Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Ahmet AY

Réwi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2009
Mesajlar
13
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Diyarbakır
Takım
Galatasaray
TÜRKİYE'NiN YASAKLARI -I-



Henüz ikinci haftada yazılarıma "büyük ve kalın" harflerle başlamayı tercih etmezdim. Ama 21. yüzyılda hala başörtüsü üzerine yapılan yorumları dinleyince-izleyince ben de "dolmuşa bindim". Ve maalesef klavyeme nazik davranmayı ihmal etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış bulunuyorum.

Şimdi izninizle YÖK Başkanının atanmasından sonraki ilk ve en çarpıcı (aslında en ürkütücü demeliydim) yorumlardan başlayarak kısa alıntılarla başlayalım.

Diyor ki bir zat-ı muhterem:

"... bu sebeple yeni YÖK Başkanının atanması ülkemizi gerecek bir gelişmedir... gerilim tekrar tırmanacak..."

Neden?

Ne oldu ki?

Siz sayın gerilimzadeleri böyle hırçınlaştıracak ne oldu acaba?

"Daha ne olsun Allah aşkına! Baksanıza memlekette 'türban' serbest olacak. Kızlar üniversitelere (başörtüsü değil) türban ile girecekler... daha ne olsun.!?"

Öyle ya daha ne olsun ki!? "üniversitelerde türban serbest olacak"... olacak mı, olmayacak mı o da belli değil ya... Peki daha birkaç yıl öncesine kadar (başı açık-başı kapalı) bu kızlarımız aynı okullarda okuyup, aynı sıralarda oturmuyorlar mıydı? O yıllarda kıyamet mi koptu da biz duymadık?

Başörtüsünden (bütün aleyhindeki kampanyalara rağmen) -bir kaç ultra laikçi ve özgürlüğü sadece kendi düşünceleri için isteyen bir avuç köşe yazarı dışında- halkımız asla rahatsızlık duymamaktadır.

(Ha bu arada kızlarımızın, kadınlarımızın başlarını örttükleri örtünün şekli nasıl olursa olsun o başörtüsüdür, bağlama şekli değişse de başörtüsüne türban denmesini kabul etmiyorum. Başörtüsü-türban ayırımı iyi niyetli bir ayırım değildir. Çünkü pek çok üniversitede başı açık kızlarımızın başörtülü anneleri çocuklarının diploma törenlerine bile alınmadılar)

Kendilerini ülkenin "asıl" sahipleri gibi gören "beyazlar" başörtüsüne karşı çıkmayı göze alamadıkları için "içimizden" olan başörtüsünü türbanlayıp "dışımıza" çıkarmaya çalışıyorlar. Doğrusu kızlarımızın başörtülerini o şekilde bağlamalarının dini bir zorunluluğu bulunmamaktadır. Kızlar/hanımlar örtülerini bu şekilde bağlamakla kendilerini daha dindar, daha rahat, daha güzel ve/veya daha "modern" görüyorlarsa bundan başka anlamlar çıkarmanın iyi niyetle bağdaşmadığını da ifade etmeliyim.

"Efendim bu şekilde bağlayınca-örtünce dini/geleneksel başörtüsü değil, simge oluyor" imiş... Simge olsa ne olur demeyelim. Ama "zat-ı şahanelerine; başlarını/başörtülerini ‘türban' gibi bağlamayan öğrencilere sanki çok mu katlanıyorlar?" diye sual edelim. 9. Cumhurbaşkanı sayın Süleyman DEMİREL'e "efendim üniversiteye giden kızlarımız başlarını annelerimiz gibi örtseler üniversitelere devam edebilirler mi?" diye sorulduğunda cevabı "buna izin verilmeyeceği" yönündeydi.

Niçin?

E "türban" yasak...

Kim(ler) yasakladı, hangi makul gerekçe(ler)le yasaklandı, kimlere danışıldı da yasaklandı, hangi maddeyle yasak.. belli değil.

Peki anayasa ve yasalarda var mı böyle bir yasak?

Anayasa ve yasalarımız üniversitelerde başörtüsünü yasaklayan bir hüküm içermemektedir. AHİM kararının ise yasaklama gerektirecek bir karar olma niteliği taşımadığını söylememe gerek bile yok. Yeni Şafak Gazetesine bir mülakat veren Yargıtay Onursal Başkanı sayın Sami SELÇUK böyle bir yasağın meşru olmadığını net bir şekilde ifade ediyor:

Sami Selçuk, "Hiçbir mahkemenin karar gerekçesi, özgürlükleri bağlayıcı nitelikte olmaz. Başörtüsü yasağı meşru değil. YÖK de, üniversiteler de yanlış yapıyor. Hukukçuların bu konuda neden sesi çıkmıyor, anlamıyorum" dedi.[1] Evet gerçekten de hukukçuların bu konudaki sessizliklerini anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bu konuda pek çok yazı kaleme alan gazeteci-yazar Fehmi KORU en son yazdığı yazısında şu tespite bulunuyor:

"Üniversitelerde uygulanan yasak hukukî değildir, siyasi gerekçesi de çoktan ortadan kalkmıştır.

Yüksek öğretime dayanak teşkil eden yasa YÖK'ün internet sitesinde öylece duruyor. Baktığınızda göreceksiniz, (baktım, gerçekten de olduğu gibi öylece masum masum duruyor. A AY) YÖK Yasası'nın ek 17. maddesi ‘Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir' diyor. 25 Ekim 1990 tarihinde kabul edilen bu madde halen yürürlükte. Üniversitelerde kıyafet yasağını mümkün kılan Anayasa Mahkemesi kararı üzerine Meclis tarafından çıkarılmıştı bu yeni madde."[2] Durum bu iken sormamız gerek;

Peki o halde yasak nerede..?

Bir tehdit oluştur, kendince "çare" bul ve ceremesini bu halkın öz evlatları çeksin... kardeşleri kutuplara; başı kapalılar-başı açıklar olarak ayır... sonra alın size nur topu gibi gerginlik plaseleri...

Yok öyle şey! Bu bölücülüğün dik alasıdır. Artık 70 milyonuyla bu halk eskisi gibi "oturmak yasak, kalkmak yasak..." naralarına papuç bırakacak "zavallı, göbeğini kaşıyan" halk değildir. Yasalar da anayasalar da halkın huzuru, mutluluğu ve esenliği içindir. Sadece bir zümrenin huzuru için değil...

"Ülkenin huzuru için bu yasak gerekli imiş!"

Sebep neymiş?

"Efendim yoksa ülkemiz geri gidecek ve irtica gelecek" imiş...

İritcanın ne'liği ile ilgili bir şey söylemeyi zaid buluyorum. Ama lütfen bu irtica nerede, ne zaman gelecek? Kimler getirecek, niçin getirecekler irticayı?

"Siz bilmezsiniz bu şekilde irtica gelecek..." YÖK ya...

İrtica paranoyasıyla bu aziz halkı korkutacağınıza o çok bildiğiniz! ve doğru dürüst adam edemediğiniz konulara çare bulsanız a!

Ne'lere mi?

Demokrasinin her on yılda bir tank paletlerinin altında pert (kullanılamaz, hurdaya çıkacak kadar hasarlı) olmasına, ekonominin yamalı bohça gibi delik deşik oluşuna, bütün komşularla düşman oluşa... çare bulsaydınız ya...

Yat kalk irticaya çare olarak yeni bir presleme tedbiri düşün, uygula ve bununla halkın huzurunu sağla!

Demokrasimiz bütün kurum ve kurallarıyla işlerse, laiklik bütün inançlara eşit davranıp bu inançlara saygılı olursa ve vatandaşın yaşama, eğitim, sağlık, barınma, adalet, emniyet vb. temel ihtiyaçları giderilirse bu ülkede kimsenin irticaya çare aramasına gerek kalır mı?

Şunu çok iyi bilin ki bizler başı açığı-kapalısıyla, inananı-inanmayanıyla, Kürt'üyle, Türk'üyle, Arap veya bir başka halkla en azında Adem'den kardeş olduğumuza inanıyoruz. Bu inancımızı -ne yaparsanız yapın bozamazsınız...

Bazen sağcı-solcu; işi bitince, alevi-sünni, o da tutmayınca başı kapalı-başı açık. Bu da yetmiyor Türk-Kürt ayrımı ve çatışması...

Allah'a -varsa inancınız- yeter Allah aşkına!

Yoksa;

Kalmış ise kutsallarınızın aşkına yeter!


Çünkü;

Biz kardeşiz ve kardeşliğimizin adalet ve hakkaniyet ölçülerinde olmasının gerekliliğine inanıyoruz. Kimse kendini öz, geri kalanları da üvey kardeş göremez, görmemeli. Bu ülkenin gelişmesi, ilerlemesi, kalkınması; daha adil, daha müreffeh, daha özgür bir ülke olması gibi konularda teste tabi olmayız, zira bizi test etmek hiç kimsenin haddine düşmez. Bizler cumhuriyeti de, demokratik kazanımlarımızı da, bütün inançlara saygılı olmayı da çok kolay elde etmedik ve öyle sanıldığı (veya temenni edildiği) gibi bunları bırakacak da değiliz. Artık bu ülkede ayrı gayrı olmaktan, böyle muamelelere tabi tutulmaktan bıktık usandık. ‘Biz' ve ‘onlar' yada ‘onlar' ve ‘biz' olmaktan son derece rahatsızlık duyuyoruz.

Kardeşliğimizin temellerinin çok sağlam olduğunun bilinciyle diyoruz ki:

Bizler 70 milyonu bulan nüfusuyla bu ülkenin insanları olarak inancı, düşüncesi, ırkı ne olursa olsun -yeter ki insanın onur, erdem ve özgürlüğüne saygılı olmayı kabul etsin kardeşiz ve kardeşçe geçiniriz. Yoksa hep beraber kaybederiz. Çünkü kaderimiz bir...

Türkiye'nin kavgasız, eşit, adil, özgür, eğitimli, bilinçli ve kardeşçe yaşanılan bir ülke olması her zaman temennimiz olmalı...

Başka yol bilen varsa beri gelsin.

Başka bir konuda buluşuncaya değin;

Sağlık ve esenlikler...
________________
[1]1Sami SELÇUK; Xelifan .com Başörtüsü Yasağı Meşru Değil (30 eylül 2007 tarihli Y. Şafak Gaz.'sinden alıntı )

2 Fehmi KORU, Yeni Şafak Gazetesi; 13 Aralık 2007
 

gayeretli_42

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Kas 2007
Mesajlar
28
Aldığı Beğeniler
1
Günümüz İslam Alimlerinden ve ayrıca İlahiyat Fakültesi mezunu ve Hafız olan Mustafa Sağ'ın İslam'da Baş Örtmek var mıdır?adlı kitabını okusaydınız herhalde böyle düşünmezdiniz.Bu kitapta ayetlerde geçen başörtüsü diye iddia edilen şeylerin aslında başörtüsü değil,göğüs örtüsü anlamında zikredildiğini ve başörtüsünün 20.yy.ın başlarına kadar islam toplumunda mevcut olmadığını Osmanlı'da 2.Abdülhamid dönemlerinde yeni yeni zuhur ettiğini,hatta bu durumun toplumun can ve mal emniyetine zarar verdiği yönünde Abdülhamid'e şikayet ve ihbarlarda bulunulduğu,dini bir kıyafet süsü verilerek bazı insanların bu kisve altında hırsızlıklar yaptığı ve şahitlerin bunların yüzleri kapalı olduğu için onların şeklini şemailini tarif edemediklerini bu durumların da onların yakalanmaları konusunda zaptiyelerin işlerini güçleştirdiği ve toplumun asayişinin tehlikeye girdiği yönünde ihbarlar geldiği bunları gerekçe göstererek Sultan 2.Abdülhamid'in yüzlerin ve başın,cinsiyeti ve şekli belli olmayacak şekilde kapatılmasını ve o şekilde sokağa çıkmayı 2 nisan 1892 tarihinde bir fermanla(İradei Dâhiliye, Nu. 99887) Yıldız Saray-ı Hümâyûnu Başkitâbet Dâ’iresi 5894 numaralı ferman)yasakladığı tarihçilerce de zikredilmektedir.Şimdi dindar bir padişah olarak bilinen Abdülhamid bu çarşafı yasakladığına göre bu dini bir kıyafet nasıl oluyor?.Zaten alimlerden önemli bir bölümü de örtünmeyle ilgili iddia edilen hadislerin kiminin mevzu hadis kiminin de zayıf hadis olduğu zikredilmektedir.Zaten hanefi mezhebine göre sünnet bağlayıcı değildir,sünneti terkeden günahkar bile sayılmaz.Peygamberi inkar etmek ayrı şeydir,hadisi inkar etmek veya sahih olduğunu kabul etmemek ayrı bir şeydir,onun için islam alimleri peygamberi inkar eden küfre girer,fakat hadisin sahih olduğunu kabul etmeyen ve bu yüzden o hadisle amel etmeyen günahkar bile olmaz demişlerdir.Yukarıda sayılan hadislere göre amel etmeyen veya bunun sahih olduğunu kabul etmeyip bunu bağlayıcı olarak görmeyip başını ve saçını açan müslüman kadınların günahkar olduğu nasıl iddia edilebilir.Evet sünnetin sünnet olduğunu kabul edip bunu işleyene sevap kazandırabilir,ancak sünneti terkeden günahkar bile olmaz.namazdaki sünnetlerin terkinde bile iadesinin gerekmemesi belki de bu yüzdendir.Çeşitli ayetlerde Hüküm yanızca Allah'a aittir,Allah'tan daha iyi kim hüküm verebilir gibi ayetler mevcut olduğuna göre,o halde sünnetle ayetlerin koymadığı hükümlerin üstüne hadisle hüküm konmuş olmuyor mu?Peygamberi Allah'ın tasarruf ve hükümlerine ortak etmek te bir nevi şirkten sayılmaz mı?Kur'an haşa yetersiz bir Kitap mıdır ki,yedek hükümlere ihtiyaç hasıl olsun.Bu din üstüne yeni bir hadis dini ilave etmek değil midir?Tevhid konusuna büyük önem veren bazı islam alimleri,Peygamberlerin bile hüküm koyamayacağını,hükmün yalnızca Allah'a ait olduğunu bunun aksinin ise şirk hastalıklarını doğuracağını belirtmişlerdir.Çağımızda da ayetlerin saflığından ve sadeliğinden uzaklaşılıp hatta unutulup hadislerle bir şekil islamcılığının yaygınlaşmasının Kur'an islamının değil hadis islamının egemen olduğunu bununda islam alemindeki tevhide bu yollada en büyük darbeler vurulduğunu bizim gibi müctehid alimler artık dile getirmeye başladılar.Allah o ufku geniş alimlerden razı olsun.Bu yeni ufku geniş alimler artık hadisleri yeni bir yere oturtmanın elzem hale geldiğini aksi halde islam alemindeki bu parçalanmışlığın devam edeceğini dile getiriyorlar,artık o ufku geniş alimlere göre hadislerin dindeki yeri,açıklama özelliğidir.yani Hadisler gerçekten sahih ise,sadece ayetleri açıklama aracıdırlar,yoksa yeni hüküm koyma aracı sayılamazlar.(Sahih olmayan hadislerden açıklamalar yapılması bile sakıncalıdır)herhalde bu durum büyük islam alimi imamı azam'ında ta o zaman dikkatini çekmiş olmalıki ta asırlar önce bu durumları dile getirmiş ve hadisi inkar eden küfre bile girmez,günahkar bile olmaz demiştir.Tabiki hadisleri derin anlamda deşifre edememiş bazı hocalar ayetlere hadisleri hemen yama yapmakta ve ondan da bazen onlarca hüküm çıkartmakta ve ihtilafları artırmaktadırlar(mezheplerin ve tarikatların çıkışı da bu şekilde olmuştur)haşa 40 yerinden yamalı bir pantolonmuş gibi bu şekilde davranan hocalarımızın sayısı çok fazladır,ancak onların metotları çok yanlış ve toplumu getirdikleri yer bellidir ve 400 yıldır islamın yeryüzündeki egemenliğinin elden gidip tevhidin değil,şirkin egemen olmasının aslında en büyük müsebbibidirler ki islamın egemen olması da bize göre tekrar tevhide ve Kur'ana dönmekle olacaktır.Bazıları bizi bu inanç ve fikirlerimizden dolayı harici gibi vahhabi gibi suçlasalarda gerçek kurtuluş önceliği Kur'ana vermekten geçiyor..Selam ve saygılarımla.
 
Üst Alt