Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Cabir_

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
19 Mar 2007
Mesajlar
16
Aldığı Beğeniler
0
Bakara; 78: Onlardan bir kısmı da Ümmîlerdir/ Anakentlilerdir. Onlar Kitapı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler (kuşkulanırlar).

Âl-i Imran; 20: Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: Ben kendimi Allaha teslim ettim. Bana uyanlar da. Kitap verilenlere ve Ümmîlere/ Anakentlilere: Siz de teslim oldunuz mu? de. Eğer teslim olurlarsa doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir/ mesajı iletmektir. Allah, kullarını en iyi şekilde görendir.

Âl-i Imran; 75: Ve ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emanet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki, ona bir tek dinar/ kuruş emanet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onların: Ümmîlerin/ Anakentlilerin bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir. demelerindendir. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan söylerler de.

Arâf; 157: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncilde yazılı buldukları Ümmî/ Anakentli nebi elçiye uyarlar; o, onlara iyiliği emreder, kötülükten onları men eder. Güzel/ temiz/ hoş şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir. Üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen Nura (Kurana) uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Arâf; 158: De ki: Ey insanlar! Ben, kesinlikle, tümünüze göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan,kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan, dirilten ve öldüren Allahın gönderdiği bir elçiyim. O hâlde Allah ve Rasülüne iman edin; Allaha ve onun sözlerine inanan o Ümmî/ Anakentli peygambere iman ediniz ve ona uyunuz ki, doğru yolu bulabilesiniz.

Cuma; 2: O Allahtır ki Ümmîlere/ Anakentlilere içlerinden bir rasül göndermiştir. O, onlara Allahın ayetlerini okur. Onları arıtıp temizler, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içinde idiler.

Yukarıdaki, ümmî sözcüklerinin tekil veya çoğul olarak geçtiği ayetler, bulundukları pasaj ile birlikte dikkatli bir şekilde okunup iyi anlaşılırsa, Ümmî kavramının; Kitap ehli olmayan, yani Tevrat ve İncili okumayan veya Yahudi ve Hıristiyan olmayan Mekkeliler demek olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

O dönemde, peygamberimizin içinde yaşadığı toplumu; ehl-i kitap olanlar (Yahudi ve Hıristitanlar) ve ehl-i kitap dışındakiler olarak farklı iki zümreye ayırmak mümkündür. Yahudiliğin millî din olması sebebiyle, Yahudilerin aslen Mekkeli olmadıkları zaten bilinmektedir. Ehl-i kitap zümresinin diğer bölümü olan Hıristiyanların da, Mekkenin anakent olması dolayısıyla Mekkede yaşadıkları, Mekkeye başka yörelerden göç etmiş oldukları, çeşitli kaynaklarla doğrulanmış bir gerçektir. Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan ve zımmî adı verilen bu yabancıların hukukî varlıkları, peygamberimizin devlet başkanı olduğu dönemde yasalarla belirlenmiştir (Ana Britannica, c: 32, s: 393). Toplumun ehl-i kitap dışında kalan diğer zümresi ise, Kurandan öğrendiğimize göre kitap (Tevrat, İncil) bilmeyen, sadece kuruntu ve zanlarıyla hareket edenlerdir ki bu zümre Mekkede doğup büyümek suretiyle Mekkeli olanlardır. İşte Kuranda bu kesime mensup olanlara, yani Mekkenin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış olanlara, taşralı olmayanlara, bedevî olmayanlara Ümmî denmektedir. Bunun böyle olduğu, hem Kuran ayetleri hem de tarihî belgelerle sabittir.

Demek oluyor ki, peygamberimizin 'EQI Ümmî oluşu onun okuma yazma bilmediğini değil, Mekkenin ehl-i kitap dışındaki zümresine mensup olduğunu göstermektedir.

Konuya aklî olarak yaklaşıldığında da netice aynı olmaktadır:
Elçi olarak seçilmeden önce Mekkede ticaretle uğraşan peygamberimizin, bir tüccar olarak okuma yazma bilmemesi mümkün değildir. Ayrıca Mekkenin emini olması dolayısıyla herkesin malının, parasının kaydını, okuması yazması olmadan tutması da imkânsızdır.

Elçilik görevine seçildikten sonra, kendisine gelen ilk vahylerde Oku! En üstün olan Senin Rabbin ise kalemle öğretendir. (Alak; 3, 4) talimatı verilmiştir. Bu ifade aslında, peygamberimize aldığı vahyleri yazmasını bildiren dolaylı bir emirdir. Okur yazar olmayana ise böyle bir emir verilmez. Ayrıca, Kuranda okuyup yazmayı özendiren, cehaleti yeren onlarca ayet mevcuttur. Eğer peygamberimiz okur yazar olmasa idi, sürekli onun açığını arayan müşrikler bunu kendilerine malzeme yaparlar, kendisi okuma yazma bilmeyen birisinin bunu başkalarına ne yüzle emredebildiğini sorarlar, üstelik bu tip davranışların Bakara suresinin 44. ve Saff suresinin 2. ayetleri ile yasaklandığı için kendisinin çelişki içinde olduğunu söylerlerdi.

Bir an için peygamberimizin elçi seçilmeden önce okuma yazma bilmediği var sayılsa bile, yirmi üç senelik elçilik hayatında da onun okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü, ilimi, bilgilenmeyi emreden ayetler karşısında, bu emirlere ilk muhatap ve ilk teslim olan insan olarak onun bu emirlere kayıtsız kalması ve bu süre içinde okuma yazma öğrenmemesi mantıksızdır. Kaldı ki peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakması gibi, Kuran emirleri doğrultusunda ilmi ve irfanı tavsiye eden bir çok önerisi ve uygulaması vardır.

Kısaca söylemek gerekirse; herkese ilim, irfan emredilirken, peygamberimize Sakın sen okuma yazma öğrenme diye özel bir emir verilmediğine göre, onun okuma yazma bilmediğini söylemek, mantıksızlığın ötesinde peygamberimize yapılan büyük bir haksızlıktır.

SONUÇ OLARAK: Naklen ve aklen sabittir ki, Kuranda geçen ÜMMÎ ifadesi Anakentli (Mekkenin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan) demektir. Bu ifade, Mekkelilere peygamberimizin kendi içlerinden biri olduğunu, hemşehrileri olduğunu, yakından tanıdıkları ve yabancı olmayan birisi olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. Kuranda, peygamberimizin Mekkelilerin kendi içlerinden biri olduğu konusu üzerinde duran daha bir çok ayet vardır (Sad; 4, Kaf; 2, Tövbe; 128). Yani peygamberimiz; okuyup yazabilen, Ümmî/ Anakentli (Mekkenin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan) birisidir.
 

Nas

Aciz Kul
 
Üyelik Tarihi
28 May 2009
Mesajlar
55
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Beşiktaş
Allah razi olsun
 

2dklazimiste

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Eyl 2009
Mesajlar
101
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
Paylaşım için teşekkür ederim.
 
Üst Alt