tek Tanrıdır ve nizamı o
koymaktadır. İnsandan bu nizama uymasını da O istemektedir. “Tek”liğinin
idrakini ve ona saygı duyulmasını (ibadet) da O (c.c.) istemektedir.
Onun için vahiy dinleri tevhid dinidir ve İslam bir tevhid dinidir.
Bütün vahiy kaynaklı dinler “İslam” adıyla
isimlendirilir ve tevhidi öğütler. Bütün peygamberler tevhidi anlatır. Kur'an'da
geçmiş peygamberlerin kıssaları anlatılırken, farklı zamanlarda gelen her
peygamberin ana mesajının “ALLAH'tan başka ilah olmadığına iman – La ilahe
illALLAH” olduğu vurgulanır. İlahi dinlerin ana dokusu, kök hücresi tevhid'dir.
Rasulullah Efendimiz de, hemen tüm Mekke dönemi boyunca çağrısına inananları
“tevhid eğitimi”nden geçirmiştir.
Ancak insanda Tevhid bilincinin oluşumu – kararlı
bir iman haline gelişi, bir eğitimi gerekli kılar. Çünkü insanın zihni, müteal
bir kudrete bağlılıktan vazgeçmese bile, hangi kudrete gerçekten bağlanması
gerektiği noktasında dağılabilir. Aslında farklı zamanlarda gelen Peygamberlerin
ana mesajının tevhid olması da, insan zihninin zaman içinde dağıldığı ve ana
mecrayı kaybettiğini ortaya koyar.
İnsan, kendi nefsinden başlamak üzere hayatını
etkileyen pek çok güç odağını saygı duyulacak bir varlık olarak algılama
temayülündedir. Saygı ölçüsü kaybedildiğinde teabbüd ve “Tanrılaştırma”
başlayabilir.
Hazreti Muhammed Mustafa -sallALLAHü aleyhi ve
sellem- İslam'ı son tevhid dini olarak, en net biçimde insanoğluna sunmuş,
insanoğlunun şuurunu yenilemiş,dağınıklıktan kurtarmış, derleyip toparlamıştır.
İslam'ın tehvidi yeniden insanoğluna sunduğu zamanda
insanlar, ağaçtan, taştan, hatta bazen helvadan yaptıkları putlara
tapmaktaydılar, Hazreti İsa'nın getirdiği tevhid dini bile bulanmış, bizzat
Hazreti İsa “ALLAH'ın oğlu” gibi algılanmaya başlamıştı. Yahudilik ise Hazreti
Musa'nın açtığı çığırdan uzaklaşmış, bütün kainatın Rabbi olan ALLAH'ı “milli
tanrı”ya indirgemişti.
"İnsanın en temel meselesi Rabbini bilmek, Rabbini
bulmaktır. ALLAH insanı bunun için yaratmış, ve buna ulaşmaya muktedir biçimde
yaratmıştır. İnsanın dünya hayatı bunun sınavıdır. İnsan buna itiraz etse de,
onun fıtrat derununda kendini aşan böyle bir arayış vardır. Zaten insan da
burada odaklaşmıştır. Yani “Nereden geldim, nereye gidiyorum?” sorusu insanın en
kadim sorusu olmuştur ki, bu sorunun aradığı şey de “varoluş”un sırrıdır.
Varoluş'un sırrı arandığında varılacak nokta bir
Yaratıcı'nın varlığıdır. Ya da insan buna varırsa içi durulacak, buna varamadığı
ölçüde de içinde arayış süreci bitmeyecektir. Kur'an-ı mübinde ifadesini bulan
“Kalbler ancak ALLAH'ı zikrederek huzura, doyuma kavuşur” hükmü, insan fıtratına
yönelik bir ilahi tesbittir. Ya ALLAH'ı bularak, O'nunla buluşarak, O'nu şah
damarından yakınlığını hissederek itmi'nana erecek, ya da arayışlar içinde
çırpınacaktır.
Yaratıcı insanı bu noktada boşlukta da
bırakmamıştır. Yol işaretçileri göndermiştir.
Dinler ve dinlerle birlikte gönderilen peygamberler yol işaretçileridir ve
bu yolu gösterirler insana.
Yaratıcı, insandan, Yaratıcı'nın varlığını
bilmesinin yanında, 'Onun “Tek bir Yaratıcı” olduğunu bilmesini de istemiştir.
Yaratılışın sonsuz ahengi karşısında Kudret parçalanmasının, insan zihnini
doyuramayacağı açıktır. Tanrılar olamaz, Tanrıların olması kaosa açık bir sonuç
doğurur. Tek Tanrı olacaktır. Kainatın yaratıcısı tek Tanrıdır ve nizamı o
koymaktadır. İnsandan bu nizama uymasını da O istemektedir. “Tek”liğinin
idrakini ve ona saygı duyulmasını (ibadet) da O (c.c.) istemektedir.
Onun için vahiy dinleri tevhid dinidir ve İslam bir tevhid dinidir.
Bütün vahiy kaynaklı dinler “İslam” adıyla
isimlendirilir ve tevhidi öğütler. Bütün peygamberler tevhidi anlatır. Kur'an'da
geçmiş peygamberlerin kıssaları anlatılırken, farklı zamanlarda gelen her
peygamberin ana mesajının “ALLAH'tan başka ilah olmadığına iman – La ilahe
illALLAH” olduğu vurgulanır. İlahi dinlerin ana dokusu, kök hücresi tevhid'dir.
Rasulullah Efendimiz de, hemen tüm Mekke dönemi boyunca çağrısına inananları
“tevhid eğitimi”nden geçirmiştir.
Ancak insanda Tevhid bilincinin oluşumu – kararlı
bir iman haline gelişi, bir eğitimi gerekli kılar. Çünkü insanın zihni, müteal
bir kudrete bağlılıktan vazgeçmese bile, hangi kudrete gerçekten bağlanması
gerektiği noktasında dağılabilir. Aslında farklı zamanlarda gelen Peygamberlerin
ana mesajının tevhid olması da, insan zihninin zaman içinde dağıldığı ve ana
mecrayı kaybettiğini ortaya koyar.
İnsan, kendi nefsinden başlamak üzere hayatını
etkileyen pek çok güç odağını saygı duyulacak bir varlık olarak algılama
temayülündedir. Saygı ölçüsü kaybedildiğinde teabbüd ve “Tanrılaştırma”
başlayabilir.
Hazreti Muhammed Mustafa -sallALLAHü aleyhi ve
sellem- İslam'ı son tevhid dini olarak, en net biçimde insanoğluna sunmuş,
insanoğlunun şuurunu yenilemiş,dağınıklıktan kurtarmış, derleyip toparlamıştır.
İslam'ın tehvidi yeniden insanoğluna sunduğu zamanda
insanlar, ağaçtan, taştan, hatta bazen helvadan yaptıkları putlara
tapmaktaydılar, Hazreti İsa'nın getirdiği tevhid dini bile bulanmış, bizzat
Hazreti İsa “ALLAH'ın oğlu” gibi algılanmaya başlamıştı. Yahudilik ise Hazreti
Musa'nın açtığı çığırdan uzaklaşmış, bütün kainatın Rabbi olan ALLAH'ı “milli
tanrı”ya indirgemişti.