Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

huzurumsun

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Ağu 2005
Mesajlar
481
Aldığı Beğeniler
1
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir beşer yarataca ım. Ona suret verip yarattı ım ruhtan üfledi imde, hepiniz onun önünde secdeye kapanın." Meleklerin hepsi birden ona secde etti. Ancak iblis müstesna. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. Allah buyurdu ki: "Ey iblis! Kudretimle yarattı ım şeye seni secde etmekten alıkoyan nedir? Kibir mi taslıyorsun; yoksa gerçekten yücelerden misin?" İblis "Ben ondan daha hayırlıyım." dedi. "Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın." Allah buyurdu ki: "Öyleyse çık Cennetten. Artık sen kovulmuş biri sin. Kıyamet gününe kadar lânetim senin üzerinedir."

İblis "Ey Rabbim, onların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi. Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin. Bu mühlet, İlâhi ilmimizde vakti belli olan bir güne kadardır." İblis dedi ki: "Senin izzetine yemin olsun ben onların hepsini azdıraca ım. Ancak onlardan ihlasa erdirdi in kulların müstesna." Allah buyurdu ki: "Bu do rudur ve Ben hakikati söylüyorum: muhakkak ki cehennemi sen ve sana uyanların hepsiyle dolduraca ım." (Sad süresi 38:71-85.)

VE İBLİS huzurdan ayrıldı. Artık şeytanın hikayesi başlamıştı...

Şeytan durdu ve bir süre düşündü. İşe nereden başlanabilirdi? Neler, nasıl yapılmalıydı? İnsanlara haydi Cehenneme birlikte gidelim! demekle bu iş olmazdı. Cehennemi, Cennet gibi göstermek gerekirdi. İnsano luna düşman oldu u halde dost görünerek onları kandırmak şimdi elzem olmuştu. Soldan yaklaşamadı ı birisine sa dan da yaklaşabilmeliydi. Strateji, ince ve hileli olmalıydı. Bu, pek de kolay görünmüyordu. Bir kibir u runa üstlendi i vazifenin a ırlı ı çöktü omuzlarına. Vazifesini zorlaştıran bir dizi faktörle karşı karşıya oldu unu şimdi daha iyi anlıyordu. Her şeyden önce insan, İslam fıtratında yaratılıyordu. Ve içinde yaşadı ı kainat ta buna şahitlik ediyordu. Semavi kitaplar ve peygamberler de buna apaçık deliller teşkil edeceklerdi. Ve azdıramayaca ı ihlasa erdirilmiş insanların her birisi onun yolunda aşılması imkânsız birer da gibi duracaktı. Velhasıl işi çok zordu. Ve kendi kibirlenmesini hatırladı. Allahın bir emrine kasten karşı gelerek sonra tevbe etmemekte direnmenin cezası her halde ebedî cehennem olacaktı. Acaba bütün bunlara de er miydi? Dönüp özür dilemek, bütün bu lânetli işleri binlerce sene sürdürerek sonunda ebediyyen ateşte yanmaktan daha kolay olmasındı? Ama hayır dedi, bunu kesinlikle yapamam. Ben muhakkak ki üstün bir mahlûkum ve bunun anlaşılmadı ını düşünüyorum. Hem bunun artık dönüşü olmadı ını ve tövbemin de kabul edilmeyece ini zannediyorum. Artık vakit geçirmeden işe koyulmalıyım!

Ve bunun üzerinden bin yıllar geçti, zaman gele gele asr-ı saadet oldu. Şeytan, bu geçen zaman süresince yeryüzünün di er toplulukları gibi Arabistan toplumu üzerinde de, o ilk baştaki iddiasında oldukça etkili olmuştu. Son Kitabın ve Peygamberin (s.a.v.) gönderildi i ortamda cahiliyet ve gericilik diz boyu yaşana gelmekteydi. Bu insanlı ın en bedevi kavmini kendi kız çocuklarını diri diri topra a gömmeye kadar götüren azgınlık şekillerinden birisi de açık saçıklıktı. Hatta öyle ki, Kabedeki putlar bile müşriklerce açık saçık biçimlerde ziyaret ediliyordu. İşte bu zamanda ve ortamda gönderilen Resul (s.a.v.) ve nazil olunan Kuran, inananlara tesettürü emrediyor, nazarları helâl olmayana sarf etmeyi yasaklıyordu. Ve bu dairede hareket etmeye çabalayan müminlerin kuvve-i hafızalarındaki netlik hemen dikkati çekiyordu. Hz.Peygamberin (s.a.v.) kendisine Cebrail (a.s.) vasıtası ile vahyedilen ayetler, bunları ilk kez ve bir kez duyan insanların hafızalarına yanlışsız kaydediliyordu. Keza Resulullahın (s.a.v.) sözleri ve halleri de bu keskin nazarlarda eksiksiz iz düşümünü derhal buluyordu. Bu insanların kuvve-i hafızaları bir çocuk kadar saflaşmaktaydı. Onlar için bir şeyi bir kere görmek veya duymak, hiç unutmamacasına ö renmek için yeterliydi. Ve böylesi berrak nazarlarda ve keskin hafızalarda kazınan bu sözlü kültür birikiyor, birikiyordu.

Yine günlerden bir gün hadis konusunda uzman on âlim toplanarak, hafızasında bir milyondan fazla hadisin senetleri ile var oldu u söylenen İmam-ı Buhariyi denemek için, herbiri senetlerini karıştırarak kendisine on adet hadisin do rulu unu sorarlar. Hepsini baştan sona dinleyen İmam, söz konusu yüz hadisi soru sırası ve do ru senetleri ile sıralar. Bu muazzam kültür birikimi ve ö renileni unutmama hâli, müminlerin hakikat noktasında bildiklerinin bütünü ile düşünüp, bu bütünlük içinde yaşamalarına imkân tanıyordu. Ço unlu unu e itimsiz hatta ümmî insanların oluşturdu u bu toplumun birike gelen İslamî kültürü, onun fertlerinin günlük hayatlarında bir bilinç motifi olarak her zaman yansımaktaydı. Müminler, aciz ve fâni oldukları, bu dünyada bir imtihan yaşadıkları, Allah ve ahiretin var oldu u gerçe ini hiç unutmadan yaşıyorlar, toplumsal ilişkilerini de bu gerçeklikle düzenliyorlardı. Ve ehl-i İslam, kendilerini insanlı ın zirvelerine çıkaran bu halin bereketli meyvelerinden çok ama çok memnunlardı.

Fakat bu durumdan hiç de memnun olmayan birisi vardı. İblis. O bu hali kıskanıyor ve içi içini kemiriyordu. İlk insanın yaratılışındaki isyanına uygun olarak, düşmanı olan insanın yaratıcısı ve ahiret ile ba ını koparması, unutmadıklarını unutturması gerekiyordu. Yoksa bu iddiasını kanıtlamak ve kendisi ile aynı yolun yolcularını bulmak çok zor olacaktı. Pek te aptal olmayan şeytanın, tesettür ve harama sarf-ı nazar etmemek emrine ittiba ile, göz kamaştırıcı parlaklıktaki kuvve-i hafızalar arasındaki paralel ilişkiyi fark etmemesi imkansızdı. Bu çerçevede neler yapabilirim diye kara kara düşünmeye başladı...

Şeytanın mahiyeti ve düşünce sistemati i bütün detayları ile kendisine bildirilen Hz.Peygamber (s.a.v.) daha o zamandan, mucizevî bir tarzda, zaman içinde gitgide şiddetlenecek ve ahir zamanda doru a tırmanacak olan bir umumi hastalı a karşı müminleri açıkça uyarıyordu; "Ahir zamanda hafızların gö sünden Kuran nezediliyor, çıkıyor, unutuluyor". Evet, bu şeytanî tasarının adı unutkanlık hastalı ı olacaktı ve iblis planlarını bu eksende hazırlıyordu.

Benimle beraber cehennemlik olacakları belirlemek için ehl-i İslam ve İmana Allahı ve ahireti unutturmak gerekir diye kurgulamaya devam etti iblis. "Bu unutturma işini gerçekleştirebilmek için şu unutmayan parlak kuvve-i hafızaları bozmaya çalışmalıyım. Bu da ancak harama nazar ile mümkün olabilir. Bunun için de tesettür emrine ilişmek şarttır." Şimdi şeytanın ehl-i İslam üzerindeki yeni planının ana hatları belli olmaya başlamıştı. Ve bunun devamında ikinci bir safha başlayacaktı. Bunları uygulama safhası.

Şeytanın fikrince, tesettür emrini kırmak için açık saçıklı ı daha da teşvik etmek gerekirdi. Bunun için nefsinin heva ve heveslerine tabi olmuş kişilerden gönüllü yardım alınabilirdi... Derken o zamanın üzerinden bin dört yüz şu kadar sene geçerek vakit asrımıza geldi inde artık medeni de erler, kültür, moda, medya, tiyatro, dans vs. ile açık saçıklık umumileşti ve soka a düştü. Belki de medya ile evlere kadar girdi. Ve bu tuza ın farkında olmayan ehl-i İslamda harama nazar arttıkça nefsin hevesleri heyecana gelip, vücudunda su-i istimaller ile israfa girmesi ve haftada birkaç kez gusül abdesti alması kaçınılmaz hale gelir. Bu durumda, günümüzde tıbben de ispat edildi i gibi, kuvve-i hafızasına zaaf gelir, ve unutkanlık başlar.

Adamın birisi doktora gider.
Doktor Şikayetiniz nedir? der.
Hasta Unutkanlık hastalı ı doktor bey.
Doktor Bunun belirtileri nasıl?
Hasta Neyin belirtileri?
Doktor Unutkanlık hastalı ı dediniz ya!
Hasta Ne unutkanlı ı?

"""

Harikulade parlak kuvve-i hafızaların nereden nereye geldi ini anlatan bu misâl aynı zamanda ehl-i İslamın yıpranmışlı ının boyutlarını da ortaya koymakta. Günümüzde herkesin az ya da çok şikayet etti i bu hastalık, açık saçıklıkla paralel şiddetini de arttırarak devam etmekte. Zamanımız insanını, başladı ı bir işi, hatta bir cümleyi bile tamamlayamayacak hale getirebilen bu unutkanlık illeti, ciddiye alınmazsa, çok kere ehl-i İslamda bu hayatın gerçeklerini unutarak yaşama temayülleri ortaya çıkartmakta. Allah ve Resulü ise, ehl-i imana ve ehl-i hakikate yakışmayan bu halden kaçınmamızı istemekte. Ve ilgili hadisten çıkardı ı dersle İmam-ı Şafii (r.a.) bu hükmü açıkça belirtmiş; "Harama nazar, unutkanlık verir". Bu derdin dermanı ise, mümkün oldukça harama sarf-ı nazar etmemektir.
Murat Kazancı
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Bilgilendirici ve etkileyici bir yazı.Kesinlikle okunup üzerinde düşünülmesi gereken bilgiler.Rabbim sonumuzu hayır eylesin.
 

Günes

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
10 Eki 2005
Mesajlar
555
Aldığı Beğeniler
2
ah ablacim bende cok unutkanlik var. beyim benden bi bardak su istiyo ben muutfaga gidiyorum ya ben ne yapacaktim diyorum okadar ilerledi...kimisi vitaminsizlik diyo kimisi kansizliktan ama sanirim asil nedeni acik rabbim korusun sakinsin cümlesine sifa versin....
 

Destina1

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Eyl 2005
Mesajlar
310
Aldığı Beğeniler
1
Bende de çok var unutkanlık ya X(

Rabbim sonumuzu hayır eylesin
 
Üst Alt