- Üyelik Tarihi
- 29 Eyl 2007
- Mesajlar
- 8,243
- Aldığı Beğeniler
- 6,432
- Takım
- Fenerbahçe
Sayılamayan zamanlar geçti ömürden. Bu günde geçer denildi geçip gitti. Gidenler neler götürdü bil bilsen... Kayıpların yaşattığı hayal kırıklıklarını anlayabilsen... Bir görsen, duysan...
Ellerin boş çevrilmediği o anı yaşasan. Hasret nedir bilsen... Biliyorsundur belki ama keşke anlatabilsen. Bilsem. Aynı denizde mi sürükleniyor düşüncelerimiz, aynı dalgalar da mı dağılıyor hayallerimiz.
Nice ümitlere bel bağlayıpta, günü gelince o bağların çözülüşüne şahit olmanın yorgunluğu atabilsem. Geçip gitse burukluklar da geçip giden zaman gibi. Yel olup esse tüm hüzünlü tebessümler. Savrulsam...
Ama hayır. Kaybolmaya mahkum düşünceler işte bunlar. Yok olmaya ... Zira bir garip hastalık misali tekrar ediyor kendini tarih. Hatırlatıyor ellerin toplanıpta kaldıramadığı yüreğin tam ortasındaki o taşın ağırlığını . Kalkar mı hiç o taşı oraya bırakan kaldırmadıkça?
Müsvedde sürdürdüğümüz hikayenin temizi ne zaman çekilecek? Ne zaman bir başka göz okuyup görecek bunları. Hiç!
Hiçliğe sarılmanın huzur vereceğini kim söylerdi. Söyleseler de acaba hangi yollara girerek söylemişti? Bilmez misin tozlu yollarda çok kapanır gözler... Göremez olur tozların kapattığı şeyleri. Yalnızlığın tozuyla örtülmüş olan ne zaman görmüş ki uğruna ölebilirliği...
Bir susku düğümü atılıyor dudaklara. Boynu bükük mutlulukların keskin hıçkırıklarıyla... Bir dahaki suskularla artacak olan düğümlere, başlangıç düğümü olarak. Düğün bayram niyetine ziyadesini bırakarak geçmiş güne. Bir susku düğümü işleniyor sözlenmiçcesine.
"Söz veriyorum" diyor. "Sen olmadıkça, ben asker misali sahip çıkacağım senliğe. Sen gelip açana dek düğümleri, Ben suskularla süsleyeceğim ölümlerimi."
Uzakları yakın eden Rabbin emrine sözlenmiş yürekten.
Elam E. Doğan
Ellerin boş çevrilmediği o anı yaşasan. Hasret nedir bilsen... Biliyorsundur belki ama keşke anlatabilsen. Bilsem. Aynı denizde mi sürükleniyor düşüncelerimiz, aynı dalgalar da mı dağılıyor hayallerimiz.
Nice ümitlere bel bağlayıpta, günü gelince o bağların çözülüşüne şahit olmanın yorgunluğu atabilsem. Geçip gitse burukluklar da geçip giden zaman gibi. Yel olup esse tüm hüzünlü tebessümler. Savrulsam...
Ama hayır. Kaybolmaya mahkum düşünceler işte bunlar. Yok olmaya ... Zira bir garip hastalık misali tekrar ediyor kendini tarih. Hatırlatıyor ellerin toplanıpta kaldıramadığı yüreğin tam ortasındaki o taşın ağırlığını . Kalkar mı hiç o taşı oraya bırakan kaldırmadıkça?
Müsvedde sürdürdüğümüz hikayenin temizi ne zaman çekilecek? Ne zaman bir başka göz okuyup görecek bunları. Hiç!
Hiçliğe sarılmanın huzur vereceğini kim söylerdi. Söyleseler de acaba hangi yollara girerek söylemişti? Bilmez misin tozlu yollarda çok kapanır gözler... Göremez olur tozların kapattığı şeyleri. Yalnızlığın tozuyla örtülmüş olan ne zaman görmüş ki uğruna ölebilirliği...
Bir susku düğümü atılıyor dudaklara. Boynu bükük mutlulukların keskin hıçkırıklarıyla... Bir dahaki suskularla artacak olan düğümlere, başlangıç düğümü olarak. Düğün bayram niyetine ziyadesini bırakarak geçmiş güne. Bir susku düğümü işleniyor sözlenmiçcesine.
"Söz veriyorum" diyor. "Sen olmadıkça, ben asker misali sahip çıkacağım senliğe. Sen gelip açana dek düğümleri, Ben suskularla süsleyeceğim ölümlerimi."
Uzakları yakın eden Rabbin emrine sözlenmiş yürekten.
Elam E. Doğan