Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Sükutu-ezber

Öyle işte,,,
 
Üyelik Tarihi
30 Nis 2018
Mesajlar
480
Aldığı Beğeniler
2,157
Tekasür okuyan adamlarız biz!

Baharın kucağında renk renk çiçekler açtığında, kışı hatırlamamız bu yüzden. Herkesin neşeyle coştuğu zamanlarda durgunlaşıp suskunlaşmamız bu yüzden. Mükellef sofralara iştahla oturduğumuzda lokmaların boğazımıza takılması hep bu yüzden. Biraz fazla uyusak, günler boş geçse, üzerimize pişmanlıktan bir elbise giymemiz bu yüzden. Bir restorana gitsek, masadaki boş tabakları toplayan garsona mahcupluğumuz, bakışımızı kaçırmamız bu yüzden. Bazı zamanlarda kendimizi tanıyamaz olunca, tepeden tırnağa bir kalp katılığı hissedince, sonrasında ne yapacağını bilemez bir acizliğe yuvarlanmamız da sırf bu yüzden...

Şarkılarla, kliplerle, dizilerle, alışveriş merkezleriyle aramız iyi değil. Çoğu ortam, çoğu muhabbet, çoğu mevzu boğazımıza geçirilen bir urgan sırf bu yüzden.

Tekâsür okuyan adamlarız biz!

"Bu ne kasvet" diyorlar, "biraz sal kendini" diyorlar. Her kahkahanın ardında bekleyen o iç burukluğunu bilmiyorlar.

Gözbebeklerimizde parlayıp duran cılız bir kıvılcım bu dünya. Bazen bir yangına dönüşüyor o kıvılcım oda oda ve her bakışla, yakıyor bin emekle doldurup süslediğimiz amel defterimizin sayfalarını.

"Ye, iç, eğlen, dinle, izle, bin, gez, al, sat, senin de hakkın" diyorlar. Açlığı hiç dinmeyen bir şehvetle söylüyorlar bunları. Biz ise derin bir nefes, bir besmele çekiyoruz ciğerlerimize, ve Tekasür'den okuyoruz yeniden;

"Bir aç gözlülük saplantısı içindesiniz, mezarlarınıza girinceye dek süren."

Bir düğün salonuna dönüşüyor dünya insanları dinledikçe. Olabildiğince gürültülü, olabildiğince süslü, olabildiğince boşvermiş, olabildiğince makyajlı ve olabildiğince mutluluktan divane. Kulluğumuz süslerin, konfetilerin, sandalyelerin, havaifişeklerin, tabakların, masa örtülerinin depolandığı bir kuytuda, akşam namazını kılmaya çalışan bir garipliğe dönüşüyor.

Bir nefes daha çekiyoruz Tekasür'den, boğulmamak için;

"Ama zamanı geldiğinde anlayacaksınız. Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!"

Doğunca alnımıza yazılan, az ötemizde bekleyen ve her detayı acılaştıran şeyi yeterince anlamıyoruz. Bu yüzden ergen bir huysuzluk yapışıyor üzerimize. Şımarık bir müsriflik dolaşıyor damarlarımızda. Başka çaresi yok bu halden kurtulmamızın, Tekasür okuyoruz bu yüzden tekrar ve tekrar;

"Ve o Gün hayatın nimetleri(ne karşı yaptıklarınız) için mutlaka sorguya çekileceksiniz!"

Halil İbrahim
 
Üst Alt