Cüneydi Bağdadi, Haris El-Muhasibi, Hace Ubeydullah Ahrar,
İmam Gazali, İsmail Hakkı Bursevî, İmam Rabbanî, Şeyh
Sadi-i Şirazi, İbn-i Arabî, Feridüddîn Attar, Kuşeyrî ve daha
nice mutasavvıf âlimin görüşleriyle de beslenmiş bu değerli
eserin zihinlerimizdeki ve kütüphanemizdeki eksik halkayı
tamamlayan bir eser olduğunu söylemeliyiz.
Tasavvuf kişinin manevi eğitimine
dair yolları ve kaynakları ele alan,
insanın yüce yaratıcısına karşı kulluk
görevlerini bilinç düzeyinde
yaşaması için bazı tezkiye/terbiye
usullerini esas alan bir yaşam tarzıdır.
Tasavvuf, hangi şekilde tarif
edilirse edilsin İslam Kültürünün
önemli boyutlarından biridir. Müslüman
toplumda belirgin hale geldiği
tarihten itibaren tasavvuf hakkında
olumlu veya olumsuz pek
çok şey söylenegelmiştir. Kimi lehinde
kimi aleyhinde abartılı ifadeler
kullanırken kimi de bu konuda
makul ve gerçekçi bir yol izleyerek
duygusallıktan kaçınmış, ön
kabullerden sakınmış ve ılımlı bir
dil kullanmıştır.
Tasavvuf araştırmalarında ülkemizin
yetkin isimlerinin başında gelen
Prof.Dr. Süleyman Uludağ, velüd
bir yazar olmanın yanı sıra ilerleyen
yaşına rağmen dur durak bilmeyen
bir azim ve gayret ile sürdürdüğü
çalışmalarına bir yenisini
daha ekledi.
Tasavvuf geleneğine yönelik dışarıdan
gelen tenkit ve eleştirilere
odaklanmak yerine Tasavvufun
içinden gelen tenkitlerin tarihçesini
ve içeriğini konu edindiği “Tasavvuf
ve Tenkit” konulu yeni bir
eser yayınlayan Hocamız bu sayede
yüzyıllardır süren tartışmaların
gölgesinde kalan bir hakikat alanına
ışık tutmak gayretindedir.
Yazar bu durumu şöyle belirtmektedir; “Sufîleri ve
sûfiliği kimlerin eleştirdiği önem arz etmektedir.
Sufîliği eleştirenleri kabaca iki zümreye ayırabiliriz:
Sufî olan ve sufî olmayan Müslüman âlimler. Sufî olmayan
Müslüman âlimlerin sufîliği eleştirmeleri, bu
harekete dışarıdan yöneltilen bir eleştiridir. Özellikle
kelam, fıkıh ve hadis âlimlerinin eleştirileri böyledir.
Bizim bu çalışmamızda üzerinde durduğumuz husus
sufîlerin dönüp kendilerine bakmaları, evlerindeki
eksikleri görüp bunları gidermeye çabalamaları ve
hatalarını düzeltmeleri anlamına gelen özeleştiridir.
Sufîler her zaman bir şekilde kendilerini sorgulamışlar,
irdelemişler, nerede hata yaptıklarını görmeye çalışmışlar,
ulaştıkları sonuçlara göre kendilerine çekidüzen
vermeye gayret etmişlerdir.
Bu alanda yaptıkları pek çok tespit
ve yazdıkları bir hayli eser mevcuttur.
Sufîler bu konuda ciltlerce eser
yazmışlardır. O kadar ince eleyip sık
dokumuşlardır ki zâhir ulemasının
onlara dışarıdan yönelttikleri eleştiriler,
bunun yanında az ve önemsiz
kalır. Onlar içinde yaşadıkları ortamda
meydana gelen kusurları, noksanları,
sapmaları ve takıntıları daha
iyi görebilmişlerdir.”
Hallac-ı Mansur’dan İbn-i Arabî’ye, Hz. Mevlana’dan
tutun Yunus Emre’ye kadar zincirin halkalarındaki en
önemli isimlerin dahi eleştirildiği tasavvuf geleneği
kimi zaman çok sert tutumlarla karşılaşmıştır.
Günümüzde dahi devam eden bu eleştiri ve kimi zaman
şiddete dönüşen yaklaşımın ardında bulunan
ana saik çoğu zaman tasavvufa içten bir tecrübe ile
yaklaşamamanın oluşturduğu ön yargılardan kaynaklanmaktadır.
Bu manada -eğer ki varsa yanlışlıklar- bunları masaya
yatırmanın en kısa yolu mutasavvıfların kendilerine
yönelik geliştirdikleri özeleştirileri dinlemekten geçmektedir.
Bugün halen mutasavvıfların arasındaki en
saygın isimlerin Hallac, İbn-i Arabî, Hz. Mevlana, Yunus
Emre gibi isimler olması onlara yöneltilen eleştirilerin
zamana yenik düştüğünü göstermesi bakımından
önemlidir.
Süleyman Uludağ Hocamıza göre Tasavvuf kendi iç
dinamiklerini oluşturmuş, geçen süre içinde eleştiri
ve serbest bir tefekkürün yaygınlaştığı, düşüncelerin
rahatlıkla ifade edildiği verimli bir alan haline dönüşmüştür.
Özgür düşünme ve düşünüleni rahatça ifade edebilme
bakımından tasavvuf alanı diğer İslamî ilimlerden
daha geniş bir imkâna sahiptir. Bu husus neden
önemlidir? Hocaya göre bir şeyi doğru öğrenmek
için o şeyin ne olduğunu bilmek kadar, ne olmadığını
bilmek de önemlidir. Sufîlerin kendilerini eleştirmeleri,
sorgulamaları ve bu konuda bir
nefis muhasebesi yapmaları bu bakımdan
çok önemlidir.
Cüneydi Bağdadi, Haris El-Muhasibi, Hace
Ubeydullah Ahrar, İmam Gazali, İsmail
Hakkı Bursevî, İmam Rabbanî, Şeyh Sadi-i
Şirazi, İbn-i Arabî, Feridüddîn Attar, Kuşeyrî
ve daha nice mutasavvıf âlimin görüşleriyle
de beslenmiş bu değerli eserin zihinlerimizdeki
ve kütüphanemizdeki eksik halkayı
tamamlayan bir eser olduğunu söylemeliyiz.
Eser boyunca sizinle konuşan ve sizinle paylaşan tatlı
bir üslupla karşılaşıyorsunuz. Uludağ Hocanın diğer
eserlerindeki akademik üslup bu eserinde yerini
farklı bir havaya bırakmış. Bunda şüphesiz eseri yayına
hazırlayan Ercan Alkan’ın katkısı büyük.
Eser o kadar dengeli bir şekilde konulara ayrılmış ve
tashih edilmiş ki sizi fazla yormadan konuyu kavramanıza
imkân sağlıyor. Sadece eleştiri ve tenkitin
doğasını kavramamıza yardımcı olan konuları değil
bunların yanı sıra Tasavvuf tarihindeki eleştirel yaklaşımları
isimler ve eserleri üzerinden de ele alarak konuyu
açıklığa kavuşturmayı başarıyor. Eleştiriye konu
olan temel meselelerin de ele alındığı eser terminolojiyi,
açıklayıcı bir üslupla kullanması bakımından da
okuyucuya kolaylık sağlıyor.
İmam Gazali, İsmail Hakkı Bursevî, İmam Rabbanî, Şeyh
Sadi-i Şirazi, İbn-i Arabî, Feridüddîn Attar, Kuşeyrî ve daha
nice mutasavvıf âlimin görüşleriyle de beslenmiş bu değerli
eserin zihinlerimizdeki ve kütüphanemizdeki eksik halkayı
tamamlayan bir eser olduğunu söylemeliyiz.
Tasavvuf kişinin manevi eğitimine
dair yolları ve kaynakları ele alan,
insanın yüce yaratıcısına karşı kulluk
görevlerini bilinç düzeyinde
yaşaması için bazı tezkiye/terbiye
usullerini esas alan bir yaşam tarzıdır.
Tasavvuf, hangi şekilde tarif
edilirse edilsin İslam Kültürünün
önemli boyutlarından biridir. Müslüman
toplumda belirgin hale geldiği
tarihten itibaren tasavvuf hakkında
olumlu veya olumsuz pek
çok şey söylenegelmiştir. Kimi lehinde
kimi aleyhinde abartılı ifadeler
kullanırken kimi de bu konuda
makul ve gerçekçi bir yol izleyerek
duygusallıktan kaçınmış, ön
kabullerden sakınmış ve ılımlı bir
dil kullanmıştır.
Tasavvuf araştırmalarında ülkemizin
yetkin isimlerinin başında gelen
Prof.Dr. Süleyman Uludağ, velüd
bir yazar olmanın yanı sıra ilerleyen
yaşına rağmen dur durak bilmeyen
bir azim ve gayret ile sürdürdüğü
çalışmalarına bir yenisini
daha ekledi.
Tasavvuf geleneğine yönelik dışarıdan
gelen tenkit ve eleştirilere
odaklanmak yerine Tasavvufun
içinden gelen tenkitlerin tarihçesini
ve içeriğini konu edindiği “Tasavvuf
ve Tenkit” konulu yeni bir
eser yayınlayan Hocamız bu sayede
yüzyıllardır süren tartışmaların
gölgesinde kalan bir hakikat alanına
ışık tutmak gayretindedir.
Yazar bu durumu şöyle belirtmektedir; “Sufîleri ve
sûfiliği kimlerin eleştirdiği önem arz etmektedir.
Sufîliği eleştirenleri kabaca iki zümreye ayırabiliriz:
Sufî olan ve sufî olmayan Müslüman âlimler. Sufî olmayan
Müslüman âlimlerin sufîliği eleştirmeleri, bu
harekete dışarıdan yöneltilen bir eleştiridir. Özellikle
kelam, fıkıh ve hadis âlimlerinin eleştirileri böyledir.
Bizim bu çalışmamızda üzerinde durduğumuz husus
sufîlerin dönüp kendilerine bakmaları, evlerindeki
eksikleri görüp bunları gidermeye çabalamaları ve
hatalarını düzeltmeleri anlamına gelen özeleştiridir.
Sufîler her zaman bir şekilde kendilerini sorgulamışlar,
irdelemişler, nerede hata yaptıklarını görmeye çalışmışlar,
ulaştıkları sonuçlara göre kendilerine çekidüzen
vermeye gayret etmişlerdir.
Bu alanda yaptıkları pek çok tespit
ve yazdıkları bir hayli eser mevcuttur.
Sufîler bu konuda ciltlerce eser
yazmışlardır. O kadar ince eleyip sık
dokumuşlardır ki zâhir ulemasının
onlara dışarıdan yönelttikleri eleştiriler,
bunun yanında az ve önemsiz
kalır. Onlar içinde yaşadıkları ortamda
meydana gelen kusurları, noksanları,
sapmaları ve takıntıları daha
iyi görebilmişlerdir.”
Hallac-ı Mansur’dan İbn-i Arabî’ye, Hz. Mevlana’dan
tutun Yunus Emre’ye kadar zincirin halkalarındaki en
önemli isimlerin dahi eleştirildiği tasavvuf geleneği
kimi zaman çok sert tutumlarla karşılaşmıştır.
Günümüzde dahi devam eden bu eleştiri ve kimi zaman
şiddete dönüşen yaklaşımın ardında bulunan
ana saik çoğu zaman tasavvufa içten bir tecrübe ile
yaklaşamamanın oluşturduğu ön yargılardan kaynaklanmaktadır.
Bu manada -eğer ki varsa yanlışlıklar- bunları masaya
yatırmanın en kısa yolu mutasavvıfların kendilerine
yönelik geliştirdikleri özeleştirileri dinlemekten geçmektedir.
Bugün halen mutasavvıfların arasındaki en
saygın isimlerin Hallac, İbn-i Arabî, Hz. Mevlana, Yunus
Emre gibi isimler olması onlara yöneltilen eleştirilerin
zamana yenik düştüğünü göstermesi bakımından
önemlidir.
Süleyman Uludağ Hocamıza göre Tasavvuf kendi iç
dinamiklerini oluşturmuş, geçen süre içinde eleştiri
ve serbest bir tefekkürün yaygınlaştığı, düşüncelerin
rahatlıkla ifade edildiği verimli bir alan haline dönüşmüştür.
Özgür düşünme ve düşünüleni rahatça ifade edebilme
bakımından tasavvuf alanı diğer İslamî ilimlerden
daha geniş bir imkâna sahiptir. Bu husus neden
önemlidir? Hocaya göre bir şeyi doğru öğrenmek
için o şeyin ne olduğunu bilmek kadar, ne olmadığını
bilmek de önemlidir. Sufîlerin kendilerini eleştirmeleri,
sorgulamaları ve bu konuda bir
nefis muhasebesi yapmaları bu bakımdan
çok önemlidir.
Cüneydi Bağdadi, Haris El-Muhasibi, Hace
Ubeydullah Ahrar, İmam Gazali, İsmail
Hakkı Bursevî, İmam Rabbanî, Şeyh Sadi-i
Şirazi, İbn-i Arabî, Feridüddîn Attar, Kuşeyrî
ve daha nice mutasavvıf âlimin görüşleriyle
de beslenmiş bu değerli eserin zihinlerimizdeki
ve kütüphanemizdeki eksik halkayı
tamamlayan bir eser olduğunu söylemeliyiz.
Eser boyunca sizinle konuşan ve sizinle paylaşan tatlı
bir üslupla karşılaşıyorsunuz. Uludağ Hocanın diğer
eserlerindeki akademik üslup bu eserinde yerini
farklı bir havaya bırakmış. Bunda şüphesiz eseri yayına
hazırlayan Ercan Alkan’ın katkısı büyük.
Eser o kadar dengeli bir şekilde konulara ayrılmış ve
tashih edilmiş ki sizi fazla yormadan konuyu kavramanıza
imkân sağlıyor. Sadece eleştiri ve tenkitin
doğasını kavramamıza yardımcı olan konuları değil
bunların yanı sıra Tasavvuf tarihindeki eleştirel yaklaşımları
isimler ve eserleri üzerinden de ele alarak konuyu
açıklığa kavuşturmayı başarıyor. Eleştiriye konu
olan temel meselelerin de ele alındığı eser terminolojiyi,
açıklayıcı bir üslupla kullanması bakımından da
okuyucuya kolaylık sağlıyor.