- Üyelik Tarihi
- 30 Ara 2007
- Mesajlar
- 8,908
- Aldığı Beğeniler
- 128
- Takım
- Fenerbahçe
Uzak Zamanların Kadim Hüzünlerine...
uzak zamanların kadim hüzünlerine...
Halis bir niyetle…
Hüzünlü sözler sarf\ediyorum…(Meşguliyetimin suçluluğundan zerre miktarı şüphem yok.) Yok…Kavgasını yitirmiş kara çocukların erinciyle kelâma dokunuyor parmaklarım. Kitaplar ihtişamlı bir dünyanın, aşkın, ayrılığın, ölümün, acının, sevginin, ateşin ve suyun şarkısını ve anormalliğin ayrıcalığını fısıldıyor kulaklarıma…
Demirin ve mizanın zikredildiği hayatın yamacındayım…Gece bir avuç tüberküloz öksürüğüyle iniyor. Ben tırmanmaya çalışıyorum. Yüklü bir muhayyile altında, sebeb-i rikkatini bilmediğim o kırışmış eziklikle hatıralarımın can damarlarını kesip onları orada, oldukları yerde bırakıyorum ve ussal bir hafiflikle içimin en yüce en yüksek yerine tırmanıyorum.
Arı bir zihinle…
Yitirilmiş ne kadar umut varsa…(Aranan şeyin mutlak bir özgürlüğün süzgecinden geçirilen mutluluk olduğu gerçekliğinde varoluşumun ayak sesleriyle irkiliyorum.) Bu şehrin gözlerine mil çekilmiş, içi boşaltılmış kirli kostümlerinde hiçbir zaman yankısını bulamayacak gibi bir şey…Maskeli bir kalabalık kadar klişeleşmiş bir yalnızlık değil içinde bulunduğum hal. Çağların tüketemediği sözlerin kanatlarında dokunulmamış muteber boşluklar arşınlıyorum…
‘’ölürsem
bir partizan gibi öleceğim’’
Yaşıyorum…
Uzak zamanların kadim hüzünlerine ithafen…Yüzümü yalayarak geçen ılık rüzgarın mırıldandığı eşsiz nağmelerle yeni bir dünyanın kuruluşuna tanıklık ediyor çeşm-i yâr.
yine de…ben…hüzün…
ben…yine de…hüzün…
hüzün…ben…yine de…
Umudumu koruyorum.
Yitirmeyeceğim O’nu…
Selami Ay — Cts, 17/12/2011
uzak zamanların kadim hüzünlerine...
Halis bir niyetle…
Hüzünlü sözler sarf\ediyorum…(Meşguliyetimin suçluluğundan zerre miktarı şüphem yok.) Yok…Kavgasını yitirmiş kara çocukların erinciyle kelâma dokunuyor parmaklarım. Kitaplar ihtişamlı bir dünyanın, aşkın, ayrılığın, ölümün, acının, sevginin, ateşin ve suyun şarkısını ve anormalliğin ayrıcalığını fısıldıyor kulaklarıma…
Demirin ve mizanın zikredildiği hayatın yamacındayım…Gece bir avuç tüberküloz öksürüğüyle iniyor. Ben tırmanmaya çalışıyorum. Yüklü bir muhayyile altında, sebeb-i rikkatini bilmediğim o kırışmış eziklikle hatıralarımın can damarlarını kesip onları orada, oldukları yerde bırakıyorum ve ussal bir hafiflikle içimin en yüce en yüksek yerine tırmanıyorum.
Arı bir zihinle…
Yitirilmiş ne kadar umut varsa…(Aranan şeyin mutlak bir özgürlüğün süzgecinden geçirilen mutluluk olduğu gerçekliğinde varoluşumun ayak sesleriyle irkiliyorum.) Bu şehrin gözlerine mil çekilmiş, içi boşaltılmış kirli kostümlerinde hiçbir zaman yankısını bulamayacak gibi bir şey…Maskeli bir kalabalık kadar klişeleşmiş bir yalnızlık değil içinde bulunduğum hal. Çağların tüketemediği sözlerin kanatlarında dokunulmamış muteber boşluklar arşınlıyorum…
‘’ölürsem
bir partizan gibi öleceğim’’
Yaşıyorum…
Uzak zamanların kadim hüzünlerine ithafen…Yüzümü yalayarak geçen ılık rüzgarın mırıldandığı eşsiz nağmelerle yeni bir dünyanın kuruluşuna tanıklık ediyor çeşm-i yâr.
yine de…ben…hüzün…
ben…yine de…hüzün…
hüzün…ben…yine de…
Umudumu koruyorum.
Yitirmeyeceğim O’nu…
Selami Ay — Cts, 17/12/2011