Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

henazım

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
20 Nis 2011
Mesajlar
183
Aldığı Beğeniler
1
Konum
manisa
Takım
Beşiktaş
Bir gün Hz. Ali (k v) pazardan bir gömlek satın alır… Kollarını normalden fazla kısaltmak için terziye götürür. Terzi: “Kollarını bu kadar kesersem kusurlu olur.” der. Hz. Ali : “Ayıbı kusuru benim, sen kes.” der. Hz. Ali’yi tanımayan terzi: “Bu adam mecnun olmuş. Gelin bir deli görün…” deyince, Hz. Ali “Elhamdulillah!” diye söylenir. Orada oturan ve Hz. Ali’yi tanıyanlardan biri; “Ya Ali, terzi sana deli diyor, sen de elhamdulillah diyorsun, bu ne demektir?” diye sorunca. Hz. Ali; “Ben Resulullah’dan duydum, sizden biriniz hakkında halk “delidir” demedikçe kamil mü’min olamaz…”

Eğer yıllar sonra düşer yollara,
Olur ya; ölmeden gelirsem sana,
Atarsa diyorum ‘Bir deli rüzgâr’
Sanma tevbe ettim ben ayrılığa.
Yanımda bir deli,
Bir velî ara...


Gazi Zeynel Bey, Giritin fethinde önemli rolü olan değerli ve takva sahibi bir komutandır…. Giritin fethinden az bir zaman önce, askere moral vermek amacıyla zamanın Sadrazamı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da Girite gelir. Ertesi gün sabah namazının ardından topyekun taarruza geçilecektir….
Sabah namazı vakti Zeynel Bey, abdestini alır, kıbleye döner ve namaza başlar. Ancak Zeynel Beyin namaza durması ile birlikte düşman şiddetli bir top ateşiyle şarapnel yağdırmaya başlar…. Bir top mermisi sabah namazını kılmakta olan Zeynel Beyin yanında patlar. Fazıl Ahmet Paşa, kumandanın sehit olduğunu zanneder. Oysa Zeynel Bey secdeden başını kaldırır ve biraz sonra da selam verir. Hemen koşarak Sadrazam Fazıl Ahmet Paşanın yanına gelir.
- Haşmetli sadrazamım bir sualim var.
- Geçmiş olsun ya Zeynel Bey, biz seni şehit düştü sandık….
- Elhamdulillah bana bir şey olmadı, yalnız bir sualim var…
- Nedir sualin?.
- Düşmanın top mermisi patlayınca başımı secdeden kaldırmayıp usulünden fazla bekledim… Namazım bozuldu mu efendim?....
İşte size bir başka deli….



Evliya-i izamın büyüklerinden Horasan piri Ahmed bin Harb Hazretleri; haram ve şüpheli şeylerden kaçınmakta benzeri olmayan ulu bir zattır. Ömründe hiçbir gece uyumadığı söylenir. Kendisine; "bir mikdâr istirahat etseniz." denildiğinde; "Önünde Cennet ve Cehennemden başka bir yer olmayan ve hangisine gideceğini bilemeyen kimsenin uykusu gelir mi ?..." buyurmuştur.
Bizanslılar devrinde, İstanbul'da yaşayan ve hiçbir dîne inanmayan bir doktor vardır. "Her şey kendi kendine var olmuştur." diyerek Allah’ın (CC) varlığını inkâr etmektedir.
Mesleğinde son derece ileri gitmiş olan bu doktora hıristiyanlardan hiç kimse cevap veremez hâle gelmiştir. "Dünyânın bir yaratıcısı olduğunu bana ispatlayabilirseniz, ancak o zaman kendi dâvamdan vaz geçerim." demektedir.
Bu konuda tartıştığı yada münâzara ettiği herkesi mağlûb ettiği gibi, kendisini dinleyenlerin kafalarını karıştırmakta ve dinsizliği aşılamaktadır. Netice itibarıyle, dinsiz doktor karşısında hıristiyanlar âciz kalmıştır. Durum Bizans kralına intikal eder ve buna ancak müslümanların cevap verebileceği söylenir.
Bizans kralı, Abbâsî Halîfesi Me'mûn'a mektup yazarak yardım ister. Mektubunda; "Size gönderdiğimiz bu doktor dinsizdir. Bir yaratıcı olmadığına inanmaktadır. Yanınızda münâzara edecek ve bunu iknâ edip, mağlub edecek bir âlim bulunursa çok iyi olur." der.
Abbâsî halîfesi danışmanlarını toplayıp, istişare eder. Öncelikle, doktorun uzman olduğu tıp ilminden imtihan edilmesine karar verilir. Bir heyet huzurunda doktor imtihan edilir. Ancak doktor, bu imtihanı büyük bir başarıyla geçer.
Danışmanları Halifeye, dini konuda Bağdat'ta onunla münâzara edecek bir alimin olmadığını söylerler. Ancak içlerinden birisi; "Büyük âlim, evliyânın üstünlerinden olan Nişâburlu Ahmed bin Harb Hazretleri dün gece buraya geldi. Hacca gidiyor. Bununla ancak onun münâzara edebileceğini sanırım." der.
Halîfe, Ahmed bin Harb'ın yanına birini gönderip durumu ona bildirir…
Ahmed bin Harb Hazretleri, gelen kişiye;

"Siz münâzara meclisini falan saatte, halîfenin sarayında hazırlayın ve onu lafa tutun… Ben biraz geç geleceğim... Geldiğim zaman bana, niçin geç kaldınız diye sorarsınız, ben de cevap veririm…"

şeklinde tenbihte bulunur.
Dediği gibi yapılır…. Ahmed bin Harb Hazretleri gelip oturunca Halîfe ona;

"Niçin geç kaldınız" diye sorar. O da; "Abdest için Dicle Nehri kenarına gittim. Tuhaf bir şey gördüm. Ona bakarak geciktim" der. Halîfe; "Ne gördünüz ki" diye sorunca şöyle cevap verir:

"Gördüm ki topraktan bir ağaç çıktı, büyüdü, kimse kesmeden yıkıldı. Kimse müdahale etmeden de tahta şeklini aldı. Bu tahtalar kendiliğinden birleşip marangozsuz, çivisiz sandal oldu. Bir kayıkçı olmadan da suyun üzerinde gitmeye başladı. Bunu seyre dalıp geç kaldım."

Bu sözleri duyan inkârcı doktor dayanamaz:

"Bu saçma sapan konuşan ihtiyar mı bizimle münâzara etmeye geldi?... BU DELİDİR!…. Bununla münâzara etmeye değmez..."
Bunun üzerine Ahmed bin Harb şöyle cevap verir:

"Niçin saçma konuşayım ve deli olayım?.."

Doktor kendinden emin bir şekilde; "Olmayacak şeyler söylüyorsunuz. Koskoca ağaç birden bire büyür, kesilir ve tahta olur. Bu tahtalar marangozsuz birbirine bitişir ve sandal olur. Kayıkçı olmadan su üzerinde gider dediniz" der.

Nihayet, Ahmed bin Harb Hazretleri son sözünü söyler:

"Ey doğruluktan uzak insan !... Bir sandal için bu imkânsız olunca, yâni ustası, bir yapıcısı olmadan sandal olmaz, su üzerinde gidemez ise, bu güneş, ay ve yıldızlarla, ağaçlar ve çiçeklerle süslü ve intizamlı âlem, bir yapıcı olmadan, bu dünyâ bu sağlamlığı ile binlerce güzel yaratıklar, sanat erbâbını hayran bırakan eşsiz tabloları ile kendi kendine nasıl var olsunlar?... Asıl, bir yapıcı, yaratıcı yoktur diye böyle hezeyan söyleyen, saçmalayan delidir…"

Ahmed bin Harb Hazretleri, damardan girmiş ve işi bitirmiştir…. Bakmayın siz o ulu Zatın “ben deli değilim” sözüne…. O, gerçekte tam bir DELİDİR….

İnkârcı doktor, bu cevap karşısında şaşırır…. Bir an düşünür….. Başını kaldırır….

"İnsan bilgisine güvenip böbürlenmemeli ve inkârcı olmamalıdır. Şimdi inanıyorum ki, Allahü teâlâ vardır." der ve müslüman olur….

Ahmed bin Harb Hazretleri buyurmaktadır ki:

"Bizlere ne kadar şaşılır ve hayret edilir ki, gölge denilince hemen güneşin varlığı aklımıza gelir de, Cennet denilince akla Cehennem'in geleceği, ondan korunmak çâreleri düşünülmez ve ondan gâfil oluruz…"
Şimdi sormak gerekmez mi….


Görüleceği üzere, iz bırakanlar, hep “sıradışı” kişiler olmuştur…. İnsanlığın kalbinde ebedül ebed yerlerini bulmuştur…. Sıradan kişiler ise yalnızca “turab” olmuştur…. Öldükten sonra ne “esameleri” okunmuştur, ne de künyeleri sorulmuştur….
VAR MISINIZ DELİLİĞE ?.... ÜSTELİK PARAYLA DA DEĞİL ?…
Söz Ahmed bin Harb Hazretlerinden açılmışken, o büyük zatın bir güzel sözünü de buraya almadan geçemeyeceğim….. Kendisine “saliha kadından” sorulunca şöyle der, tüm annelere teberruken aşağıya kaydediyorum:
“Beş vakit namazını kılan, efendisine (kocasına) itâat eden, her işinde Allahü teâlânın rızâsını gözeten, insanları gıybetle çekiştirip dedi-kodu yapmaktan, koğuculuktan dilini koruyan, kanâat sâhibi olup dünyâ malına meyletmeyen ve musîbetlere karşı sabreden bir kadın, hakîkaten çok iyi bir kadındır…"
Burada bir pozitif ayrımcılık yok değil mi ?..... : ))
Ne diyelim efendim…. Aşkımız neyse belamız da oradan gelsin !….

AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN!...
 

loreS

"ALLAH dE KaLBiM"
 
Üyelik Tarihi
18 Ağu 2010
Mesajlar
4,445
Aldığı Beğeniler
51
Konum
09
Takım
Galatasaray
Ne diyelim efendim…. Aşkımız neyse belamız da oradan gelsin !….
Allah razı olsun..
 

*zehra*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2009
Mesajlar
2,258
Aldığı Beğeniler
38
Takım
Diğer
AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN
allah razı olsun...
 
Üst Alt