Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Aylardan ‘piyango’dayız yine. Yılbaşı nedeniyle birçok ülkede özel çekilişlerle tam bir piyango çılgınlığı yaşanıyor. Aslında bu çekilişin teknik adı ‘loto’. Batı dillerindeki ‘lotto’nun kaynağı hakkında rivayet muhtelif. Cermen dillerinde ‘ödül, pay’ anlamına gelen ‘hlot’tan(lot) geldiğini savunanların yanı sıra, İtalyanca kısmet anlamına gelen ‘lotteria’dan geldiğini savunan da var. Eski Hollandaca’da şans oyunu anlamına gelen ‘loterije’den geldiğini savunan da… Bizim dilimize, iki İtalyanca loto türü ile iz bırakmış. Birincisi, 19’ncu yüzyıl sonunda oynanan bir İtalyan lotaryası türü olan ‘tombola’dan gelen tombala. İtalyanca ‘tombolare’, ‘alt – üst etmek’ demek. Diğer loto türü ise İtalyanca beyaz anlamına gelen ‘bianco’. İşte bu bizim ‘piyango’ kelimesinin isim babası. Eski çekilişlerde, talihli olmayan biletler beyaz ve yazısız olurdu. Beyazı(bianco) çekene birşey çıkmazdı. Günümüzde ise, kazanana ‘piyango vurdu’ diyoruz.

... 20’nci yüzyılın neredeyse ortalarına kadar birçok ülkede yasak olan piyangonun, son 60 yılda dünyada bu şekilde popüler hale gelmesinin ana nedeni de, devletlerin, piyangonun aslında bir gizli vergi olduğunu keşfetmeleriyle mümkün oldu. Birçok ekonomist, piyangoyu, ‘’regressive tax (azalan oranlı vergi)’’ olarak tanımlıyor. Yani, gelir durumu yüksek kesimlere çıktıkça oranı azalan bir vergi. Fakirden aldığı pay çok daha büyük çünkü. Piyangonun vergiden tek farkı ise ‘gönüllü’ olması.

...Kimse fakirlerin kafasına bu vergiyi ödemeleri için silah dayamıyor. Kendilerine bir ‘hayal’ koklatılıyor ve fakirler gönüllü olarak gelip ödüyor. Ekonominin krizde olduğu dönemlerde ise bu çok daha fazla yaşanıyor. Örneğin, Indiana Üniversitesi’nin 1994 yılında yaptığı bir araştırma, 1983 – 1991 yılları arasında piyango satışlarının, işsizliğin yükselişiyle yükselip düşüşüyle azaldığını ortaya çıkarmıştı.

Fakirler, piyangoyu, ‘heyecan olsun’ diye oynayan zenginlerden farklı olarak ‘eğlence için değil para kazanmak için’ oynuyor. ‘Para kazanmak’ ise, piyango oynama gerekçeleri arasındaki en akıl dışı olanı. Çünkü piyangodan para kazanan oranı, oynayan sayısı ile kıyaslandığında sıfıra yakındır. Öte yandan piyangonun sadece para değil mutluluk kazandırma ihtimali de sıfıra yakın.

Peki bu kadar büyük para neden ‘talihlilerin’ hayatına o hep bekledikleri sonsuz mutluluğu getirmiyor? Bir fakir tesellisi sanılan bilimsel gerçekten dolayı: ‘para ile mutluluk olmuyor’ da ondan… 1978 yılında yapılan ve piyango talihlileri ile kaza kurbanlarının, hayatlarındaki dönüm noktasından (kaza / kazanma) sonraki psikolojilerini ve hayattan duydukları tatminin seviyesini inceleyen bir araştırma, dikkat çekici sonuçlara varmıştı. ‘’Lottery winners and accident victims: Is happiness relative? (Piyango talihlileri ve kaza kurbanları: Mutluluk göreceli mi?) başlıklı bilimsel raporda, piyango kazananların, kazanmayanlardan daha mutlu olmadığı, ciddi bir kaza ile bir organını kaybedenlerin de sağlam fiziğe sahip insanlardan daha az mutlu olmadığı onlarca örneğiyle gösteriliyor.

Raporu hazırlayan bilimadamları, piyango ile gelen mutluluğu ‘ev kuşu’na benzetiyor. Kısa sürede uçtuğunuz yere geri gelir konarsınız. Piyango kazananlar da, en fazla birkaç ay süren neşeden sonra, başlangıçtaki mutluluk seviyelerine geri gelir.

Psikologlar buna ‘hedonik adaptasyon’ diyor. Aslında ‘hedonik çark’ diyenler de var. Çarkta dönen hamster gibi arıyoruz mutluluğu. Müthiş çaba harcıyoruz, mutluluk getireceğini sandığımız şeyler için ama hep aynı yerdeyiz. Hiçbir yere varmıyoruz. İki psikoloji uzmanı Philip Brickman ve Donald Campbell, insanın yanlış yollardaki bu nafile mutluluk arayışını şu şekilde özetliyor:

Dış dünyada mutluluk ve haz arayışına çıktığımız her zaman aslında hamster çarkına girmiş oluyoruz. Sahip olduğumuz birşeyin, örneğin para ya da makam, daha fazlasını elde ettiğimiz zaman, önce kendimizi mutlu hissediyoruz. Ancak çok kısa süre sonra, elde ettiğimize alışmaya başlıyoruz. Önceden ‘talih’ olarak gördüğümüz şimdiki seviyemiz yeniden ‘yetersiz’ gelmeye başlıyor. Ve, tattığımız mutluluk hissini sürdürebilmek veya yeniden kazanabilmek için yeniden bu kez daha fazlasının peşine düşüyoruz. Alıştığımız için, artık mutluluk içn çok daha fazla şeye ihtiyaç duyar hale geliyoruz.

Bu aslında sadece piyango ikramiyesi ile geleni için değil maddiyat kökenli mutlulukların tamamı için geçerli. Birçoğumuz, büyük bir yanılgı ile, hayatımızda, sonrasında çok mutlu olacağımızı sandığımız bir eşik olduğu yanılgısı yaşarız. O eşiğe varınca sonsuz mutluluk bizim olacak zehabına kapılırız. Bu, çok istediğimiz bir iş, eş, eşya, sosyal konum ya da egomuzu okşayacak başka birşey de olabilir. ‘Şu arabayı alsam başka birşey istemem’, ‘şu kişi benimle evlense başka birşey istemem’ gibi yanılgılar dünyasında yaşarız. Rasyonel olarak harici dünyada bu mutluluğu ne kadar gerçekleşebilir bulsak da, psikoloji diyor ki, insanın iç dünyasında bunun gerçekleşmesi imkansızdır. Yeni evinize taşındığınız ilk günleri, yeni tablet bilgisayarınızı ya da yeni otomobilinizi aldığınız ilk günleri ya da eşinizle yeni evlendiğiniz ‘cicim aylarını’ bir düşünün. Tatminsizlik kuşu, gelir yuvasına geri konar./ Cemal Tunçdemir
 
Üst Alt