- Üyelik Tarihi
- 15 Eyl 2005
- Mesajlar
- 306
- Aldığı Beğeniler
- 2
Anneannesinin sözleri yankilandi kulaklarinda:
"-Oglum, Süleyman'im, namaz hiç bu vakte birakilir mi?"
Anneannesinin yasi yetmise dayanmisti. Ama ezan okundugu vakit yasindan beklenmeyecek bir hizla yerinden siçrar, abdestini alir ve husû içinde namazin kilardi.
Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, namaz hep son dakikalara kaliyor, bu sebeple namazini alelacele edâ ediyordu. Bunu düsünerek kalkti yerinden, gözü saate kaydi. Yatsi ezaninin okunmasina on bes dakika kalmisti. Basini her iki yöne pismanlikla sallayarak:
"Yine geciktirdim namazi." dedi kendi kendine.
Kivrak hareketlerle abdestini aldi ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasina atti. Mecburen, hizli hareketlerle namazi edâ etti.
Tesbihâtini yaparken anneannesini düsünmeden edemedi.
"-Bu halimi görse, tatli-sert kizardi yine bana." diye içinden geçirdi. Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kilisi vardi ki, onu her defasinda bir gökkusagi hayranligiyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardi ki... Hicâbindan renkten renge girerdi.
O gün aksama kadar derse girmisti. Müthis bir agirlik vardi üzerinde. Duasini yaparken, basini ellerinin arasina alip secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu sekilde tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanir gibi oldu.
"-Ne kadar da yorulmusum." dedi. Daldi gitti öylece....
***
Kiyâmet kopmustu. Mahserî bir kalabalik vardi. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmis, hareketsiz bir sekilde etrafi izliyor; kimi saga sola kosturuyor, kimisi de diz çökmüs, basi ellerinin arasinda bekliyordu. Yüregi yerinden firlayacak gibi atiyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalisiyor, soguk soguk terler döküyordu. Hayattayken kiyâmet, sorgu sual ve mizan hakkinda çok sey duymus ve âhiret hayati hakkinda bir çok bilgi edinmisti. Ama mahser meydanindaki ürperti, korku ve bekleyisin insana bu denli dehset verecegini tahmin bile edemezdi.
Hesap devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir saga, bir sola bakti.
"-Benim ismim mi okundu?" dedi dudaklari titreyerek...
Kalabalik birden yarilmis, bir yol olmustu önünde. O esnada iki kisi kollarina girdi. Mahser meydaninin vazifelileri olduklari belliydi. Kalabalik arasindan saskin bakislarla yürüdü. Merkezî bir yere gelmislerdi. Melekler her iki yanindan uzaklastilar. Basi önündeydi. Bütün hayati, bir film seridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...
"-Sükürler olsun!" dedi, kendi kendine ve devam etti; "Gözlerimi dünyaya açtim, hep hizmet eden insanlari gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere kosuyor, malini Islam yolunda harciyordu. Annem eve gelen misafirleri agirliyor, yemek sofralarinin biri kalkip, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, elimden geldigince insanlara hizmet etmeye çalistim. Dilim döndügünce onlara Allah'i anlattim. Namazimi kildim. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçindim."
Kirpiklerinden asagi gözyaslari dökülürken,
"-Rabbimi seviyorum, en azindan sevdigimi zannediyorum." diyordu. Ama bir yandan da:
"-O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." diye düsünüyordu. "Ama Rabbim çok merhametli, günahlari setreden ve af edendir. Beni de af eder, insâallah" dedi. Tek siginagi Allah'in rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sirilsiklam olmus, zangir zangir titriyordu. Kullar üzerinde kalan haklar tek tek hesaplanmis, bunun neticesinde amellerinin karsiligi azaldikça azalmisti. Gözleri terazinin ibresinden bir ân olsun ayrilamiyordu. Hesap o kadar uzun ve zahmetli gelmisti ki!.. Sonunda hüküm verilecekti.
Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahser meydanindaki kalabaliga döndüler. Önce ismi okundu. Artik ayaklari tutmaz olmustu. Neredeyse yigilip kalacakti. Heyecandan gözlerini kapamis, okunacak hükme kulak kesilmisti.
Mahserî kalabaliktan bir ugultu yükseldi. Kulaklari yanlis mi duyuyordu? Ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yigildi. Hayretten dona kalmisti.
"-Olamaaaazzzz!" diye bagirdi. Çaresiz saga sola kosturdu.
"-Ben nasil cehennemlik olurum? Hayatim boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber kosturdum. Hep Rabbimi anlattim." diyordu.
Gözleri saganak olmus, titrek vücudunu islatiyordu. Vazifeli iki melek kollarindan tuttu. Kalabaligi yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e dogru sürüklemeye basladilar. Çirpiniyordu.
Medet yok muydu?
Bir yardim eden çikmayacak miydi?
Dudaklarindan kirik dökük kelimeler, yalvarmayla karisik döküldü..
"-Hizmetlerim... Oruçlarim.... Okudugum Kur'an-i Kerimler... Namazim... Hiçbiri beni kurtarmayacak mi?" diyordu. Bagira bagira yalvariyordu.
Cehennem melekleri sanki onu hiç duymuyor, kendilerine verilen emri yerine getiriyorlardi. Alevlere çok yaklasmislardi. Basini geriye çevirdi. Son çirpinislariydi.
Bir ân, aklina Allah Rasûlü'nün "Evinin önünde akan bir irmak içinde günde bes defa yikanan bir insani o irmak nasil temizlerse, günde bes vakit namaz da insani günahlardan öyle temizler." hadîs-i serîfi geldi.
"simdi namazlarim da mi beni yalniz birakacak?" diye içinden geçirdi.
"-Namazlarim... Namazlarim... Namazlarim!" diye hiçkirdi.
Vazifeli melekler hiç durmadilar. Yürümeye devam ettiler, cehennem çukurunun basina geldiler.
Alevlerin harâreti insanin yüzünü yakiyordu. Süleyman, son bir defa dönüp geriye bakti. Artik gözleri de kurumustu. Ümitleri sönmüstü. Basini öne egdi. Iki büklüm oldu.
Kollarini sikan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudu boslukta asagiya dogru düsüyordu. Düstükçe sicaklik artiyor, daha alevlere ulasmadan ates insani yakiyordu. Alevlere iyice yaklasmisti ki, bir el kolundan sikica yapisti ve kendisini yukariya çekmeye basladi.
Basini kaldirdi. Yukariya bakti. Uzun beyaz sakalli bir ihtiyar, onu düsmekten kurtarmisti. Kendisini yukariya çekti. Üstündeki basindaki tozu silkerek ihtiyarin yüzüne bakti.
"-Siz de kimsiniz?" dedi.
Ihtiyar gülümsedi:
"-Ben senin namazlarinim!..."
"-Neden bu kadar geç kaldiniz? Son anda yetistiniz. Neredeyse atese düsüyordum." dedi.
Ihtiyar basini sallayarak, tekrar güldü:
"-Sen de beni hep son ânda yetistirirdin, hatirladin mi?"
***
Secdeye kapandigi yerden basini kaldirdi. Kan-ter içinde kalmisti. Disaridan gelen sese kulak kabartti. Yatsi ezani okunuyordu. Bir ok gibi yerinden firladi. Abdest almaya gidiyordu.
Çigdem Tozkoparan
"-Oglum, Süleyman'im, namaz hiç bu vakte birakilir mi?"
Anneannesinin yasi yetmise dayanmisti. Ama ezan okundugu vakit yasindan beklenmeyecek bir hizla yerinden siçrar, abdestini alir ve husû içinde namazin kilardi.
Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, namaz hep son dakikalara kaliyor, bu sebeple namazini alelacele edâ ediyordu. Bunu düsünerek kalkti yerinden, gözü saate kaydi. Yatsi ezaninin okunmasina on bes dakika kalmisti. Basini her iki yöne pismanlikla sallayarak:
"Yine geciktirdim namazi." dedi kendi kendine.
Kivrak hareketlerle abdestini aldi ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasina atti. Mecburen, hizli hareketlerle namazi edâ etti.
Tesbihâtini yaparken anneannesini düsünmeden edemedi.
"-Bu halimi görse, tatli-sert kizardi yine bana." diye içinden geçirdi. Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kilisi vardi ki, onu her defasinda bir gökkusagi hayranligiyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardi ki... Hicâbindan renkten renge girerdi.
O gün aksama kadar derse girmisti. Müthis bir agirlik vardi üzerinde. Duasini yaparken, basini ellerinin arasina alip secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu sekilde tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanir gibi oldu.
"-Ne kadar da yorulmusum." dedi. Daldi gitti öylece....
***
Kiyâmet kopmustu. Mahserî bir kalabalik vardi. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmis, hareketsiz bir sekilde etrafi izliyor; kimi saga sola kosturuyor, kimisi de diz çökmüs, basi ellerinin arasinda bekliyordu. Yüregi yerinden firlayacak gibi atiyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalisiyor, soguk soguk terler döküyordu. Hayattayken kiyâmet, sorgu sual ve mizan hakkinda çok sey duymus ve âhiret hayati hakkinda bir çok bilgi edinmisti. Ama mahser meydanindaki ürperti, korku ve bekleyisin insana bu denli dehset verecegini tahmin bile edemezdi.
Hesap devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir saga, bir sola bakti.
"-Benim ismim mi okundu?" dedi dudaklari titreyerek...
Kalabalik birden yarilmis, bir yol olmustu önünde. O esnada iki kisi kollarina girdi. Mahser meydaninin vazifelileri olduklari belliydi. Kalabalik arasindan saskin bakislarla yürüdü. Merkezî bir yere gelmislerdi. Melekler her iki yanindan uzaklastilar. Basi önündeydi. Bütün hayati, bir film seridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...
"-Sükürler olsun!" dedi, kendi kendine ve devam etti; "Gözlerimi dünyaya açtim, hep hizmet eden insanlari gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere kosuyor, malini Islam yolunda harciyordu. Annem eve gelen misafirleri agirliyor, yemek sofralarinin biri kalkip, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, elimden geldigince insanlara hizmet etmeye çalistim. Dilim döndügünce onlara Allah'i anlattim. Namazimi kildim. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçindim."
Kirpiklerinden asagi gözyaslari dökülürken,
"-Rabbimi seviyorum, en azindan sevdigimi zannediyorum." diyordu. Ama bir yandan da:
"-O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." diye düsünüyordu. "Ama Rabbim çok merhametli, günahlari setreden ve af edendir. Beni de af eder, insâallah" dedi. Tek siginagi Allah'in rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sirilsiklam olmus, zangir zangir titriyordu. Kullar üzerinde kalan haklar tek tek hesaplanmis, bunun neticesinde amellerinin karsiligi azaldikça azalmisti. Gözleri terazinin ibresinden bir ân olsun ayrilamiyordu. Hesap o kadar uzun ve zahmetli gelmisti ki!.. Sonunda hüküm verilecekti.
Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahser meydanindaki kalabaliga döndüler. Önce ismi okundu. Artik ayaklari tutmaz olmustu. Neredeyse yigilip kalacakti. Heyecandan gözlerini kapamis, okunacak hükme kulak kesilmisti.
Mahserî kalabaliktan bir ugultu yükseldi. Kulaklari yanlis mi duyuyordu? Ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yigildi. Hayretten dona kalmisti.
"-Olamaaaazzzz!" diye bagirdi. Çaresiz saga sola kosturdu.
"-Ben nasil cehennemlik olurum? Hayatim boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber kosturdum. Hep Rabbimi anlattim." diyordu.
Gözleri saganak olmus, titrek vücudunu islatiyordu. Vazifeli iki melek kollarindan tuttu. Kalabaligi yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e dogru sürüklemeye basladilar. Çirpiniyordu.
Medet yok muydu?
Bir yardim eden çikmayacak miydi?
Dudaklarindan kirik dökük kelimeler, yalvarmayla karisik döküldü..
"-Hizmetlerim... Oruçlarim.... Okudugum Kur'an-i Kerimler... Namazim... Hiçbiri beni kurtarmayacak mi?" diyordu. Bagira bagira yalvariyordu.
Cehennem melekleri sanki onu hiç duymuyor, kendilerine verilen emri yerine getiriyorlardi. Alevlere çok yaklasmislardi. Basini geriye çevirdi. Son çirpinislariydi.
Bir ân, aklina Allah Rasûlü'nün "Evinin önünde akan bir irmak içinde günde bes defa yikanan bir insani o irmak nasil temizlerse, günde bes vakit namaz da insani günahlardan öyle temizler." hadîs-i serîfi geldi.
"simdi namazlarim da mi beni yalniz birakacak?" diye içinden geçirdi.
"-Namazlarim... Namazlarim... Namazlarim!" diye hiçkirdi.
Vazifeli melekler hiç durmadilar. Yürümeye devam ettiler, cehennem çukurunun basina geldiler.
Alevlerin harâreti insanin yüzünü yakiyordu. Süleyman, son bir defa dönüp geriye bakti. Artik gözleri de kurumustu. Ümitleri sönmüstü. Basini öne egdi. Iki büklüm oldu.
Kollarini sikan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudu boslukta asagiya dogru düsüyordu. Düstükçe sicaklik artiyor, daha alevlere ulasmadan ates insani yakiyordu. Alevlere iyice yaklasmisti ki, bir el kolundan sikica yapisti ve kendisini yukariya çekmeye basladi.
Basini kaldirdi. Yukariya bakti. Uzun beyaz sakalli bir ihtiyar, onu düsmekten kurtarmisti. Kendisini yukariya çekti. Üstündeki basindaki tozu silkerek ihtiyarin yüzüne bakti.
"-Siz de kimsiniz?" dedi.
Ihtiyar gülümsedi:
"-Ben senin namazlarinim!..."
"-Neden bu kadar geç kaldiniz? Son anda yetistiniz. Neredeyse atese düsüyordum." dedi.
Ihtiyar basini sallayarak, tekrar güldü:
"-Sen de beni hep son ânda yetistirirdin, hatirladin mi?"
***
Secdeye kapandigi yerden basini kaldirdi. Kan-ter içinde kalmisti. Disaridan gelen sese kulak kabartti. Yatsi ezani okunuyordu. Bir ok gibi yerinden firladi. Abdest almaya gidiyordu.
Çigdem Tozkoparan
