Zekât Kimlere Verilir?
Cenâb-ı Hak Celle Celaluhû buyuruyor:
“Sadakalar (zekâtlar),
Allâh’tan bir farz olarak ancak fukarâya (geçimini temin edemeyen, ya da çok zor temin edebilenlere),
mesâkîne (hiçbir şeyi olmayanlara),
onun üzerine âmil olanlara (zekât toplama memurlarına),
müellefe-i kulûba (kalbleri İslâm’a ısındırılması gerekenlere),
kölelik altında bulunanlara,
borçlulara,
Allâh yolundakilere (mücâhidlere, dînî ilim talebelerine vs.)
ve yolda kalmışlara mahsustur.
Allâh pek iyi bilendir, hikmet sâhibidir.”
( Tevbe, 60 )
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular:
“Namaz kıldığı hâlde zekât vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!”
( Heysemî, III, 62 )
Zekât, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi altı yerde namazla birlikte zikredilir. Dört yerde ise müstakil olarak geçer.
Bunlardan Mü’minûn Sûresi’ndeki, namazdan ayrı olarak geçmekle birlikte orada da namaz kılanların zekâtlarını verdikleri husûsu ifâde buyrulur.
Bunun sebebi, “bedenî” ve “mâlî” olmak üzere iki gruba ayrılan ibâdetlerde, bu ikisinin, birinci sırada ve eş değerli olarak yer almasıdır.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem:
“Namaz kıldığı hâlde zekât vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!” buyrulmuştur. ( Heysemî, III, 62 )
Zekât; mektep, kurs, hastahâne gibi hükmî şahıslara verilmez. Zîrâ o, Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu gibi, sekiz sınıf muhtâca âit bir haktır.
Böyle müesseseler, kendilerine verilen zekâtı fakirlerin aslî ihtiyaçları dışında sarf edemezler.
Ancak kursta bulunan muhtaç öğrencilere ve i’lây-ı kelimetullâh maksadıyla ilim öğrenen talebelere harcayabilirler.
Zîrâ zekâtın, geçiminden âciz fakirlerin aslî ihtiyaçlarını (havâyic-i asliye) karşılamak üzere verilmesi ve bunun araştırılması, onun sıhhat şartlarındandır.
Bu sebeple kendilerine zekât tevdî edilen müesseseler bu prensibe hassâsiyetle riâyet etmelidirler. Aksi hâlde Hak katında mes’ûl olurlar.
(Osman Nûri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa (sav), Erkam Yay.)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Ğaffâr: Daima affedici olup, mağfireti, bağışlaması sonsuz olan, yeniden işlenen günahları örten, setreden ve affeden demektir.
Zekât ve sadakalarda nezâket husûsuna da çok dikkat etmek gerekmektedir.
Başa kakmak, kötüsünden vermek gibi zekâtı ve sadakayı boşa çıkaran davranışlardan uzak durmak gerekir.
Bilhassa veren, alana karşı bir teşekkür edâsı içinde olmalıdır. Çünkü onu farz olan bir borçtan kurtarıp ecre nâil eylemektedir.
''İki günü bir olan ziyandadır." RESULALLAH Sallallahu Aleyhi ve Sellem
www.2g1d.com
Cenâb-ı Hak Celle Celaluhû buyuruyor:
“Sadakalar (zekâtlar),
Allâh’tan bir farz olarak ancak fukarâya (geçimini temin edemeyen, ya da çok zor temin edebilenlere),
mesâkîne (hiçbir şeyi olmayanlara),
onun üzerine âmil olanlara (zekât toplama memurlarına),
müellefe-i kulûba (kalbleri İslâm’a ısındırılması gerekenlere),
kölelik altında bulunanlara,
borçlulara,
Allâh yolundakilere (mücâhidlere, dînî ilim talebelerine vs.)
ve yolda kalmışlara mahsustur.
Allâh pek iyi bilendir, hikmet sâhibidir.”
( Tevbe, 60 )
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular:
“Namaz kıldığı hâlde zekât vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!”
( Heysemî, III, 62 )
Zekât, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi altı yerde namazla birlikte zikredilir. Dört yerde ise müstakil olarak geçer.
Bunlardan Mü’minûn Sûresi’ndeki, namazdan ayrı olarak geçmekle birlikte orada da namaz kılanların zekâtlarını verdikleri husûsu ifâde buyrulur.
Bunun sebebi, “bedenî” ve “mâlî” olmak üzere iki gruba ayrılan ibâdetlerde, bu ikisinin, birinci sırada ve eş değerli olarak yer almasıdır.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem:
“Namaz kıldığı hâlde zekât vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!” buyrulmuştur. ( Heysemî, III, 62 )
Zekât; mektep, kurs, hastahâne gibi hükmî şahıslara verilmez. Zîrâ o, Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu gibi, sekiz sınıf muhtâca âit bir haktır.
Böyle müesseseler, kendilerine verilen zekâtı fakirlerin aslî ihtiyaçları dışında sarf edemezler.
Ancak kursta bulunan muhtaç öğrencilere ve i’lây-ı kelimetullâh maksadıyla ilim öğrenen talebelere harcayabilirler.
Zîrâ zekâtın, geçiminden âciz fakirlerin aslî ihtiyaçlarını (havâyic-i asliye) karşılamak üzere verilmesi ve bunun araştırılması, onun sıhhat şartlarındandır.
Bu sebeple kendilerine zekât tevdî edilen müesseseler bu prensibe hassâsiyetle riâyet etmelidirler. Aksi hâlde Hak katında mes’ûl olurlar.
(Osman Nûri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa (sav), Erkam Yay.)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Ğaffâr: Daima affedici olup, mağfireti, bağışlaması sonsuz olan, yeniden işlenen günahları örten, setreden ve affeden demektir.
Zekât ve sadakalarda nezâket husûsuna da çok dikkat etmek gerekmektedir.
Başa kakmak, kötüsünden vermek gibi zekâtı ve sadakayı boşa çıkaran davranışlardan uzak durmak gerekir.
Bilhassa veren, alana karşı bir teşekkür edâsı içinde olmalıdır. Çünkü onu farz olan bir borçtan kurtarıp ecre nâil eylemektedir.
''İki günü bir olan ziyandadır." RESULALLAH Sallallahu Aleyhi ve Sellem
www.2g1d.com