- Üyelik Tarihi
- 23 Ocak 2011
- Mesajlar
- 3,957
- Aldığı Beğeniler
- 1,393
Değerli Arkadaşlar,
Metin biraz uzundur. Sabırla okumanızı tavsiye ediyorum:
Metin biraz uzundur. Sabırla okumanızı tavsiye ediyorum:
Tebliğ Yapılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlardan Bazıları Şöyledir:
1- Sözler güzel ve doğru olmalı, durum apaçık ifade edilmelidir.
İmam-ı Gazali, Ey Oğul adlı eserinde şöyle der:
“Birinin evine azgın bir selin yaklaştığını görsen, içerde bundan habersiz oturanları, bu durumdan haberdar etmek için bir takım yapmacık laflar, cinaslar, benzetmeler ve şiirler mi söylersin?” Evet felaket yakın, yangın alt katta, bitişik evde…
Manidar bir atasözümüz var:
“Ürmesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir.” Konuşmasını bilmeyen de faydadan çok zararı olur.
2- “Lânetleyici değil, davetçi olarak gönderildim” diyen Hz. Peygamberi ve O’nun tebliğde izlediği metodu çok iyi bilmek lâzımdır.
Konu çok hassastır. Ben tebliğ yapacağım diye rastgele ortaya çıkılıp ulu orta davranılamaz. Bir misyoner çok iyi yetişir, özel okullarda eğitim görür. Hıristiyanlığı bâtıl haliyle ondan sonra propaganda eder.
3- Hassas olan İslâm davası anlatılacaktır.
Mesele, anlatanın şahsında, tavrında ve sözlerinde şekillenecektir. Pazarda satıcının önemi küçümsenebilir mi? adam vardır sirkesini satar, adama vardır balını satamaz.
4-Hz. Peygamber İslâm’ı tebliğ ederken her zaman ilgi ve istek durumunu göz önünde bulundurmuştur.
Programlı bir şekilde vermek istediğini vermeye çalışmıştır. (Buhari, İlim:11)
-“Siz bıktırmaktan çekiniyorum. Hz. Peygamberde böyle bir sakınca endişesiyle vakit vakit vaa’z ediyordu.” Cevabını vermiştir. (Buhari, İlim:12)
5-Dava adamı, Hz. Peygamberi çok iyi bilmelidir. İslâm’i bilmelidir. İnsan psikolojisini bilmelidir. İçinde bulunduğu toplumu, toplumda yaşayan insan ve insanın problemlerini bilmelidir ki, çözüm getirebilsin.
Tecrübeli, bilgili doktor ne kadar faydalı olursa, bilgisiz beceriksiz doktorda o derce zararlı olur. Hatta yanlış teşhis, yanlış ilâç derken hastanın ölümüne sebep olur. Öldürmese bile derdini artırı. Sakat bırakır.
Atalarımız : ”Dağ adamı hasta eder sağ adamı” bir başka sözde : “Yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden imandan eder” demişlerdir.
6-Sevgili Peygamberimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da bize en güzel örnektir. O, konuşmaya Allah'ın adını anarak başlardı. Sesini iyi ayarlar, kızmak, öfkelenmezdi. Söz söylediği zaman kısa ve öz söyler, anlaşılmasın sağlardı. Önemli gördüğünü tekrar ederdi. Lafı uzatmazdı. Bıkkınlık vermezdi, dinleyenlerin seviyesine göre konuşurdu. Güler yüzlü tatlı sözlü idi. Herkesin anlayabileceği şekilde konuşurdu. Beddua etmez. Boş konuşmazdı. Herkese ikramda bulunurdu. Herkese iyi davranırdı. Verdiği söze sadık kalır, kimseyi bekletmezdi. Öyle nezaket gösterirdi ki, kötü niyetle gelenler bile hayran kalır, ona gönül verirde ayrılırdı. (Bir defasında Kays, Beni Âmir kabilesinin gönderdiği heyet arasında idi. Görevi ani bir hareketle peygamberi öldürmekti. Peygamberi dinledikçe düşündüğünden utandı ve yapacağı işten vazgeçti.)
7-Hz. Peygamber önemli olan şeyleri vurgular ve üç defa tekrar ederdi. Sorulan soruları noksansız cevaplandırır, bazen de soru sorarak anlatırdı. “Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” der, kolaydan başlardı.
8-Buna göre, tebliğ adamı her şeyden önce iyi bir Müslüman olmalıdır. Sözünden önce davranışları ile örnek olmalıdır. Bir şeyi Allah için sevmeli, Allah için buğz etmelidir. Ağzı dualı olmalı, sade bir hayat yaşamalıdır. Mal, şan, şöhret ihtirası olmamalıdır. Bilgili, ahlâklı, ihlaslı, iyi niyetli ve hoşgörülü olmalıdır. Ağır yük, çileli yol karşısında cesur ve sabırlı olmalıdır. Israrlı olmak, fedakâr davranmalı, Allah'ın kullarına karşı şefkat merhamet timsali olmalıdır. Yaptıklarından maddi ve manevi karşılık beklememelidir.
9-İrşad, insanları doğruya güzele ve hayra yöneltme işidir. Bunun için irşad yapacak kişi ilim sahibi olmalı, herkesle iyi geçinmelidir. Tavizsiz olmalı fakat katı değil, kibar davranmalı, fakat şahsiyet elden bırakmamalı, fedakâr olmalı fakat riyakâr değil, onurlu olmalı fakat gururlu değil. Her yaptığını Allah rızası için yapmalıdır. Kendisi için değil.
10-Tebliğ adamı kızmamalı, kızdığı zaman susmasını bilmeli, kendisine muhalefet edenlere hemen, yanı tarzda cevap vermemelidir. Hele hele her önüne gelenle münakaşa etmemeli, münakaşa edecek adam aramamalıdır. Çünkü münakaşa ile bir yere varılmaz, hiçbir fikir değişmez. Münakaşa, bir çeşit kavgadır. Her münakaşa sonucu iki taraf da kendi düşüncesinin daha doğru olduğuna inanır. Ve iki taraf da incinme olur.
“Fikirlerin çatışmasından hakikat şimşeği doğar” denmiş ama, diyelim ki, bir taraf kaybetti, bir taraf galibiyet duygusu elde ederken karşı tarafın onuru kırılır, gizli kin sahibi olur.
Münakaşa ile değil iki taraflı sevgi saygı, fikre hürmetle, tatlı bir sonuca varmak mümkün olur. Eksiklikler ancak böyle giderilir. Yanlışlıklar ancak bu yolla düzelir.
11-Tebliğde metod, karşıdaki insanın onurunu kırmak, aşağılamak, sürtüşmeye girmek, insanı âciz bırakarak karşımıza almak değildir. Unutulmamalıdır ki, en büyük başarı münakaşa etmemektir.
Peygamberler davalarını tebliğ ederken insanlara yumuşaklıkla yaklaşımlar, kendilerin sataşanlara, kötü söz söyleyenlere ve kötülük edenler ayniyle cevap vermemişlerdir. Onların inançlarını kötülememişler, putlarına çatmamışlardır. İnanmayanların hissiyatlarını rencide etmeden gerçeği tebliğ etmişlerdir. Çünkü demagoji yaparak tarih boyunca kimse kimseye yaparak tarih boyunca kimse kimseye bir şeyi kabul ettirememiştir. Her zaman üstünlük, yapıcı ve olgun davranan tarafın olmuştur. Kırarak, yıkarak hiçbir şey mâmur edilemez.
Yanlışı düzeltmek için çok güzel yollar vardır. Şöyle nakledilir:
Kefal Hz. Lerine bir gelip:
- Efendim, sultanın adamların eşeğimi aldılar vermiyorlar yardımınızı bekliyorum, der. Keffal Hz. leri, o adama:
-Şimdi git güzel bir abdest al, iki rekat namaz kıl, sonra da Allah'ın sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine eşeğine kavuşmak için dua et, der.
Adam bunları yaparken Keffal Hz. leri sultanın adamlarına haber gönderip eşeği mescidin önüne bağlamalarını söyler. Adam çıkışta eşeğini görünce çok sevinir.
Keffal Hz. lerine yanındakilerin bunu neden böyle yaptığını sorarlar. O da şu cevabı verir.
-Bu adam eşeğini alanlara kavga edebilirdi, devreye girdim. Ayrıca bu adamın ibadet yoktu ve Allah'ın veli kullarına itimadı yoktu. Şimdi ise hem ibadetin önemini, hem de Allah'ın veli kullarının yerini kavramış oldu, der, güzel irşad örneğini verir.
İslâm tarihinden iki örnek daha vermek istiyorum:
Hz. Ömer’in inanmayan hizmetlisi vardı. Hz. Ömer (r.a.) ona sık sık sorardı. Birgün gene sordu ve aralarında şu konuşma geçti:
-Benden hoşnut musun?
-Tabi hoşnutum sen dünyanın en iyi adamsın.
-Ahlakımı beğeniyor musun?
-Elbette beğeniyorum.
-Peki öyleyse benim bu iyiliğim ve ahlakım dinimden gelir. Benim dinim için ne diyorsun?
-Güzel.
-Öyleyse gel sende Müslüman ol.
Hizmetli Hz. Ömer’e:
-Efendim beni zorlamayacaksan bırak babamın dininde kalayım, demiş fakat bu yaklaşıma uzun süre dayanamamıştır.
Diğer örnek de İbrahim (s.a.) ile ilgilidir:
İbrahim Peygamber, Mecusilere ziyafet verir ve ikramlarda bulunur. Birgün ikramların devamını sağlamak için ateşe tapanlar İbrahim Peygambere:
-Bir emrin, bizden bir isteğin var mı?, derler.
İbrahim Peygamber:
-Evet, sizden bir isteğim var. Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum, der.
Mecusiler aralarında “İhsanlardan mahrum kalmayalım, İbrahim’i de kırmayalım, bir defa secde eder sonra da gidip kendi tanrılarımıza taparız, bir zararı olmaz” şeklinde konuşurlar. Secdeye varırlar. Onlar secdede iken İbrahim Peygamber, elini açar ve:
-Ey Allah'ım! Benim gücüm bu kadar, daha fazlası elimde değil, bunlara hidayet nasibiyle, diye dua eder.
Cenab-ı Allah İbrahim (s.a.)’nı duasını kabul ediverir. Böylece hepsinin hidayetine sebep olur.
Peygamber Efendimiz:
“Kardeşine yapacağın iyilik, güler yüzden ibaret dahi olsa küçümseme” (Riyazüs Salihin:896) buyurmuş, iyiliğin her çeşidinin yapılmasını emretmiştir.
Müslümanların kardeşleri hakkında iyi düşünmesi, iyi niyetli olması gerekir. Buhari de (Edep:58) : “Güzel zan sahibi olmak güzel bir ibadettir.” buyurulmuş başka bir hadiste de “Camide gördüğünüzün iyiliğine şahadet ediniz” demiştir.
Müslümanların günahı yok edelim derken günah işlemekten,haramı kaldıracağım derken başka bir haram işlemekten kaçınmalıdır. Günahtan kaçındıracağım derken de başka bir günaha yol açmaktan uzak durmalıdır.
12- Hatalar yüze vurmadan, mahcup etmeden düzeltilmelidir.
Resûlallah (s.a.) “Başkasının ayıbını örtenin Allah da Kıyamet günü ayıbını örter” (Buhari, Mezalim:3) buyurmuştur. Günah sahibi veya hatıl düşünenin rencide edilmeden kendine gelmesi, düşünmesi, mukayese etmesi sağlanmalıdır.
Birgün bir genç peygambere gelerek:
-Müsade et zina etmek istiyorum, der
Peygamber ona:
-Bu işin annenle yapılmasını ister misin?
-Hayır.
-Kimse bu işin annesiyle yapılmasını istemez.
-Peki kız kardeşinle yapılmasını ister misin?
-Hayır.
-Kimse istemez, dedikten sonra : “Allah'ım bu gencin kalbini temizle” diye onun yanında dua etmiş, genç zina etmekten vazgeçmiştir.