- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Fransızlar, kelime sonunda D yi de kullanırlar T yi de. Hattâ bunların D yumuşaklığı ve T sertliği mutlaka belli olsun, tam ve doğru söylensin diye, yazıya, gerekli ve değişmez imlâ kaaideleri de koymuşlardır.
Biz, kitab'ı kitap, kanad'ı kanat, ad'ı at ve ilâc'ı ilâç yaptığımızdan beri yalnız bu kelimeler değil, onları konuşanlar da aynı sertliğe uydular. Bilmem psikologlarımız buna ne derler ama, biz, son zamanlarda sokaklara dökülen terbiye dışı kaba ve sert hareketlerde ve sözlerde bu yanlış ve zevksiz dil sertleşmesi'nin büyük rolü olduğu inancındayız.
Milli diller, milli mizac ve ahlâkla o kadar alâkalıdır ki terbiyesiz veyâ terbiyesini kaybetmiş bir dil, onu konuşan insanları da terbiyeden mahrum hallere koyabilir. Küfür söylemeğe alışmış insanlar gibi, sert söylemeğe alışmışlar da (onları buna alıştıranlar gibi) ıslâh edilemezler.
Eskiden sâleb diyen bir ev hanımının hattâ sokakdaki sâleb satıcısının bile dilinde kelimenin sonundaki leb hecesi, Fâriside dudak mânâsına gelen leb sözünü andırır bir öpüş yumuşaklığı ve güzelliği içinde idi. Şimdi, insanların bu kelimeyi ısırır gibi söylemeleri, dilcilerimizin büyük marifetidir.
Halk türküsündeki:
Saçlarıma ak düşdü Sana ad bulamadım
Mısrâlanını söylerken, düşdü'yü düştü yaparsanız, anlayana, bu saçın beyazlanmasından çok adamın kafasına acıtıcı bir şey düşmüş gibi bir mânâ verir. Hele sana ad bulamadım'la sana at bulamadım arasındaki korkunç mânâ farkı pek âşikârdır. Dilcilerimiz, ziyânı yok, öyle yazılsın da dinleyen anlasın, diyorlarmış. Biz de deriz ki:
Bir memlekette dilciler bu kadar anlayışsız olursa, onların katılaştırıp kemikleştirdikleri dili kullananlar ne yapsın? Dili, musıki âletleri yerine teneke çalar gibi seslendirenlerin elinden zevkini ve iz'ânını nasıl kurtarsın?
Tad kelimesindeki lezzeti tat nasıl duyurur? Kanad'daki tüy ve uçuş yumuşaklığını kanat'da duyabilir misiniz?
Türk halkı Acem'in gâşe kelimesini köşe diye sertleştirmiştir ama, bu köşe'nin, aslında sert olmasındandır./ Nihad Sami Banarlı- Türkçenin Sırları
Biz, kitab'ı kitap, kanad'ı kanat, ad'ı at ve ilâc'ı ilâç yaptığımızdan beri yalnız bu kelimeler değil, onları konuşanlar da aynı sertliğe uydular. Bilmem psikologlarımız buna ne derler ama, biz, son zamanlarda sokaklara dökülen terbiye dışı kaba ve sert hareketlerde ve sözlerde bu yanlış ve zevksiz dil sertleşmesi'nin büyük rolü olduğu inancındayız.
Milli diller, milli mizac ve ahlâkla o kadar alâkalıdır ki terbiyesiz veyâ terbiyesini kaybetmiş bir dil, onu konuşan insanları da terbiyeden mahrum hallere koyabilir. Küfür söylemeğe alışmış insanlar gibi, sert söylemeğe alışmışlar da (onları buna alıştıranlar gibi) ıslâh edilemezler.
Eskiden sâleb diyen bir ev hanımının hattâ sokakdaki sâleb satıcısının bile dilinde kelimenin sonundaki leb hecesi, Fâriside dudak mânâsına gelen leb sözünü andırır bir öpüş yumuşaklığı ve güzelliği içinde idi. Şimdi, insanların bu kelimeyi ısırır gibi söylemeleri, dilcilerimizin büyük marifetidir.
Halk türküsündeki:
Saçlarıma ak düşdü Sana ad bulamadım
Mısrâlanını söylerken, düşdü'yü düştü yaparsanız, anlayana, bu saçın beyazlanmasından çok adamın kafasına acıtıcı bir şey düşmüş gibi bir mânâ verir. Hele sana ad bulamadım'la sana at bulamadım arasındaki korkunç mânâ farkı pek âşikârdır. Dilcilerimiz, ziyânı yok, öyle yazılsın da dinleyen anlasın, diyorlarmış. Biz de deriz ki:
Bir memlekette dilciler bu kadar anlayışsız olursa, onların katılaştırıp kemikleştirdikleri dili kullananlar ne yapsın? Dili, musıki âletleri yerine teneke çalar gibi seslendirenlerin elinden zevkini ve iz'ânını nasıl kurtarsın?
Tad kelimesindeki lezzeti tat nasıl duyurur? Kanad'daki tüy ve uçuş yumuşaklığını kanat'da duyabilir misiniz?
Türk halkı Acem'in gâşe kelimesini köşe diye sertleştirmiştir ama, bu köşe'nin, aslında sert olmasındandır./ Nihad Sami Banarlı- Türkçenin Sırları