Üstü başı dökülen zamana...
--------------------------------------------------------------------------------
Ali Hakkoymaz
Üstü başı dökülen (artık) zamana
(T)aşınmalar yüzyılındayız.
***
Eskiden "eskiyen eşya"lar, "eskiyen ev"ler olurdu /olurmuş. Şimdi daha eşya ile tanışmadan yollarımız ayrılıyor. Evlerimizin adresini öğrenemeden başka evlere taşınıyoruz.
***
"Taşınmalar" yüzyılındayız.
***
Eşyalarla, evlerle tanışmıyoruz da& kendimizle, insanlarla zamanla aramız çok mu iyi! İnsanın hatırının olmadığı, sorulmadığı yerde eşyaların sözü mü olur?
***
Bir çöküş, bir veda, belki de yepyeniliklerle tanışmalara geldik. Huysuz çocuklara döndük&oyuncaklarını beğenmeyen&
***
Hem savurup hem savrulduğumuz bu isimsizlikte sık sık yanlış adreslere düşüyoruz, düşürülüyoruz. Adreslerin, kavramların, bakışların, nakışların ne anlattığını kim biliyor?
***
Konuşan sadece paraysa... orada konuşulmaz ki... Mal mülk değer olmuşsa bir yerde; esaret, hürriyet diye biliniyorsa; akşamlar sabaha, uzaklar yakına karışmışsa, bir evden ötekine yüzyıllar varsa...
***
İçimize dönüşü de yanlış anladık. Kapandık kaldık dar dünyamıza, mağaramıza. Gün ışığından, merhabadan, nasılsından korkar olduk. Kimseler bizden bir şey istemesin, kimselerle ekmeğimizi paylaşmayalım, sessizce yaşayıp gidelim! Yaşamak bu muydu!
***
Ağır bir zamana düştük. Zaman, çağ, mesafeler, madde& sırtımıza bindi, kalbimize girdi. Kımıldayamaz, nefes alamaz olduk. Aklımın köşesinden geçmezdi hal hatır soran evlerin köşeciğine çekileceği. Aklımın köşesinden geçmezdi bir selamın bunca aranır olacağı.
***
Ağır, sağır, mutantan, keşmekeş, çilekeş, serkeş zamanların misafiri olduk. Zahmet rahmet dengesi mi desek? Zahmetin bolluğu sonsuz rahmetin kapısını aralar diye ümit ediyoruz.
***
La taknetû!
_________________
--------------------------------------------------------------------------------
Ali Hakkoymaz
Üstü başı dökülen (artık) zamana
(T)aşınmalar yüzyılındayız.
***
Eskiden "eskiyen eşya"lar, "eskiyen ev"ler olurdu /olurmuş. Şimdi daha eşya ile tanışmadan yollarımız ayrılıyor. Evlerimizin adresini öğrenemeden başka evlere taşınıyoruz.
***
"Taşınmalar" yüzyılındayız.
***
Eşyalarla, evlerle tanışmıyoruz da& kendimizle, insanlarla zamanla aramız çok mu iyi! İnsanın hatırının olmadığı, sorulmadığı yerde eşyaların sözü mü olur?
***
Bir çöküş, bir veda, belki de yepyeniliklerle tanışmalara geldik. Huysuz çocuklara döndük&oyuncaklarını beğenmeyen&
***
Hem savurup hem savrulduğumuz bu isimsizlikte sık sık yanlış adreslere düşüyoruz, düşürülüyoruz. Adreslerin, kavramların, bakışların, nakışların ne anlattığını kim biliyor?
***
Konuşan sadece paraysa... orada konuşulmaz ki... Mal mülk değer olmuşsa bir yerde; esaret, hürriyet diye biliniyorsa; akşamlar sabaha, uzaklar yakına karışmışsa, bir evden ötekine yüzyıllar varsa...
***
İçimize dönüşü de yanlış anladık. Kapandık kaldık dar dünyamıza, mağaramıza. Gün ışığından, merhabadan, nasılsından korkar olduk. Kimseler bizden bir şey istemesin, kimselerle ekmeğimizi paylaşmayalım, sessizce yaşayıp gidelim! Yaşamak bu muydu!
***
Ağır bir zamana düştük. Zaman, çağ, mesafeler, madde& sırtımıza bindi, kalbimize girdi. Kımıldayamaz, nefes alamaz olduk. Aklımın köşesinden geçmezdi hal hatır soran evlerin köşeciğine çekileceği. Aklımın köşesinden geçmezdi bir selamın bunca aranır olacağı.
***
Ağır, sağır, mutantan, keşmekeş, çilekeş, serkeş zamanların misafiri olduk. Zahmet rahmet dengesi mi desek? Zahmetin bolluğu sonsuz rahmetin kapısını aralar diye ümit ediyoruz.
***
La taknetû!
_________________