- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Katibim türküsünün bilinmeyen öyküsü (Üsküdar'a gider iken)
-----------------------
Üsküdar’a Gider İken Aldı Da Bir Yağmur,
Kâtibimin Setresi Uzun Eteği Çamur.
Kâtip Uykudan Uyanmış Gözleri Mahmur.
Kâtip Benim Ben Kâtibin El Ne Karışır,
Kâtibime Kolalı Da Gömlek Ne Güzel Yaraşır.
Üsküdar’a Gider İken Bir Mendil Buldum,
Mendilimin İçine De Lokum Doldurdum.
Kâtibimi Arar İken Yanımda Buldum.
Kâtip Benim Ben Kâtibin El Ne Karışır,
Kâtibime Kolalı Da Gömlek Ne Güzel Yaraşır.
------------------------
Üsküdar’dan söz açılınca ne gelir aklımıza, Katibim türküsü değil mi?
”Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/ Katibimin setresi uzun eteği çamur/Katip uykudan uyanmış gözleri mahmur”
Bu şarkıyı duyunca hayallere dalarız. Arnavut kaldırımlı sokakları ile payitaht ve onun kadar kadim bir medeniyet olan Üsküdar görünür ufuktan.
Cumbalı konaklardan güzel kızlar salınır. Pencerelerde süzülür, şiirler yazar, aşıklarına, yavuklularına... Hanım hanımcık bir İstanbul güzeli yazmış olmalıdır bu türküyü yakışıklı katip için öyle değil mi?
Ama öyle değil!
Reşad Ekrem Koçu aydınlatıyor bizleri ve ”Bu türkü, bir güzel katibi övmekten ziyade, genç ve yakışıklı katibi tenzil manası taşıyor. Ve bir kız tarafından söylenmiş olmaktan ziyade bir İstanbul külhanisinin karihasına yakışmıştır.” diyor.
Rahmetli Reşat Ekrem Bey’in anlattığına göre, bu türkü Kırım harbi sırasında, Abdülmecid devrinde yazılmış.
Abdülmecid, İkinci Mahmud’un “Avrupaî kıyafet” mecburiyetini bütün sivil memurlara uygulatmış etmiş.
Daha düne kadar Arap giyimleri giyen, cübbe ve şalvar giyip sarık saran halk bu durumu yadırgamış. Dahası Mısır'dan getirilen ve Yunan başlığı olarak bilinen fesin giydirilmesi Cumhuriyet dönemindeki tepkinin aynısını yapmış ve giyene de giydirene de gavur demiş halk!
Olanları alaya alanlarda olmuş. Genç katipler ise halkın diline düşmüş. Şimdilerde bu türkü eğlendirse de bizleri katiplerin canını pek sıkıyormuş Osmanlı'nın son günlerinde...
Reşat Ekrem Bey anlatmaya devam ediyor: ”Kırım harbinde müttefiklerimiz olan İngilizler, Fransızlar ve Sardunyalıların orduları İstanbul’dan geçmişti. Selimiye kışlası da bu Avrupalı müttefiklerimizin emrine hastane olarak verilmişti. İngiliz ordusunda bir de İskoç alayı vardı. Meşhur gaydaları ve pantolon yerine kısa etek giyen İskoçyalılar, İstanbulluların pek tuhafına gitmişti. Ve halk bu garip kıyafetli yabancılara,”donsuz asker“ lakabını takmıştı.
İskoç alayı şarka hareket ederken, bir İskoçyalı bestekar, bu alay için hususi bir marş bestelemişti. Bu marşın bestesi bizim Katibim türküsünün nağmeleridir. İşte, biraz dalgacı bir İstanbul külhanisi, yeni yetme katipler için şu meşhur Üsküdar türküsünü yazmış, ona beste olarak da donsuz askerlerin marşını alıvermiştir.”
Vah bizim feraceli, şemsiyeli hayallerimize. Vah çiçeği burnunda utangaç katibimin aşkına. Vah, muazzam konakların köşelerinde, konsol saatinin her saat başı şıngırdayan “Üsküdar’a gider iken...” nağmelerine kapılıp aşklar, efsaneler uyduran İstanbul sakinlerine...
Reşat Ekrem Bey diyor ki, ”bu saatler Türkiye’ye evvela İskoçya’dan geldi. Fabrika, bu güzel marşı da saatin nağmeleri arasına yerleştirmişti.”Katibim türkülü saat” diye İstanbul halkından bu saatleri almayan kalmadı.”
O güzelim türküyü bir daha eski tadıyla dinleyebilir misiniz? Hayal, bir türkü kadar güzeldir işte, gerçekse İskoç fabrikasının saatleri kadar soğuk...Hayalden sıyrılınca ortalıkta çırılçıplak kalıveririz.
Kaynaklar
Ali Çolak (Günlük Güneşlik Şarkılar deneme kitabından)
Reşad Ekrem Koçu
-----------------------
Üsküdar’a Gider İken Aldı Da Bir Yağmur,
Kâtibimin Setresi Uzun Eteği Çamur.
Kâtip Uykudan Uyanmış Gözleri Mahmur.
Kâtip Benim Ben Kâtibin El Ne Karışır,
Kâtibime Kolalı Da Gömlek Ne Güzel Yaraşır.
Üsküdar’a Gider İken Bir Mendil Buldum,
Mendilimin İçine De Lokum Doldurdum.
Kâtibimi Arar İken Yanımda Buldum.
Kâtip Benim Ben Kâtibin El Ne Karışır,
Kâtibime Kolalı Da Gömlek Ne Güzel Yaraşır.
------------------------
Üsküdar’dan söz açılınca ne gelir aklımıza, Katibim türküsü değil mi?
”Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/ Katibimin setresi uzun eteği çamur/Katip uykudan uyanmış gözleri mahmur”
Bu şarkıyı duyunca hayallere dalarız. Arnavut kaldırımlı sokakları ile payitaht ve onun kadar kadim bir medeniyet olan Üsküdar görünür ufuktan.
Cumbalı konaklardan güzel kızlar salınır. Pencerelerde süzülür, şiirler yazar, aşıklarına, yavuklularına... Hanım hanımcık bir İstanbul güzeli yazmış olmalıdır bu türküyü yakışıklı katip için öyle değil mi?
Ama öyle değil!
Reşad Ekrem Koçu aydınlatıyor bizleri ve ”Bu türkü, bir güzel katibi övmekten ziyade, genç ve yakışıklı katibi tenzil manası taşıyor. Ve bir kız tarafından söylenmiş olmaktan ziyade bir İstanbul külhanisinin karihasına yakışmıştır.” diyor.
Rahmetli Reşat Ekrem Bey’in anlattığına göre, bu türkü Kırım harbi sırasında, Abdülmecid devrinde yazılmış.
Abdülmecid, İkinci Mahmud’un “Avrupaî kıyafet” mecburiyetini bütün sivil memurlara uygulatmış etmiş.
Daha düne kadar Arap giyimleri giyen, cübbe ve şalvar giyip sarık saran halk bu durumu yadırgamış. Dahası Mısır'dan getirilen ve Yunan başlığı olarak bilinen fesin giydirilmesi Cumhuriyet dönemindeki tepkinin aynısını yapmış ve giyene de giydirene de gavur demiş halk!
Olanları alaya alanlarda olmuş. Genç katipler ise halkın diline düşmüş. Şimdilerde bu türkü eğlendirse de bizleri katiplerin canını pek sıkıyormuş Osmanlı'nın son günlerinde...
Reşat Ekrem Bey anlatmaya devam ediyor: ”Kırım harbinde müttefiklerimiz olan İngilizler, Fransızlar ve Sardunyalıların orduları İstanbul’dan geçmişti. Selimiye kışlası da bu Avrupalı müttefiklerimizin emrine hastane olarak verilmişti. İngiliz ordusunda bir de İskoç alayı vardı. Meşhur gaydaları ve pantolon yerine kısa etek giyen İskoçyalılar, İstanbulluların pek tuhafına gitmişti. Ve halk bu garip kıyafetli yabancılara,”donsuz asker“ lakabını takmıştı.
İskoç alayı şarka hareket ederken, bir İskoçyalı bestekar, bu alay için hususi bir marş bestelemişti. Bu marşın bestesi bizim Katibim türküsünün nağmeleridir. İşte, biraz dalgacı bir İstanbul külhanisi, yeni yetme katipler için şu meşhur Üsküdar türküsünü yazmış, ona beste olarak da donsuz askerlerin marşını alıvermiştir.”
Vah bizim feraceli, şemsiyeli hayallerimize. Vah çiçeği burnunda utangaç katibimin aşkına. Vah, muazzam konakların köşelerinde, konsol saatinin her saat başı şıngırdayan “Üsküdar’a gider iken...” nağmelerine kapılıp aşklar, efsaneler uyduran İstanbul sakinlerine...
Reşat Ekrem Bey diyor ki, ”bu saatler Türkiye’ye evvela İskoçya’dan geldi. Fabrika, bu güzel marşı da saatin nağmeleri arasına yerleştirmişti.”Katibim türkülü saat” diye İstanbul halkından bu saatleri almayan kalmadı.”
O güzelim türküyü bir daha eski tadıyla dinleyebilir misiniz? Hayal, bir türkü kadar güzeldir işte, gerçekse İskoç fabrikasının saatleri kadar soğuk...Hayalden sıyrılınca ortalıkta çırılçıplak kalıveririz.
Kaynaklar
Ali Çolak (Günlük Güneşlik Şarkılar deneme kitabından)
Reşad Ekrem Koçu
