Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
79_Buyuk.jpg
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
Eğer düşünen, akıllı bir insan olarak yaşamak istiyorsak, sadece fikirleri eleştireceğiz. İnsanlar hakkında hiçbir yorumda, değer yargısında bulunmayacağız. Çünkü, bir insanı yargılayıp hüküm verebilmemiz için, o insanın bütün düşünce dünyasına, niyetlerine âşina olmamız gerekir ki, bu da, mümkün değil!.

Demek ki, akıl olmadan iman olmaz!.

Akıl, bir bilineni diğer bir bilinene bağlamak suretiyle derin tefekküre ulaşır.

Tefekkür, düşünce devreye girince de, iman başlar.

Ancak elbette ki bu, tefekkürün en alt seviyesidir ki, semeresi de Taklidî imandır. Bunun tahkike dönmesi ise çok daha kapsamlı aklı ve dolayısıyla tefekkürü gerektirir.
Tefekkür, düşünce devreye girince de, iman başlar!

İnsanı bilinçli bir varlık olarak diğer mahlûkattan ayıran şey, "tefekkür" dediğimiz derin ve kapsamlı düşünce; "muhakeme" dediğimiz, farklı şeyleri değerlendirmeye tâbi tutarak ortaya bir mânâ çıkarma özelliğidir..

Yani, bir insanın, insan olabilmesi için, gerçek yaşam değerlerini iyi kavraması, yaşam sistemi üzerinde yeterli araştırmalar yapması ve bu araştırmalardan çıkacak sonuçlara göre de kendine yön çizmesi zorunludur.

İşte bu düzey, tasavvufta "Mülhime Nefs" dediğimiz mertebede başlar
Tefekkür, düşünce devreye girince de, iman başlar!

İnsanı bilinçli bir varlık olarak diğer mahlûkattan ayıran şey, "tefekkür" dediğimiz derin ve kapsamlı düşünce; "muhakeme" dediğimiz, farklı şeyleri değerlendirmeye tâbi tutarak ortaya bir mânâ çıkarma özelliğidir..

Yani, bir insanın, insan olabilmesi için, gerçek yaşam değerlerini iyi kavraması, yaşam sistemi üzerinde yeterli araştırmalar yapması ve bu araştırmalardan çıkacak sonuçlara göre de kendine yön çizmesi zorunludur.

İşte bu düzey, tasavvufta "Mülhime Nefs" dediğimiz mertebede başlar
Kelime anahtarları, eğer beyinde düşünce kilitlerini açabilirse, insan tefekkür âleminin sonsuzluğuna kanat çırpar
 

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
Allah razı olsun resimler ve yazılarınız cok güzel herbiri başka bir güzel inşallah bu ögrendiklerizle amel etmeyi Rabbim bize nasip eder.Acaba ne kadar ögrendiklerimizle amel edebiliyoruz...
 

Maximillian

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Eyl 2005
Mesajlar
231
Aldığı Beğeniler
3
Tefekkür, Yüce Rabbimizin, üzerinde önemle durduğu, bizlere zorunluğu kıldığı bir eylemdir. İnsanın dünya ve ahiret hayatının kurtuluşu insanın tefekkür etmesine, helak oluşu da tefekkür etmemesine bağlıdır. O nedenle bu kavramı iyice özümsemek gerekiyor.



Tefekkür mastarı (Tefekkere fiili), üç harfli olan Fikr kökünden ("fekere" fiilinden) türemiştir. Bu nedenle Tefekkürden evvel Fikri anlamak zorundayız.



Fikr: İmâl ül hatarı fi ş şeyi (Bir şey hakkında ham düşünce üretilmesi demektir (Lisan ül Arab C 7; S. 146). Ki bu ham düşüncelerin bir çoğu vesvesedir, tutarsızdır, anlamsızdır. İnsanı helak edecek boyutta zararlı şeylerdir.



Fikir (Düşünme Yetisi), Beynin indirect yaptığı bir tepkidir. diye tanımlanır Psikoloji biliminde. Düşünme fonksiyonu kontrol altına girmez, insana boyun eğmez. O, her türlü koşullarda faaliyetini sürdürür, indirect tepkisini gösterir. Her nesneye her olguya bir karşı tez üretir.



Kuvveden fiile dönüşmediği müddetçe (statik durum) yanlış düşünmelerden dolayı kimse hesaba çekilmez, cezaya çarptırılmaz.



Fikrin yaptırım gücü söz konusu değildir. Diğer bir ifadeyle akla gelen her her şey zorunlu olarak uygulanmaz Onun ürettiklerinin dışa yansıması da, yani eyleme geçirilmesi insanlara kalmış bir şeydir.



Fikr (ham düşünce) Kuranda sadece bir yerde (Müddessir suresi 18. ayette, (Tefil babı kalıbıyla) yer alır. Orada konu edilen kişi Fikrini Tefekkür boyutuna getirmeyip, ham haliyle, onunla hareket edip kafir olduğundan dolayı da kınanır.



Müddessir suresi ayet 18-25:





18- Düşündü ve ölçü koydu.



19-  O mahvoldu  nasıl bir ölçü koydu!



20- Yine  o mahvoldu  nasıl bir ölçü koydu!



21- Sonra baktı.



22- Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.



23- Sonra, arkasını döndü ve böbürlendi.



24- Şöyle dedi: Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka bir şey değil.



25- Bu, beşer sözünden başka bir şey değil.







Fikir endirect bir tepki olduğundan fikir ve Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler (üç boyutlu varlıklar) hakkında yapılabilir. Onun için, Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında fikir ve tefekkür mümkündür. Fakat Allah'ın zatı hakkında tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez. Ahiret hayatı ile ilgili de fikir ve tefekkür yapılamaz. Ahiret;cennet ve cehennem ile ilgili Kurandaki anlatımlar örneklemedir, semboliktir (Rad suresi 35, İsra suresi âyet 60, Muhammed suresi âyet 15, İnsan suresi âyet 16).



Fikr, Tefekkür haline getirilmelidir.



Tefekkür:



Lisan-ül Araba bakarsak Tefekkür, Teemmüldür der. Teemmüle bakarsak Tesebbüttür der (Lisan ül Arab C 7; S. 146). Biz bu sözcükleri Türkçeleştirirsek şöyle açıklarız:



Tefekkür: Herhangi bir mesele hakkında iyice, etraflıca düşünmek, zihni yorma, ve işin bilincine varma. demektir. Görüldüğü gibi bu ham düşünce değil ince elenmiş, binbir kontroldan geçirilmiş, muhakemesi yapılmış, alt yapı hazırlıkları top yekün ikmal edilmiş tüm bunlardan sonra ortaya çıkmış düşünce/karardır.



Fikr ve Tefekkür canlılardan sadece insanda vardır. Diğer canlılarda yoktur. Kıyamete kadar da insanlarla birlikte olacaktır. Fikr ve Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, fikir ve tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur.



Fikir ve tefekkür ifadeleri Allah için kullanılmaz. Hiç bir yerde Allah fikir sahibidir, Allah tefekkür eder, etti gibi ifade kullanılmaz.



Tefekkür edebilmenin iki aracı vardır.



Birincisi akıldır, İkincisi de Vahye kulak vermektir. Bunu aşağıdaki iki ayette şöyle görüyoruz:



Mülk suresi ayet 10:



 Ve yine derler ki: Eğer kulak vermiş olsaydık veya akletmiş olsaydık, Sair/Cehennem halkı arasında olmazdık.



Bakara suresi ayet 170:



Onlara, Allahın indirdiğine uyun dendiğinde: Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. derler. Peki, ataları akletmez ve hidayete ermez olsalar da mı? (Hidayet sözcüğünün içinde vahye kulak verme anlamı mevcuttur.)



Aklı kullanmak (Raissonnement/muhakeme (akıl yürütme) ) yani aklederek Tefekküre ulaşmak herkesin harcı değildir. O bilginlere özgü bir beceridir. Bilgisizler tefekkür edemezler.



Ankebut suresi ayet 43:



Bu örnekleri insanlara veriyoruz. Ama, bilginlerden başkası akletmez.



Vahye kulak verme ise, ölçüsüz tartısız zihinde oluşan ham düşünceler, vesveseler Kurân terazisine götürülüp tartılırsa (buna Şeytan-ı Racimden Allaha sığınma da diyoruz) o zaman akılımıza gelmiş ham düşüncenin doğruluğunu veya yanlışlığını tespit etmiş oluruz. Böylece de onu ya uygularız yada vazgeçeriz.



İslâm'ın bu kadar önem verdiği tefekkür, insanın bilgisini artırır, taklitçilikten kurtarır, davranışlarını düzenler. Tefekkür sayesinde ulaştığı bilgi ile hareket eden kişi, her zaman için kârlı çıkar. Bilerek kötü şeyden korunmuş ve iyiyi tercih etmiş olur. Aynı zamanda başkalarına da yol gösterir.



Tefekkürü konu alan ve tefekkür örneğini sergileyen Kuran ayetleri aşağıda verilmiştir:



Al- i Imran suresi ayet 190, 191:



Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır.



Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!.



Bakara suresi ayet 219:



Ey Muhammed! Sana uyuşturucu ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.



Bakara suresi ayet 266:



Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.



Enam suresi ayet 50:



De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?"



Araf suresi ayet 176:



Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.



Araf suresi ayet 184:



Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.



Rum suresi ayet 8:



Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.



Rum suresi ayet 21:



Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.



Yunus suresi ayet 24:



Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız.



Rad suresi ayet 3:



O'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır



Nahl suresi ayet 10, 11:



Odur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçecekleriniz ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaçlar, bitkiler ondan sulanıp filizlenmektedir. Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvelerden bitirmektedir. Şüphesiz bunda, tefekkür eden (düşünen) bir toplum için (yaratıcının varlığına, kudretine ve hikmetine) işaret vardır



Nahl suresi ayet 44:



Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.



Nahl suresi ayet 69:



Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.



Zümer suresi ayet 42:



Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkor, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.



Casiye suresi ayet 13:



O, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.



Haşr suresi ayet 21:



Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu, baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, tefekkür etsinler diye insanlara veriyoruz.



alıntıdır
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma.

Tefekkere fiili, üç harfli olan "fekere" fiilinden türemiştir. Fekere kök fiili ve ondan türemiş olan tefekkere, efkere, fekkere ve iftekere fiilleri aynı anlamdadırlar. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir.

Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah'ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul 1986, 578).

Hz. Muhammed (s.a.s)'e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir. İki kişi Hz. Âîşe (r.a)'ı ziyaret etmişler. Onlardan biri, "Hz. Muhammed (s.a.s)'de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?" deyince, Hz. Âîşe (r.an) şöyle demiştir:

"Resulullah (s.a.s) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl (r.a):

"Ya Resulullah (s.a.s)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?" deyince, o: "Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır" dedi ve ayeti okudu:

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır (Âl-i İmrân, 3/190).

Ondan sonra Resulullah (s.a.s): "Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun" dedi.

Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meâli de şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, gözlerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!.." (Âl-i İmrân, 3/191).

İbn Abbas (r.a)'ın naklettiğine göre, bazı insanlar Allah'ın zatı hakkında düşünmek istediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s) bu hususta şu açıklamada bulundu:

"Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah'ın zatını düşünmeyin. Allah'ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz"

Lokman (a.s) yalnız başına tenha bir yerde oturup tefekkürde bulunurdu. Kendisine: "Niye yalnız oturuyorsun? İnsanlarla oturup sohbette bulunsan, daha iyi olmaz mı?" diye sormuşlar. Lokman (a.s) şu cevabı vermiştir: "Uzun süre yalnız kalmak, tefekküre daha müsaittir. Uzun süre tefekkürde bulunmak da, insanı cennetin yoluna sevkeder"

Ömer b. Abdülaziz tefekkür hakkında şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın nimetlerini düşünmek, en faziletli ibâdetlerdendir".

İmâm Şafiî de: "Herhangi bir konuda hüküm çıkarırken, tefekkürden faydalanın" diyerek, tefekkürün usûl ilmindeki önemine işâret buyurmuştur (Gazzâli, İhya, Beyrut, t.y. IV, 423 vd.)

Tefekkürün neticesinde insan geniş bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hali değişir. Onun neticesinde de, insanın hali ve hareketleri değişir. Görülüyor ki insanın bilgisinin artması ve davranışlarının düzelmesi, tefekkürle başlar. Onun için Yüce Allah Kur'an'da çeşitli hususları dile getirdikten sonra "... Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır" (en-Nahl, 16/11) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur'an'da beş yerde daha geçmektedir (er-Ra'd, 13/3; en-Nahl, 16/69; er-Rûm, 30/21; ez-Zumer, 39/42; el-Casiye, 45/13).

Tefekkürle aynı kökten meydana gelen kelimeler, Kur'an'da onsekiz yerde geçmektedir.

Kur'an'da birçok ayette, akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır denmekte ve tefekkür anlamını ifâde eden pek çok kelime kullanılmaktadır.

Olumlu tefekkür olduğu gibi, olumsuz tefekkür de vardır. Doğru olmayan tefekkürün neticesi de doğru olmaz. Ancak salim kalbe sahip olan insanların tefekkürü sağlıklı olabilir. İslam dininin istediği tefekkür, hiç şüphesiz sağlıklı olanıdır. İnsanları bu olumlu tefekküre davet eden bazı ayetlerin meâli şöyledir:

"O'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır" (er-Ra'd, 13/3)

"O'dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçecekleriniz ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaçlar, bitkiler ondan sulanıp filizlenmektedir. Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvelerden bitirmektedir. Şüphesiz bunda, tefekkür eden (düşünen) bir toplum için (yaratıcının varlığına, kudretine ve hikmetine) işaret vardır" (en-Nahl, 16/10,11).

"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu, baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, tefekkür etsinler diye insanlara veriyoruz" (el-Haşr, 59/21) İslâm'ın bu kadar önem verdiği olumlu tefekkür, insanı taklitçilikten kurtarmaktadır. Meselâ, "dünya hayatı geçicidir; ahiret hayatı ise ebedidir. Ebedi olan şeyi geçici olan şeyden üstün tutmak daha iyidir" şeklindeki bir nasihatı dinleyip ahiret için çalışan insan, başkasını taklit ederek kendisini iyi yola sevketmiş olur. Fakat tefekkürün yani derin bir düşüncenin neticesinde bu kanaata varan ve ona göre bilinçli hareket eden kişi, her zaman için daha kârlı çıkar. Bilerek kötü şeyden korunmuş ve iyiyi tercih etmiş olur. Aynı zamanda başkalarını taklit etmekten kurtulur; kendisi başkalarına yol gösterir.
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
O'NUN TEFEKKÜRÜ

Bir gece Allah Resulü bana hitaben;
-'Ya Âişe! Müsâade eder misin, bu gece Rabbime ibadet edeyim' dedi. Ben de
-'Seninle olmayı severim, fakat Senin hoşuna gidecek olan her şeyi de severim' dedim.
Allah Resulü kalktı ve namaza durdu. O gece sabaha kadar 'göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip-gelişinde elbette akıl sahipleri için ibretler vardır.' (Âl-i İmran, 3/190) âyetini okudu ve gözyaşı döktü. Sabah olunca ezan okumaya gelen Hz. Bilâl kendisine:
-'Ya Resûlallah Kendini niçin bu kadar zora koşuyorsun? Allah (cc) Senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetti' dedi.
Bunun üzerine Efendimiz (sav): şöyleÎ buyurdu.
-'Bana bu kadar ihsanda bulunan Rabbime ihsanı ölçüsünde şükreden bir kul olmayayım mı?'
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
Üst Alt