ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman; Gelecek bir yıl içinde Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini İran meselesi belirleyecek diyor. Dün Irakı konuştuk, parçalandı. Bugün Suriye ve İranı konuşuyoruz. İkisi için de parçalanma senaryoları hazır. Yarın Türkiyeyi de konuşmak zorunda kalmayacak mıyız?
Almanya Başbakanı Angela Merkel; Başbakan Tayyip Erdoğanı arayıp, Önce yaptırımlar uygulanacak. Ardından askeri harekat gelecek diyerek İrana durumun vahametini kavratmak için destek istiyor. ABDnin BM Temsilcisi ve İrana saldırı tezlerinin öncülerinden John Bolton, Rusya ve Çinin direncine rağmen İrana yönelik Ortak Bildiride anlaşmak üzere olduklarını söylüyor ve sert müeyyideleri haber veriyor.
Washingtonda devam eden Türk-Amerikan Konseyi toplantılarının ana konusu İranın nükleer silahları ve ABD ile Türkiyenin yaklaşımı. Toplantıda konuşan Genelkurmay Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Korgeneral Akın Zorlu, Bölgemizde nükleer silahlara sahip ülke istemiyoruz derken aynı toplantıda Pentagonu temsil eden Koramiral Willam Sullivan, İran konusunda ABD ile Türkiyenin aynı düşüncede olduğunu iddia ediyor. Bu arada, Türkiyenin hassasiyetlerini bildiği halde, Karadenizde liderlik rolünü Türkiyeye verdiklerini söyleme yüzsüzlüğünü gösteriyor.
Şu hale bakın! Giderek Amerikan Gölü haline getirilen Karadenizde inisiyatif almamız bile ABDnin lütfuna muhtaç. Karadeniz meselesi bugün Türkiyenin de içinde bulunduğu Atlantik İttifakının Rusyaya karşı yayılmasının bir aşaması olabilir ve Türkiyenin çıkarlarıyla örtüştürülebilir. Ancak yakın çevremize bir göz attığımızda Türkiyenin de hızla ABDnin kuşatması altına girdiğini, çevrelendiğini düşünmemiz gerekmiyor mu?
İrandan Akdenize kadar bütün bölge ABD/İngiliz/İsrail denetimine girdiğinde, Bulgaristan ve Romanyadan Ukraynaya, Gürcistana ve Hazar Denizine kadar bütün bölge ABD nüfuzuna girdiğinde Türkiyenin bir dış politika ya da güvenlik politikası olabilecek mi? Bugün rakip gördüğü, zararlı gördüğü komşularına yönelik tasfiye Türkiyenin çıkarlarına uygun görülebilir.
İrana müdahale, yaptırımlar, Güvenlik Konseyindeki pazarlıklar sadece oyalama, dünyayı yeni bir krize hazırlama aşaması. 2003te İranla nükleer görüşmelere son veren neoconlar, daha o zamandan saldırıya kilitlendiler. Rusya-Çin-Hindistan arasındaki ilişki biçimine, ABDnin bölgemize yönelik arsız müdahalelerine karşı gelişmekte olan dirence çok kez dikkat çektik. İranın kartlarının aslında hiç de zayıf olmadığına da... Bölgeyi ve İranı nasıl bir kriz bekliyor? Türkiye nasıl bir çatışmanın merkezinde kalacak? ABDnin baskılarına direnebilecek mi? Yeni bir tezkere krizi yaşanabilir mi? İrana saldırının artçı şoklarını yönetebilecek bir siyasi kadro var mı?
30.3.2006 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK
Almanya Başbakanı Angela Merkel; Başbakan Tayyip Erdoğanı arayıp, Önce yaptırımlar uygulanacak. Ardından askeri harekat gelecek diyerek İrana durumun vahametini kavratmak için destek istiyor. ABDnin BM Temsilcisi ve İrana saldırı tezlerinin öncülerinden John Bolton, Rusya ve Çinin direncine rağmen İrana yönelik Ortak Bildiride anlaşmak üzere olduklarını söylüyor ve sert müeyyideleri haber veriyor.
Washingtonda devam eden Türk-Amerikan Konseyi toplantılarının ana konusu İranın nükleer silahları ve ABD ile Türkiyenin yaklaşımı. Toplantıda konuşan Genelkurmay Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Korgeneral Akın Zorlu, Bölgemizde nükleer silahlara sahip ülke istemiyoruz derken aynı toplantıda Pentagonu temsil eden Koramiral Willam Sullivan, İran konusunda ABD ile Türkiyenin aynı düşüncede olduğunu iddia ediyor. Bu arada, Türkiyenin hassasiyetlerini bildiği halde, Karadenizde liderlik rolünü Türkiyeye verdiklerini söyleme yüzsüzlüğünü gösteriyor.
Şu hale bakın! Giderek Amerikan Gölü haline getirilen Karadenizde inisiyatif almamız bile ABDnin lütfuna muhtaç. Karadeniz meselesi bugün Türkiyenin de içinde bulunduğu Atlantik İttifakının Rusyaya karşı yayılmasının bir aşaması olabilir ve Türkiyenin çıkarlarıyla örtüştürülebilir. Ancak yakın çevremize bir göz attığımızda Türkiyenin de hızla ABDnin kuşatması altına girdiğini, çevrelendiğini düşünmemiz gerekmiyor mu?
İrandan Akdenize kadar bütün bölge ABD/İngiliz/İsrail denetimine girdiğinde, Bulgaristan ve Romanyadan Ukraynaya, Gürcistana ve Hazar Denizine kadar bütün bölge ABD nüfuzuna girdiğinde Türkiyenin bir dış politika ya da güvenlik politikası olabilecek mi? Bugün rakip gördüğü, zararlı gördüğü komşularına yönelik tasfiye Türkiyenin çıkarlarına uygun görülebilir.
İrana müdahale, yaptırımlar, Güvenlik Konseyindeki pazarlıklar sadece oyalama, dünyayı yeni bir krize hazırlama aşaması. 2003te İranla nükleer görüşmelere son veren neoconlar, daha o zamandan saldırıya kilitlendiler. Rusya-Çin-Hindistan arasındaki ilişki biçimine, ABDnin bölgemize yönelik arsız müdahalelerine karşı gelişmekte olan dirence çok kez dikkat çektik. İranın kartlarının aslında hiç de zayıf olmadığına da... Bölgeyi ve İranı nasıl bir kriz bekliyor? Türkiye nasıl bir çatışmanın merkezinde kalacak? ABDnin baskılarına direnebilecek mi? Yeni bir tezkere krizi yaşanabilir mi? İrana saldırının artçı şoklarını yönetebilecek bir siyasi kadro var mı?
30.3.2006 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK