Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Soru : Tasavvufun gayesi nedir?

Cevap:

Tasavvuf, İslâmın bildirdi i hedeflere ulaşmada etkili bir yoldur. Bu hedeflerden bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:
Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak. (1) Yani kalp ve ruhunu, Cenab-ı Hakkın razı oldu u sıfatlarla donatmaya çalışmak. İlahi ahlak, en kısa ifadesiyle, Kuran ahlakıdır:

Sünnet-i seniyyeye ittiba. Yani, Resulullahın hayatını örnek almak, Onun gibi yaşamaya çalışmaktır. Sünnete ittiba, velayet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parla ı, en zenginidir. (2) Kurânın ifadesiyle Hz. Peygamber, usve-i hasenedir (Ahzab, 51) Yani, model insandır, en güzel örnektir.

Nefsi terbiye. Tabiatında günahlara meyil bulunan nefis, terbiye ile güzel bir vaziyet kazanabilir. Nefis, ilk haliyle ham petrole benzer. Arındırılmazsa bir işe yaramaz, hatta zarar verir. Fakat iyi bir terbiyeden geçerse, ondan çok istifade edilir.

Kesb-i kemal, seyr-i cemâl. (3) Bedenen büyüyen insan, ruhen de büyümelidir. Büyük insan bedenen büyük olan de il, manen büyük olandır. Çekirde in a aç olmaya çalışması gibi, insanın da hedefi, insan-ı kâmil derecesine ulaşmak olmalıdır. Bu dereceye gelen insan, İlâhi sanat eserlerini seyir ve temaşadan büyük bir haz ve lezzet alır. Kainat kitabının anlayışlı bir mütalaacısı olur.

Allaha kurbiyet. Yani, Allaha yakınlık kazanmak. Şüphesiz, bu kurbiyet, mekanî bir yakınlık de ildir. (4) Bir subayın rütbece ilerledi inde padişaha daha yakın olması, veya bir talebenin ilimde ilerledikçe hocasına daha iyi muhatab olması şeklindedir.

İhsan mertebesine ulaşmak. Hz. Peygamberin (asm.) tarifinde ihsan, Allahı görür gibi ibadet etmektir. (5) Bu mertebedeki mümin, kendini Allahın huzurunda görür, huzur içinde yaşar. Daha cennete gitmeden, iç aleminde cennetin lezzetlerini hisseder.

İhlası elde etmek. İhlas, yapılan amelin Allah emretti i için yapılmasıdır. Kurtuluş, ancak ihlas iledir. İhlasın zıddı, riyadır. Riya ise, yapılan işin gösteriş için yapılmasıdır. Kendi haline bırakılan nefis, riyaya yönelir. Terbiye edilen nefis ise, böyle aşa ı şeylere tenezzül etmez; do rudan do ruya Allaha müteveccih olur.


Kaynaklar:
1. Nursî, Sözler, Sözler Yay. İst. 1987, s. 508
2. Nursî, Mektubat, s. 450
3. Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 89
4. Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 90
5. Buhâri, İman, 37; Müslim, İman, 1

Şadi Eren (Doç Dr.)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
TARİKAT/TASAVVUF/MUTLULUK

Tarik arabçada yol demektir,tarikat ise yollar anlamına geliyor.Tasavvufta kullanıldı ında ise tarikat Allah'a giden yollar anlamına geliyor.Müminun 17 de Allahu Teala andolsunki sizin üzerinizde 7 tarik yarattık buyuruyor.Yedi gök katını birbirine ba layan yol.

Cin Suresi 14-15-16 da ise şöyle buyuruluyor:içinizde kasiyet ba layanlarda var (Allah'a)teslim olmak isteyenlerde var.Kim (Allah'a)teslim olmak isterse(ruhunu,vechini,nefsini ve serbest iradesini teslim etmek isterse) irşad edicisini(mürşidini) arar.O kasiyet ba layanlara (Allah'a ruhunu,vechini,nefsini,serbest iradesini Allah'a teslim etmek istemeyenlere)gelince,onlar cehennemde odun olacaklardır.Şayet onlarda tarikat üzere olsalardı (Allah'a giden yol üzerinde olsalardı)Allah onlarada kanacak kadar su(rahmet) verecekti(böylece onları kurtaracak,hidayete erdirecekti.)

Şu halde tarikat üzere olmayıp, tasavvufu yaşayamayanlar ki onlar Allah'a teslim olmak istemeyenlerdir , temelde Allah'a kavuşmayı ,Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir.Yunus 7 ve 8 e göre böyle olan insanların gidece i yer ateş olarak bildiriliyor.Şu halde cennete gidecek olanlar ise Allah'a ulaşmayı dileyerek mürşidine tabi olan (yani tarikat üzere olanlar) ve tasavvufu yaşayanlardır,yani dünya ve ahiret saadetini(mutlulu unu) yaşayanlardır.

Yükselme devresi süresinve tarikat üzere olup tasavvufu yaşayan Osmanlı , teslimi(islamı) 7 iklim 4 bucak, yani 7 safha 4 teslim olarak açıklamıştır ve öyledir.

1.safha:Allah'a ulaşmayı dilemek,

2.safha:Allah'ın tayin etti i Mürşide tabi olmak,

3.safha ve 1. teslim:Ruhu Allah'alim etmek,

4.safha ve 2.teslim:Fizik vucudu(vechi) Allah'a teslim etmek,

5.safhave 3. teslim:Nefsi Allah'a teslim etmek,

6.safha:İrşada ulaşmak,

7.safha ve 4. teslim:Serbest iradeyi Allah'a teslim etmek.

İşte tarikat üzere olup tasavvufu yaşayan Osmanlı o zamanalar aleme nizam verirdi,ama ne zaman saraydan Allah'ın mürşidleri uzaklaştırıldı ve onların yerine cinci hocalar getirildi,işte o andan itibaren Osmanlının çöküşü başladı. Osmanlı yavaş yavaş Allah tan uzaklaşmaya başlamıştı.Bu devrede aleme nizam veremeyen Osmanlı nizamı cedid adını aldı. Sonrada tarih sahnesinden çekildi. Şimdilerde ise dünyada esamesi okunmayan küçük bir ülke konumunda olup,topraklarında yaşayan insanları ise mutsuz ve huzursuzdur.Rüşvet ve hortumlama alabildi ine ilerlemiştir, insanları kandırmak,aldatmak ise bir marifet sayılmaktadır.Peygamber Efendimizin güzel ahlakından eser kalmamıştır.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâmın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli oldu undan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir.

Acaba gerçekten durum böyle midir?

Bu sualin cevabı Kurân-ı Kerim dedir. Peygamber Efendimiz S.A.V, ve sahabenin yaşadıkları hayat İslâmîyetti. Onların yaşadıkları hayat Kurân-ı Kerim in bütününe ittiba etmek idi. (Al-i imran -119) Kurân-ı Kerim in bütünü bizdeki üç emaneti de ihtiva etmektedir.
Ruh
Fizik vücut (Ceset vech)
Nefs

Allah sadece fizik vücudumuza de il, nefsimize de, ruhumuza da emirler vermiştir.

Ve önemli olan bu emanetlerin bu emirlere, bu farzlara Allah ın davetine uygun olarak Allah a teslimidir. Kişinin son teslim edece i vücut olan nefsini de Allah a teslim ederek irşada ulaşmasıdır (Bakara-186). Ve bu bir farzdır. Bu farz emri bu gün bütün kutsal kitaplarda bulmak mümkündür. Teslim âyetleri bütün kutsal kitaplarda aynen muhafaza edilmiştir (Şura-47).
Peygamber Efendimiz S.A.V. ve bütün sahabe önce ruhlarını, sonra fizik vücutlarını Allah a teslim etmişlerdi. (Al-i İmran 20) Daha sonra da irşada ulaşmışlardır. Nefslerini de Allah a teslim etmişlerdi. (Hucurat-7)

Demek ki üç emaneti de onlar Allaha teslim etmişlerdi.


...Ve gerçek anlamda İslâm olmuşlardı.

İslâm kelimesinin ilk anlamı teslimdir. Ancak Allah a üç emaneti de teslim edebilen kişi İslâm olmak şerefine erer. Bu teslim ise, ben Allah a teslim oldum demekle oluşmaz. Şartları vardır.
İslâm kelimesinin ikinci anlamı ise, sulh ve sükûn ve saadettir. Bu sonsuz saadete Yüce Rabbimiz Hazzül Aziym adını veriyor (En büyük haz, sonsuz haz, sonsuz saadet.) (Fussilet-35).
Allah a teslim olmanın (İslâm olmanın) şartları vardır demiştik. Bu şartlar birincil (Alt seviye) ve ikincil (Üst seviye) şartlardır.

Birincil şartlar şunlardır :

1. Nefsin tezkiyesi.
2. Ruhun Allah a ulaşması (Hidayet)
3. Fizik cesedin Allah a kul olması.

İkinci (üst seviye) şartlar şunlardır :

1. Ruhun Allah a teslimi.
2. Fizik cesedin Allah a teslimi.
3. Nefsin Allah a teslimi.
 

Hira

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
301
Aldığı Beğeniler
0
Tasavvvufa karşı , manasını ve muhtevasını iyice incelemeden tenkit eden çok kardeşlerimiz var bilidindigi üzre. Bu tüp kardeşlerimizin takıldıgı ilk şey ; "Sufilik, şeyh, tasavvuf gibi kelimelere KUr'an ve Sünnetde yer verilmiş mi? Geçmiyorsa niye kullanılıyor" gibi sorulardır. Halbuki, azıcık dini ve ilmi birazcıkda insafı olan kimse bilir ki, Kur'anı Kerim bütün isim ve terimlerin bir arada toplandı ı bi ansiklopedi degildir. KuR'an bir hidayet ve hakikat kitabıdır. Onda salihlerin ismi de il, sıfatları anlatılır. Kalbini Kur'an'ın emir ve yasaklarına açabilen mü'min için Kur'anda bir ilim ve edep mevcuttur. Ondaki ilim ve edebi de ancak Allah'a dost olanlar anlar..Kur'anı Kerim'de sfi ismi yoktur evet bunun yerine "mukarrebun" (yani Yüce Allah huzurunda sevilmiş, kabul görmüş salih zat ) kullanılır. Onlar hayırlarda en önde, kullukta ve edepte zirvedelerdir.

Sünnetde bilindigi gibi Hz.Muhammed'in "Sallallahü Aleyhi VeSellem" bizzat hayatında Kur'anı KErim'in uygulanmış ve yaşanmış şeklidir degil mi..Kur'an, Cenab-ı HAkk'ın yeryüzüne emanet etti i , herşeyi ölcecek en hassas bir teraziye benzetirsek e er,Sünneti resulullah da bu terazinin göstergesidir. Mihenk taşıdır. Her mesele ve meslek onunla ölçülür, de erlendirilir. İyi veya kötü, güzel veya çirkin bununla degerlendirilir.

Velhasılı bize gereken bir şeyin ismini de il, o ismi taşıyanların sıfatlarını Kur'an ve sünnetde aramak ve onların verdi i rotaya bakmaktır.
BU ba lamda Sufi ve tasavvuf kelimeleri KUr'anda geçmiyor ancak gerçek sufilerin sahip oldu u ilim, hal ve ahlak kur'an ve sünnetde ya açıkça zikrediliyor veya işaret ediliyor..

Kıyamete kadar ilahi hükümleri ayakta tutacak ve onu yayacak bir topluluk bü ümmetin içinden eksik olmayacak buyurmuş Sallalahü Aleyhi vesellem..Cemiyet halinde, bu emanete sahip çıkılmasa da ilahi bir yardım ve destekle bazı veliler Kur'an ve Sünnetin hükümlerini uygulayacaklardır. Din, yaşanarak anlaşılan ve anlaşıldıkçada yayıaln bir olgudur. İslam dini her devirde Allah dostları Peygamber aşıkları tarafından hakkıyla hep temsil edilecektir.

"Ümmetimden bir topluluki kıyamete kadar Allah'ın emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onları terk edenler ve bu toplulu a muhalif davrananlar, onlara bi zarar veremez. Onlar insanlara daima üstün gelirler.."

"Ümmetimden her devirde hayırlarda önderlik eden kimseler bulunur."

"Şüphesiz Allah Teala, bu ümmet için her yüz senenin başında onlara dinlerini yenileyecek kimseler gönderir. "

TAsavvuf ehli zatlara mesle iniz diye sordukları vakit "gel, gir, gör, tat ve anla" diye cevap verirmiş mürşitler..Girip görmedi in, tadıp yaşamadı ın ve bu sebepten dolayı anlamaktan mahsun kaldı ın bu meseleye karşı olmamalı akıl balig olan insanlar.Bu tip önyargı yarar de il, zarar getirir...

Allah sevdi i, razı oldugu kullarına bizleri yakın eylesin, onları da Habibi'ne "sallahü Aleyhi Vesselem" komşu eylesin. Amin..
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Bismihi Teala :

" Rahman olan Allah' ın ( has dostları ve ) kulları yer yüzünde tevazu hali içinde yürürler. Cahiller kendilerine takıldıkları zaman, güzel ve yumuşak söz söylerler." Kuran-ı Kerim Furkan Suresi 25/63

" İyilik ve takva üzerine yarışınız " Kuran-ı Kerim el-Maide Suresi 2

" Ümmetim içinde ilham ve keşfe mazhar bazı insanlar vardır. Ömer de bunlardan biridir." Hadisi Şerif -Sahih-i Buhari, Fezail 16

Zaman içerisinde tasavvufun pek çok tarifi yapılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir:

Maruf el-Kerhî (K.S) : Tasavvuf, hakikatleri almak, insanların ellerinde bulunan şeylere gönül ba lamamaktır.

Cüneyd-i Ba dadî (K.S) : "Tasavvuf, Hakkın seni senden öldürmesi ve seni kendisi ile diriltmesidir."

Yine Hz. Cüneyd: "Tasavvuf, vakitleri muhafaza etmektir ", demiştir. Bu da kulun haddini bilmesi, Rabb'ına muvafakat etmesi ve vaktinin gayrisi ile bulunmamasıdır (hâline razı olmasıdır) .

İmam Gazzâlî (K.S)): Tasavvuf, kalbi yalnız Allaha ba layıp, mâsivâdan ilgiyi kesmektir.

Tasavufun ne oldu u sorulan Cüneyd-i Ba dadi ( K.S ) şöyle cevap vermiştir: " Yaratıklarla alakayı kesip Allah ( CC ) ile olmaktır."

Ruveym b. Ahmed ( K.S ) : " Tasavvuf, nefsi Allah ( C.C )' ın iradesine teslim etmektir."

Semnun ( K.S ) : " Tasavvuf hiçbir şeyin sana, senin de hiçbir şeye malik olmamandır."




İbn Atâ: "Tasavvuf, Hakk'la beraber istirs âl (Kulun kendisini kayıtsız ve şartsız Allah'ın irâdesine teslim etmesi) dir." demiştir:
Ebu Yakub Süsi: "Süfi, sebebin rahatsız etmedi i ve talebin yormadı ı kişidir", demiştir. (Çünkü o sebebi de il, Allah'ı görür, bir şeyin istek ve irâde ile de il takdirle hasıl oldu unu bilir) .


"Tasavvuf nedir", diye soran bir zata Cüneyd (k.s.) şöyle dedi: "Tasavvuf, sırrın ve ruhun Hakk'a ulaşmasıdır. Buna nâil olmanın yolu, nefsin, sebepleri görmekten fâni olmasıdır. Bu ise ruhun kuvvetli ve Hakk'la kâim olması sayesinde mümkün olur."


"Sufilere neden sufi denildi", sorusuna Şiblî (k.s.) şu cevabı verdi: "Çünkü sufilerin sıfatları var, şekirleri ( r u s û m ) mevcut. Böyle olmak onların nişanıdır. Şayet sıfatların var ve şekillerin mevcut olmaması onların nişanı olsaydı o zaman sıfat ve şekle sahip olmamak onların nişanı olurdu". Şibli, sufilere sufi denilmesini sıfat ve şekle sahip olmalariyle izah etmiş, hakikat derecesine ulaşan bir sufinin resmi (şekli) ve sıfatı olabilece ini kabul etmemiştir. (Hakiki sufide sıfat ve resim yoktur, bu dereceye ulaşmamış olan sufilere eski sahib bulundukları sıfat ve şekiller dikkata alınarak s u f i y e denilmiştir) .


Bayazid Bistami (k.s.) ; "Sufiler, Hakk'ın kuca ında (ve himayesinde) ki bebeklerdir", demiştir. (Anne bebe in ihtiyaçlarını temin etti i gibi Allah da onların ihtiyaçlarını sa lar) .


Ebu Abdullah Nebâci (k.s.) ; "Tasavvuf b i r s â m (bir delilik nevi) hastalı ı gibidir. Başlangıçta insan saçmalar. Fakat bu hâl kendisinde iyice yerleşince lâl olur. Yani sufi başlangıçta makâmından bahseder, hâli ile ilgili bilgiler anlatır. Fakat keşfi açılınca hayrette kalarak sukut eder". (Maksadı sözle anlatmak vuslat hailnde olmayan sufilerin hâlidir, tasavvufun son merhalesine ulaşanlar h a yr e t içinde kalır ve sukut ederler. Sukut sözden üstündür) .


Fâris'in şöyle dedi ini işitmiştim: "Nefsâni arzular, insanın önünde duran büyük ve önemli işlere galebe çalınca, en do ru olanı tercih etmek bahis konusu olur. O zaman bu hâl sözle açı a vurulur ve yayılır. Vuslat makâmına ulaşılınca, nefisle nefsin arzuları arasına perdeler çekilir, o zaman her an sukut etmekten başka yapılacak bir şey bulunmaz". (İnsan nefsi ile çatışma hâlinde bulundu u zaman en iyi hareket tarzını tercih etme imkânına sahip olur. Onun için de durumu sözle ifade eder. Kendinden geçip nefsinden gâib olunca susmaktan başka bir şey bahis konusu olmaz) .


Ebu Hüseyn Nuri'ye (k.s.) ; "Tasavvuf nedir", diye sorulmuş, o da ; "Makâmı yaymak ve kıvâma vâsıl olmaktır" , demiştir. "Peki sufilerin ahlâkı nedir" diye sorulunca, "başkalarını sevindirmek ve onlardan gelen eziyeti görmemezlikten gelmektir" , demiştir.


"Makâmı yaymak" , sufi başkasının hâlinden de il, sadece kendi halinden ilim dili ile bahseder, demektir. "Kıvama ermek", sufinin hâli, içinde bulundu u hâli bırakıp başkasının hâli ile meşgul olmasına engel, olur, manasına gelir.
Bu konuda bize Ebu Hüseyn Nuri'nin şu şiiri okunmuştur:


"Bana öyle bir hâl verdin ki hâlimi anlatmaya ihtiyaç kalmadı. Konuşamayan bir kimse maksadını sözle nasıl anlatır?"
"Hâl, hâl sahibine tercüman olmadıkça, hâl iddia eden bir kimseyi tasdik etmek mümkün de ildir". (İçteki Allah korkusu hâli dışta o kadar âşikâr olmalı ki bunu sözle anlatmaya lüzum kalmamalı).


Bir ilim dalı olarak genel bir tarif yapmak gerekirse, Tasavvuf, insanın kalbindeki kötü vasıflarla onlardan kurtulma çarelerinden; kalpteki iyi vasıflar ve onları kazanma yollarından; manevi mertebeleri kat ederek, en yüksek mertebe olan insan-ı kâmil mertebesine ulaşmanın kurallarından; ve nihayet tevhidin sırlarından bahseden bir ilimdir. Diye tarif edebiliriz.

" Tasavvuf Kur'an ahlakıdır. Resulullah'ın deruni ahval ve halatı, şeriatin ince adabıdır. Tasavvuf bencillik de il, di erbinliktir, merhamettir, muhabbettir, hizmettir; laf ebeli i de il, samimiyet, ihlas ve hikmettir. Kalp temizli i, irfan yüceli i ve amel-i salih mektebidir. İnsanı-ı Kamil olmanın yolu ve yöntemidir. Kıyl-ü kal de il, güzel haldir. Taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir, gözlere nur, gönüllere sürurudur."
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Tasavvufun Konusu:

Tasavvuf, Hakkın hoşnutlu unu kazanmak ve ebedi saâdete ermek için nefisleri temizleme, ahlâkı tasfiye, iç ve dışı tenvîr, sûret ve sîreti tezkiye hâllerinden bahseden bir ilimdir.

Tasavvuf, zevken bilinen ve yaşanan bir ilim (hâl ilmi) oldu u için İslâmın bâtınî yönünü teşkil eden iman, ihsan ve Hakkı tanıyıp bilmek de onun konusu içine girer.

Ayrıca tasavvuf ilmine mahsus ıstılahlar onun konularıdır. Mesela, nefsini bilmek, kalbini bilmek, nefsini temizlemek, kalbini temizlemek, mükâşefe, müşâhede, makamlar, hâller, kurb, vusûl, fenâ, bekâ, sekr, işaret, ilham vs.



Tasavvufun Gayesi:

Hz. Peygamber (s.a.v.), Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. Buyurmakla son Peygamber olarak gönderilişinin gayesini belirtmiştir. Tasavvufun gayesi de, ahlâkın kemâl mertebesine ulaşmak için her hususta Hz. Peygamber (s.a.v.)in gösterdi i yolu takip ederek, iç ve dış olgunlu u itibarıyla Onun gerçek varisi olmanın yolunu göstermektir.

Tasavvufun gayesi, Hakkın rızâsını kazanmak için nefisleri temizlemek, güzel ahlâk sahibi olmaya çalışmak, kısaca Allah ve Rasulünün ahlâkıyla ahlâklanmaktır.



Tasavvufun Özellikleri:

1- Manevi tecrübe ile anlaşılan bir ilimdir.

2- Tasavvufî bilginin konusu marifetullahtır.

3- Tasavvuf, tatbiki bir ilim oldu undan, mürşid vâsıtasıyla ö renilir.

4- Tasavvuf kitaptan okuyarak ö renilebilecek bir ilim de ildir. Çünkü tecrübidir.

5- Tasavvufun bilgi kayna ı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı de ildir. İlham ve keşf de bilgi kayna ı kabul edilir.



Tasavvufun Zuhuru:

Tasavvuf isim olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde yoktur. Fakat muhteva olarak mevcuttur. Çünkü İslâmın ihsan boyutunu, insanın ikan yani yakıni bir kıvamda yaşamasını sa layan tasavvuftur. Kurânda bahsi geçen; takva, zikir, huşu, tevbe, rızâ gibi kalb amellerinin nasıl gerçekleşece ini Kurân ve Sünnetten alıp, tatbiki olarak ö reten zahidlerdir, sûfîlerdir. Tasavvufun asr-ı saâdetteki adı zühddür.

Hz. Peygamberden sonra İslâm fetihlerinin genişlemesi, harpte elde edilen ganimetlerin Müslümanları refah ve saâdete sevk etmesi; bu ilmin müstakil bir tarzda zuhuruna medar olmuştur. Bir kısım Müslümanlar zenginli e, paraya ve dünya mallarına yönelirken, di er kir kısım Müslümanlar ise, kendi inandıkları temiz akideyi aynen devam ettirmek ve Allah(c.c.) tarafından vahyedilmiş olanın dışına çıkmaksızın Hz. Peygamber(s.a.v.)in yolunda gitmeyi üstün tutmuşlardır.

Tasavvuf, müstakil bir ilim olarak ilk defa Basrada zuhur etmiştir. İlk devir sôfilerinin hepsi zahiddir.

İlk önce sufi ismini alan zât Ebû Hâşim sôfidir(ö.150/767). İlk tekke de Suriyede Reml şehrindeki Ebû Hâşim Tekkesidir.

Ebû Hâşim ile başlayan zühdî hareketler, kısa zamanda İslâm memleketlerine yayıldı. Tarîkat öncesi tasavvuf diye isimlendirilen bu devir sufileri azdır.

Sufiyye mesle ine ilk olarak hareket veren Süfyan Sevri (K.S)dir.
 
Üst Alt