Teravih Namazının Cemaatle Kılınmasının Hükmü
Birinci Görüş: Teravih namazını camide cemaatle kılmak efdaldir. Ahmet b Hanbel, Şafiî ve Ebû Hanife ile bazı Mâlikîlerin görüşü budur. Hattâ Hanefîlerden Tahâvî daha da ileri giderek, "teravih namazını cemaatle kılmanın vâcib-i kifâye olduğunu" söylemiştir
Şevkânî [Neylu'l-Evtâr] ve ondan önce de Hafız İbn Hacer [Fethu'l-Bâri, IV.252], Tahâvî'den bu şekilde nakletmişlerdir. Ancak bu ifade Tahâvinin "Şerhu Meâni’l-Asar’ında söylediklerine ve İbnu'l-Humâm'ın "Şerhu Fethı’l-Kadir’de ondan naklettiklerine tamamen aykırıdır. Tahâvî’nin ifadesi şöyledir:
"Bu rivayetlerle kendilerinden haber naklettiğimiz âlimlerin hepsi, kişinin ramazan ayında teravih namazını tek başına kılmasını, imamla birlikte kılmasından üstün saymışlardır ki doğru olanı da budur [Şerhu Meâni'l-Asâr, 1,351]
Bu değerlendirmesinden önce Tahâvî, iki gurubun delilleri arasında şöyle bir mukayese yapmıştır:
"Bir gurup âlim Ramazan gecelerini imamla birlikte ihya etmenin, evlerde ihya etmekten efdal olduğunu söylemişler ve bu konuda Hz. Peygamber'in 'Her kim imam çekilinceğe kadar onunla birlikte namaz kılarsa, kendisine gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevap yazılır' hadisini delil getirmişlerdir"
Tahâvî şöyle devam ediyor:
"Bu hususta diğer âlimler bunlara muhalefet etmişler ve, 'Aksine, kişinin evinde kıldığı namaz, imamla birlikte kıldığından daha üstündür' demişlerdir. Onların bu husustaki delilleri ise Zeyd b. Sâbit'in naklettiği hadistir Bu hadise göre Rasülüllah, 'Farz olanlar dışında, kişinin evinde kıldığı namaz, daha hayırlıdır' buyurmuştur. Hz Peygamber bu sözü, bir Ramazan gecesinde Ashabına namaz kıldırdığı, bundan sonraki gecelerde de kıldırmasının Ashab tarafından arzu edildiği zamanda söylemiştir"
Bundan sonra Tahâvî iki rivayeti birleştiriyor ve şöyle diyor:
"İlk hadis -Ebû Zer Hadisi- imamla birlikte namaz kılan kimseye gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevab yazılacağını; Zeyd b
Sabit Hadisi ise, bu işi evinde yapanın ondan daha üstün olacağını ifade eder
Bu şekilde bir tevil ile iki hadisin birbirine zıt olması ortadan kalkar" [Tahâvî, Şerhu Meâni'l-Asâr, I,349]
Şeyh İbnu'l-Humam da şöyle diyor:
"Tahâvî, İbn Ömer ve Urve'den, bazı Sahâbîlerin teravihi evde kıldıklarına dair haberler rivayet etmiş; Kasım, İbrahim, Nâfî, Salim ve Ebû Yûsufun, 'kişi kıraatta sünnete tam riayet ederek veya sünnet olan kıraate benzer şekilde okumak suretiyle teravihi evinde eda edebilecekse onu evinde kılsın', dediklerini, çünkü Hz Peygamberin 'Namazı evinizde kılınız, farz olanlar müstesna, şüphesiz kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır' buyurduğunu nakletmiştir. Ancak kitlelere önderlik eden büyük fakihleri bunun dışında tutmuştur" [Şerhu Fethi'l-Kadîr, 1,334]
İkinci görüş: Bu görüşe göre kişinin teravih namazını evinde kılması efdaldir Mâlik, Ebû Yûsuf ve Şâfiîlerden bazısı bu görüştedirler İmam Mâlik'e bir insanın Ramazan'daki namazı ile ilgili bir soru sorulunca şöyle cevap vermiştir:
"Eğer kişi evinde kılabilecekse bence en iyisi evinde kılmasıdır Ama her insan bunu yapamayabilir. İbn Hürmüz çekip gider ve ailesiyle birlikte namaz kılardı Rabia da giderdi ve evinde kılardı. Alimlerden birçoğu çekip giderler, cemaatle birlikte namaz kılmazlardı ki ben de bunu tercih ederim" [el-Müdevvene, 1,222]
Bunlar, Zeyd b Sabit hadisindeki Rasulullah'ın "Namazın en sevaplısı, farz müstesna, kişinin evinde kıldığı namazıdır" ifadesini delil getirmişlerdir. Hz Peygamber mescitte hasırdan yapılmış bir oda edinmişti. Namazı o odada kılmıştı. Bir gurup Sahabe yanında toplanmış ve O'nunla birlikte namaz kılmıştı. Sonra bir gece Hz. Peygamberin sesini duymadılar, O'nun uyuduğunu zannettiler. Uyansın ve çıksın diye Ashabdan bazıları öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Hz Peygamber dışarı çıkarak buyurdu ki:
"Yaptığınızı gördüğüm şeye o kadar devam ettiniz ki, bunun size farz olacağından korktum. Size farz kılınmış olsa ona güç yetiremezsiniz. Binaenaleyh siz namazı evlerinizde kılınız. Çünkü farz olan müstesna, kişinin en faziletli manazı evinde kıldığı namazdır" [Buhârî, Ezan, 81; Muslim, Musafırin, 213]
El-Elbânînin "Salâtu't-Terâvih" isimli kitabında bu hadisi zikretmemesi şaşılacak şeydir. Oysa ikinci görüşün en kuvvetli delili bu hadistir
Hz Peygamber hiçbir namazı bu genelleme dışında tutmamıştır. Yalnız farzları istisna etmiştir. Teravih namazı ise farzlara dahil değildir.
Bu hadis, Ramazan'da kılınan namaz hakkında, Rasülüllah'ın mescidinde söylenmiştir. Teravih namazını evde kılmak, Hz Peygamber'in mescidinde kılmaktan bile faziletli olunca, bunun dışındaki bir mescitte kılmaktan nasıl daha faziletli olmaz?
Fakat Ömer b el-Hattab devrinden sonra teravih namazı İslâm’ın şiarı haline geldi ve Müslümanlar bunu devamlı olarak kıldılar. Bu sebeple âlimler teravihi camilerde kılmanın efdal olduğu hususunda görüş birliğine vardılar ve bu konuda aşağıdaki delilleri zikrettiler:
1) Hz Aişe Hadisi: Hz Aişe diyor ki:
"Hz Peygamber mescitte namaz kılmıştı. Bir gurup cemaatte O'na uyarak namaz kıldılar. Sonra ikinci gün yine kıldı. Bu sefer cemaat çoğaldı. Sonra üçüncü, yahut dördüncü gece halk yine toplanmıştı. Fakat Hz Peygamber onların yanına çıkmadı. Sabah olunca da şöyle buyurdu: 'Yaptığınızı gördüm. Ancak size çıkmaktan beni alıkoyan şey, size bu namazın farz olmasından korkmamdır' Bu hadise Ramazan'da vuku bulmuştu" Hadisi Buharı ve Müslim nakletmiştir.
Hadisin açıklanması: Hadis şuna delâlet ediyor: Hz Peygamber teravih namazını cemaatle kılmıştır ve O'nu cemaate devam etmekten "ümmetime farz kılınır" endişesi alıkoymuştur.
Şöyle bir soru sorulabilir: Allah Teâlâ farz namazlara son şeklini vererek elliden beşe indirdi. Bir de teravih müslümanlara farz kılınır endişesi niye?
Bu soruya El-Bagavî şu cevabı veriyor:
"Gece namazı Hz. Peygamber'e farz idi. O'nun dinle ilgili fiil ve hareketlerine uymak ise mecburî idi. Bu durumda O, teravih i cemaate devamlı olarak kıldırsaydı, bu konuda da ümmetinin kendisine ittibâ etmesinin zaruret şeklini alabileceğinden emin olamazdı, ve bu ilâve edilmiş vacip, Hz Peygamber'e ittibâ edilmesi yönünden olup yeni bir farz ortaya koyma tarzında olmazdı. Bazen din gerekli görmediği halde kişi kendi kendine bir işi vacip kılabilir, terk ettiği zaman da ayıplanır. Nitekim kişi bir namaz adayınca onu yerine getirmesi vacip olur. Allah Teâlâ, bir gurup Hıristiyan’ın, kendilerine farz kılınmayan bir ruhbanlık başlattıklarını, sonra da onu gereği gibi yerine getiremediklerini, bu durumda da ayıplandıklarını haber veriyor ve onlar hakkında "onlar ruhbanlığa riayet etmediler"(Hadîd, 27), buyuruyor. İşte Hz. Peygamber, böyle olabileceğinden endişe ederek cemaate devamı terk etmiştir" [Şerhu's-Sunne, IV,118]
Hz Peygamber'in "Size farz kılınmasından endişe ettim" ifadesinin izahı hususunda Hafız İbn Hacer, âlimlerden birçok görüş nakletmekte ve az önce geçen sözü el-Hattâbî'ye nisbet etmektedir. Hattâbî'den şöyle bir ihtimal daha naklediyor:
"Allah, namazı elli vakit olarak farz kıldı. Sonra Peygamber'ine acıyarak bunun büyük bir kısmını affetti. Şayet ümmet, kendileri için bağışlanmış olan şeye tekrar dönerler ve Peygamberlerinin, kendileri için affedilmesini istediği şeyin bir kısmını kendileri için gerekli görürlerse, bunun onlara farz kılınması abes karşılanmaz"
Sonra Hafız İbn Hacer şöyle devam ediyor:
"Bu iki cevabı, İbnu'l-Cevzî gibi birçok şârih, Hattâbî'den almıştır ki bu, gece namazının Hz Peygamber'e farz ve O'nun fiillerine ittibâ etmenin ümmeti için zarurî olması esasına dayanır. Bu iki durumdan her birinde ittifak vardır" [Fethu'l-Bâri, III, 10-12]
2)İkinci hadis, Ebû Zer hadisidir: O diyor ki:
"Hz Peygamberle birlikte Ramazan ayında bulunduk. Bu aydan yedi gün kalıncaya kadar bize (farzdan başka) namaz kıldırmadı. (Yedi gün kalınca) gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Sonra altıncı gece bize namaz kıldırmadı. Beşinci gece olunca, gecenin yarısı geçinceğe kadar bize namaz kıldırdı. "Ya Rasûlallah" dedik, "bu gecenin geri kalanının namazını da bize kıldırsan?" Bunun üzerine şöyle Duyurdu: "Bir adam, imam çekilinceye kadar onunla namaz kılarsa ona bir geceyi ihya etmiş sevabı yazılır. Sonra, ayın sonundan dördüncü gecede bize namaz kıldırmadı, üçüncü gece kıldırdı. Öyle ki, 'felâh'ı geçirmekten korktuk. Ebû Zer'e, "felah nedir?" dedim. "Sahurdur" dedi.
Râvî diyor ki: Bu gecede ailesini, kızlarını ve hanımlarını da uyandırırdı" [Hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiştir. Bk. Tİrmizî, 11,160; Ebû Dâvûd, 11,105; Nesâî, III.83; İbn Mâce, I.420. Bunların hepsi Dâvûd b. Ebî Hind-Velid b. Abdurrahman el-Cüreşî—Cübeyr b. Nüfeyr-Ebû Zer tarîkıyla nakletmişlerdir. Tirmizî, "Hadis hasen-sahihtir" diyor. Munzirî de Tirmizf nin hadisi sahih kabul ettiğini naklediyor ve kendisi buna itiraz etmiyor.]
Hadisin açıklaması: "Lev neffeltenâ" ifadesi "yarısını ibadetle geçirdiğimiz gecenin kalanında namaz kıldırmak suretiyle eklesen" demektir. İşte bu, tenfildendir. en-Nihâye'de denilir ki: "Bize nafile namazdan ilâve yapsan" demektir. Farzlar üzerine ilâve olduğu için nafile namazlar da bununla adlandırılmıştır. "Yarısı üzerine gece namazını eklesen bizim için daha hayırlı olurdu" takdirindedir." Buradaki "Lev" lafzı temenni içindir. [Tuhfetu'l-Ahvezî,II, 521]
Şevkânî şöyle diyor:
"Burada anlatılmak istenen şudur: 'Keşke gecemiz boyunca bize namaz kıldırsan ve namaz sevabından hasıl olan ecri bize ilâve etsen'
"
Hadiste teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğuna delil vardır.
3) Üçüncü hadis, Ebû Hureyre hadisidir: O diyor ki;
"Hz Peygamber Ramazanda çıkıp baktı ki bir gurup cemaat mescidin bir köşesinde namaz kılıyor. "Bunlar nedir?" diye sordu. Dediler ki: "Bunlar Kur'an okumayı bilmeyen bir topluluktur, Übey b Kâb namaz kılıyor, onlar da onun namazına uyarak kılıyorlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: "Doğru yapıyorlar. Yaptıkları şey ne güzeldir" [Hadisi Ebû Dâvûd (II, 106) nakletmiş ve "Bu hadis kuvvetli değil, Müslim b.Halid zayıftır" demiştir. Zehebî ei-Kâşıf’te(II. 140) diyor ki: Bu zat mutemet kabul edilmiş, Ebû Dâvûd ise onu çok hatâ yapması sebebiyle zayıf saymıştır. Hafız İbn Hacer de et-Takrîb'te onun hakkında "fakihtir ve sadûktur (doğru sözlü sayılır), çok yanılır" demektedir]
Bu hadisi Muhammed b. Nasr el-Mervezîde rivayet etmiştir. [Kıyamu'l-Leyl, s155, Hadisi burada Halid b. Müslim tarikıyla nakletmiş, fakat onun hakkında bir şey söylememiştir] Şu konuda mahfuz olan haberde Ömer b el-Hattâb'ın, cemaati Ubey b Kâb'ın arkasında topladığı zikredilmektedir ki Hafız İbn Hacer ve başkaları bunu kesin bir ifadeyle belirtmişlerdir [Fethu'l-Bâri, IV,252]
Bunlar Teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğu hususunda rivayet edilen hadislerden bazılarıdır.
Hz. Peygamberin "Farz olanı müstesna, namazın efdali, kişinin evinde kıldığı namazıdır" sözünü âlimler, teheccüt namazına hamletmişlerdir. Nitekim bayram namazları, kusuf ve istiskâ gibi cemaatle kılınması meşru olan bazı namazları umumdan istisna ettiler. Teravih namazı da böyledir. Bunun için Ömer b el-Hattâb, teravihin farz kılınması endişesi ortadan kalkınca, cemaatle camide kılmayı emretmiştir. Bu uygulama o zamandan günümüze kadar böylece devam ede gelmiş ve Ramazan ayında teravih namazı kılmak, İslâm’ın şiarı olmuştu. Ancak teravihi camide cemaatle kılmayıp da evinde kılan kimse kötülenmez, ayıplanmaz
Dr
Muhammed Ziyaü'r-rahman el-Azamî
Medine el-İslâmiyye Üniversitesi Hadis Fakültesi Öğretim Üyesi
Birinci Görüş: Teravih namazını camide cemaatle kılmak efdaldir. Ahmet b Hanbel, Şafiî ve Ebû Hanife ile bazı Mâlikîlerin görüşü budur. Hattâ Hanefîlerden Tahâvî daha da ileri giderek, "teravih namazını cemaatle kılmanın vâcib-i kifâye olduğunu" söylemiştir
Şevkânî [Neylu'l-Evtâr] ve ondan önce de Hafız İbn Hacer [Fethu'l-Bâri, IV.252], Tahâvî'den bu şekilde nakletmişlerdir. Ancak bu ifade Tahâvinin "Şerhu Meâni’l-Asar’ında söylediklerine ve İbnu'l-Humâm'ın "Şerhu Fethı’l-Kadir’de ondan naklettiklerine tamamen aykırıdır. Tahâvî’nin ifadesi şöyledir:
"Bu rivayetlerle kendilerinden haber naklettiğimiz âlimlerin hepsi, kişinin ramazan ayında teravih namazını tek başına kılmasını, imamla birlikte kılmasından üstün saymışlardır ki doğru olanı da budur [Şerhu Meâni'l-Asâr, 1,351]
Bu değerlendirmesinden önce Tahâvî, iki gurubun delilleri arasında şöyle bir mukayese yapmıştır:
"Bir gurup âlim Ramazan gecelerini imamla birlikte ihya etmenin, evlerde ihya etmekten efdal olduğunu söylemişler ve bu konuda Hz. Peygamber'in 'Her kim imam çekilinceğe kadar onunla birlikte namaz kılarsa, kendisine gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevap yazılır' hadisini delil getirmişlerdir"
Tahâvî şöyle devam ediyor:
"Bu hususta diğer âlimler bunlara muhalefet etmişler ve, 'Aksine, kişinin evinde kıldığı namaz, imamla birlikte kıldığından daha üstündür' demişlerdir. Onların bu husustaki delilleri ise Zeyd b. Sâbit'in naklettiği hadistir Bu hadise göre Rasülüllah, 'Farz olanlar dışında, kişinin evinde kıldığı namaz, daha hayırlıdır' buyurmuştur. Hz Peygamber bu sözü, bir Ramazan gecesinde Ashabına namaz kıldırdığı, bundan sonraki gecelerde de kıldırmasının Ashab tarafından arzu edildiği zamanda söylemiştir"
Bundan sonra Tahâvî iki rivayeti birleştiriyor ve şöyle diyor:
"İlk hadis -Ebû Zer Hadisi- imamla birlikte namaz kılan kimseye gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevab yazılacağını; Zeyd b
Sabit Hadisi ise, bu işi evinde yapanın ondan daha üstün olacağını ifade eder
Bu şekilde bir tevil ile iki hadisin birbirine zıt olması ortadan kalkar" [Tahâvî, Şerhu Meâni'l-Asâr, I,349]Şeyh İbnu'l-Humam da şöyle diyor:
"Tahâvî, İbn Ömer ve Urve'den, bazı Sahâbîlerin teravihi evde kıldıklarına dair haberler rivayet etmiş; Kasım, İbrahim, Nâfî, Salim ve Ebû Yûsufun, 'kişi kıraatta sünnete tam riayet ederek veya sünnet olan kıraate benzer şekilde okumak suretiyle teravihi evinde eda edebilecekse onu evinde kılsın', dediklerini, çünkü Hz Peygamberin 'Namazı evinizde kılınız, farz olanlar müstesna, şüphesiz kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır' buyurduğunu nakletmiştir. Ancak kitlelere önderlik eden büyük fakihleri bunun dışında tutmuştur" [Şerhu Fethi'l-Kadîr, 1,334]
İkinci görüş: Bu görüşe göre kişinin teravih namazını evinde kılması efdaldir Mâlik, Ebû Yûsuf ve Şâfiîlerden bazısı bu görüştedirler İmam Mâlik'e bir insanın Ramazan'daki namazı ile ilgili bir soru sorulunca şöyle cevap vermiştir:
"Eğer kişi evinde kılabilecekse bence en iyisi evinde kılmasıdır Ama her insan bunu yapamayabilir. İbn Hürmüz çekip gider ve ailesiyle birlikte namaz kılardı Rabia da giderdi ve evinde kılardı. Alimlerden birçoğu çekip giderler, cemaatle birlikte namaz kılmazlardı ki ben de bunu tercih ederim" [el-Müdevvene, 1,222]
Bunlar, Zeyd b Sabit hadisindeki Rasulullah'ın "Namazın en sevaplısı, farz müstesna, kişinin evinde kıldığı namazıdır" ifadesini delil getirmişlerdir. Hz Peygamber mescitte hasırdan yapılmış bir oda edinmişti. Namazı o odada kılmıştı. Bir gurup Sahabe yanında toplanmış ve O'nunla birlikte namaz kılmıştı. Sonra bir gece Hz. Peygamberin sesini duymadılar, O'nun uyuduğunu zannettiler. Uyansın ve çıksın diye Ashabdan bazıları öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Hz Peygamber dışarı çıkarak buyurdu ki:
"Yaptığınızı gördüğüm şeye o kadar devam ettiniz ki, bunun size farz olacağından korktum. Size farz kılınmış olsa ona güç yetiremezsiniz. Binaenaleyh siz namazı evlerinizde kılınız. Çünkü farz olan müstesna, kişinin en faziletli manazı evinde kıldığı namazdır" [Buhârî, Ezan, 81; Muslim, Musafırin, 213]
El-Elbânînin "Salâtu't-Terâvih" isimli kitabında bu hadisi zikretmemesi şaşılacak şeydir. Oysa ikinci görüşün en kuvvetli delili bu hadistir
Hz Peygamber hiçbir namazı bu genelleme dışında tutmamıştır. Yalnız farzları istisna etmiştir. Teravih namazı ise farzlara dahil değildir.
Bu hadis, Ramazan'da kılınan namaz hakkında, Rasülüllah'ın mescidinde söylenmiştir. Teravih namazını evde kılmak, Hz Peygamber'in mescidinde kılmaktan bile faziletli olunca, bunun dışındaki bir mescitte kılmaktan nasıl daha faziletli olmaz?
Fakat Ömer b el-Hattab devrinden sonra teravih namazı İslâm’ın şiarı haline geldi ve Müslümanlar bunu devamlı olarak kıldılar. Bu sebeple âlimler teravihi camilerde kılmanın efdal olduğu hususunda görüş birliğine vardılar ve bu konuda aşağıdaki delilleri zikrettiler:
1) Hz Aişe Hadisi: Hz Aişe diyor ki:
"Hz Peygamber mescitte namaz kılmıştı. Bir gurup cemaatte O'na uyarak namaz kıldılar. Sonra ikinci gün yine kıldı. Bu sefer cemaat çoğaldı. Sonra üçüncü, yahut dördüncü gece halk yine toplanmıştı. Fakat Hz Peygamber onların yanına çıkmadı. Sabah olunca da şöyle buyurdu: 'Yaptığınızı gördüm. Ancak size çıkmaktan beni alıkoyan şey, size bu namazın farz olmasından korkmamdır' Bu hadise Ramazan'da vuku bulmuştu" Hadisi Buharı ve Müslim nakletmiştir.
Hadisin açıklanması: Hadis şuna delâlet ediyor: Hz Peygamber teravih namazını cemaatle kılmıştır ve O'nu cemaate devam etmekten "ümmetime farz kılınır" endişesi alıkoymuştur.
Şöyle bir soru sorulabilir: Allah Teâlâ farz namazlara son şeklini vererek elliden beşe indirdi. Bir de teravih müslümanlara farz kılınır endişesi niye?
Bu soruya El-Bagavî şu cevabı veriyor:
"Gece namazı Hz. Peygamber'e farz idi. O'nun dinle ilgili fiil ve hareketlerine uymak ise mecburî idi. Bu durumda O, teravih i cemaate devamlı olarak kıldırsaydı, bu konuda da ümmetinin kendisine ittibâ etmesinin zaruret şeklini alabileceğinden emin olamazdı, ve bu ilâve edilmiş vacip, Hz Peygamber'e ittibâ edilmesi yönünden olup yeni bir farz ortaya koyma tarzında olmazdı. Bazen din gerekli görmediği halde kişi kendi kendine bir işi vacip kılabilir, terk ettiği zaman da ayıplanır. Nitekim kişi bir namaz adayınca onu yerine getirmesi vacip olur. Allah Teâlâ, bir gurup Hıristiyan’ın, kendilerine farz kılınmayan bir ruhbanlık başlattıklarını, sonra da onu gereği gibi yerine getiremediklerini, bu durumda da ayıplandıklarını haber veriyor ve onlar hakkında "onlar ruhbanlığa riayet etmediler"(Hadîd, 27), buyuruyor. İşte Hz. Peygamber, böyle olabileceğinden endişe ederek cemaate devamı terk etmiştir" [Şerhu's-Sunne, IV,118]
Hz Peygamber'in "Size farz kılınmasından endişe ettim" ifadesinin izahı hususunda Hafız İbn Hacer, âlimlerden birçok görüş nakletmekte ve az önce geçen sözü el-Hattâbî'ye nisbet etmektedir. Hattâbî'den şöyle bir ihtimal daha naklediyor:
"Allah, namazı elli vakit olarak farz kıldı. Sonra Peygamber'ine acıyarak bunun büyük bir kısmını affetti. Şayet ümmet, kendileri için bağışlanmış olan şeye tekrar dönerler ve Peygamberlerinin, kendileri için affedilmesini istediği şeyin bir kısmını kendileri için gerekli görürlerse, bunun onlara farz kılınması abes karşılanmaz"
Sonra Hafız İbn Hacer şöyle devam ediyor:
"Bu iki cevabı, İbnu'l-Cevzî gibi birçok şârih, Hattâbî'den almıştır ki bu, gece namazının Hz Peygamber'e farz ve O'nun fiillerine ittibâ etmenin ümmeti için zarurî olması esasına dayanır. Bu iki durumdan her birinde ittifak vardır" [Fethu'l-Bâri, III, 10-12]
2)İkinci hadis, Ebû Zer hadisidir: O diyor ki:
"Hz Peygamberle birlikte Ramazan ayında bulunduk. Bu aydan yedi gün kalıncaya kadar bize (farzdan başka) namaz kıldırmadı. (Yedi gün kalınca) gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Sonra altıncı gece bize namaz kıldırmadı. Beşinci gece olunca, gecenin yarısı geçinceğe kadar bize namaz kıldırdı. "Ya Rasûlallah" dedik, "bu gecenin geri kalanının namazını da bize kıldırsan?" Bunun üzerine şöyle Duyurdu: "Bir adam, imam çekilinceye kadar onunla namaz kılarsa ona bir geceyi ihya etmiş sevabı yazılır. Sonra, ayın sonundan dördüncü gecede bize namaz kıldırmadı, üçüncü gece kıldırdı. Öyle ki, 'felâh'ı geçirmekten korktuk. Ebû Zer'e, "felah nedir?" dedim. "Sahurdur" dedi.
Râvî diyor ki: Bu gecede ailesini, kızlarını ve hanımlarını da uyandırırdı" [Hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiştir. Bk. Tİrmizî, 11,160; Ebû Dâvûd, 11,105; Nesâî, III.83; İbn Mâce, I.420. Bunların hepsi Dâvûd b. Ebî Hind-Velid b. Abdurrahman el-Cüreşî—Cübeyr b. Nüfeyr-Ebû Zer tarîkıyla nakletmişlerdir. Tirmizî, "Hadis hasen-sahihtir" diyor. Munzirî de Tirmizf nin hadisi sahih kabul ettiğini naklediyor ve kendisi buna itiraz etmiyor.]
Hadisin açıklaması: "Lev neffeltenâ" ifadesi "yarısını ibadetle geçirdiğimiz gecenin kalanında namaz kıldırmak suretiyle eklesen" demektir. İşte bu, tenfildendir. en-Nihâye'de denilir ki: "Bize nafile namazdan ilâve yapsan" demektir. Farzlar üzerine ilâve olduğu için nafile namazlar da bununla adlandırılmıştır. "Yarısı üzerine gece namazını eklesen bizim için daha hayırlı olurdu" takdirindedir." Buradaki "Lev" lafzı temenni içindir. [Tuhfetu'l-Ahvezî,II, 521]
Şevkânî şöyle diyor:
"Burada anlatılmak istenen şudur: 'Keşke gecemiz boyunca bize namaz kıldırsan ve namaz sevabından hasıl olan ecri bize ilâve etsen'
"
Hadiste teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğuna delil vardır.
3) Üçüncü hadis, Ebû Hureyre hadisidir: O diyor ki;
"Hz Peygamber Ramazanda çıkıp baktı ki bir gurup cemaat mescidin bir köşesinde namaz kılıyor. "Bunlar nedir?" diye sordu. Dediler ki: "Bunlar Kur'an okumayı bilmeyen bir topluluktur, Übey b Kâb namaz kılıyor, onlar da onun namazına uyarak kılıyorlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: "Doğru yapıyorlar. Yaptıkları şey ne güzeldir" [Hadisi Ebû Dâvûd (II, 106) nakletmiş ve "Bu hadis kuvvetli değil, Müslim b.Halid zayıftır" demiştir. Zehebî ei-Kâşıf’te(II. 140) diyor ki: Bu zat mutemet kabul edilmiş, Ebû Dâvûd ise onu çok hatâ yapması sebebiyle zayıf saymıştır. Hafız İbn Hacer de et-Takrîb'te onun hakkında "fakihtir ve sadûktur (doğru sözlü sayılır), çok yanılır" demektedir]
Bu hadisi Muhammed b. Nasr el-Mervezîde rivayet etmiştir. [Kıyamu'l-Leyl, s155, Hadisi burada Halid b. Müslim tarikıyla nakletmiş, fakat onun hakkında bir şey söylememiştir] Şu konuda mahfuz olan haberde Ömer b el-Hattâb'ın, cemaati Ubey b Kâb'ın arkasında topladığı zikredilmektedir ki Hafız İbn Hacer ve başkaları bunu kesin bir ifadeyle belirtmişlerdir [Fethu'l-Bâri, IV,252]
Bunlar Teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğu hususunda rivayet edilen hadislerden bazılarıdır.
Hz. Peygamberin "Farz olanı müstesna, namazın efdali, kişinin evinde kıldığı namazıdır" sözünü âlimler, teheccüt namazına hamletmişlerdir. Nitekim bayram namazları, kusuf ve istiskâ gibi cemaatle kılınması meşru olan bazı namazları umumdan istisna ettiler. Teravih namazı da böyledir. Bunun için Ömer b el-Hattâb, teravihin farz kılınması endişesi ortadan kalkınca, cemaatle camide kılmayı emretmiştir. Bu uygulama o zamandan günümüze kadar böylece devam ede gelmiş ve Ramazan ayında teravih namazı kılmak, İslâm’ın şiarı olmuştu. Ancak teravihi camide cemaatle kılmayıp da evinde kılan kimse kötülenmez, ayıplanmaz
Dr
Muhammed Ziyaü'r-rahman el-AzamîMedine el-İslâmiyye Üniversitesi Hadis Fakültesi Öğretim Üyesi
ooo: