Yaşlı adam ölüm döşeğinde iken vasiyet etmiş:
"17 ineğim var. Büyük oğlum
yarısını alsın. Ortancaya üçte birini, küçük oğluma da dokuzda birini verin."
Haftasına da vefat etmiş. Derken, olanlar olmuş.
"On yedi ineğin yarısı ne, üçte biri kaç, dokuzda biri ne eder?" sıkıntısı
neredeyse kavgalara varacak. Tam patırtı başlayacakken köylünün biri: "Bu
işin üstesinden ancak Halime Nine gelebilir. Varın, danışın" demiş.
Öyle yapmışlar. Köy ucundaki yoksul Halime Nineye giderek, içinden
çıkamadıkları paylaşım derdini bir güzel anlatıp, sızlanmışlar: "Aman bize
|bir çâre!"
Halime Ninemiz, "Düşündüğünüz şeye bakın. Benim, ahırda bir ineğim
var, helâl olsun alın götürün. Sizinkilere katın da o hesabı bir
daha yapın"
demiş. Üç delikanlı, Halime Ninenin sıska ineğini evlerine götürünce, inek
sayısı olmuş 18.
Yarısını büyük oğul ayırmış: 9
Üçte birini ortanca sahiplenmiş: 6
Dokuzda bir de en küçüğe kalmış: 2
Ve... Bir inek artmış, yani Halime Nineninki. Onu da teşekkürle, el öperek,
sağ ol diyerek geri götürmüşler. Ne kavga olmuş, ne küsüşme.
Simdi bu Halime Ninenin hesabına ve aklına ne ad verilir? Kadıncağız
matematik profesörü değildi. Yargıç, sihirbaz buyurucu filân da değildi. Ama
görgüsü, izanı, çaresizlikler içinde yoğrulmuşluğu vardı. Tecrübesi,
incitmeyen inceliği vardı. Halime Ninemiz hepsini harman edip kullandı,
çözümü anında buluverdi.
İste bu davranış, siyaset biliminin özüdür. Meseleyi
kırıp dökmeden halletmek. Kazandırmak, ama kaybetmemek. Üstelik bir de
teşekkür almak.
İnsanin aklına birden geliveriyor keşke Halime Ninelerden bolca olsa. İsler
öfkesiz çözülmez miydi? Zamanında ve hasarsız bitirilmez miydi?
