Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Ve gaybın son habercisi


Allah, kâinat ve insan konusunda son sözü, varlık ağacının çekirdeği,
kâinat kitabının ille-i gâiyesi ve Hakk'a davetin en gür sesi olan
Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) söylemiştir.


Gayb" ve "Gaybu'l-gayb"ın son habercisi O, eşya ve hâdiselerin
yanıltmayan yorumcusu O, insan ve Yaratıcı münasebetini hem de herhangi
bir iltibasa meydan vermeyecek şekilde ortaya koyan O ve böyle bir
münasebetin gereklerini açık-seçik belirleyen de O'dur. O, bir yönüyle
ilk ve Hakk'a en yakın, diğer yönüyle de son, fakat en emin bir kurbet
rehberidir.


Melekler O'nun muntazırı, nebiler müjdecisi, veliler de O'ndan ışık
alan O'nun meyveleridirler. Nübüvvet çerağı başta O'nunla
tutuşturulmuş, özündeki mânâ ve muhteva da en nurefşan şekliyle yine
O'nunla ortaya konmuştur. Evvelden evvel ilk nur O'nun nuru, son ışık
tufanı ise O'nun haricî âlemdeki zuhurudur. Bir başka zaviyeden O, âfak
ve enfüsün fihristi, varlığın özü, usâresi, yaratılış ağacının gaye
çerçevesinde en münevver meyvesi ve Yüce Yaratıcı adına bütün ins ü
cinnin de efendisidir.


O, özü ve konumu itibarıyla her zaman tavsif üstü, zatı açısından
nazîrsiz, ötelere ait derinlikleri zaviyesinden ferid-i kevn ü zaman,
elindeki mesajıyla da apaçık bir bürhandır. Şöhreti tâ Adem Nebi
öncesine dayanmakta; ziyası vücudundan evvel dillere destan; kudûmu ise
–ayağı başımızın tacı– bütün insanlığa bir ihsandır. Varlığı vücut
sadefinin en saf incisi, mesajı da mesajların en umumîsidir. İlmi bütün
ilimlerin zübdesi, irfanı, etrafında en dırahşan çehrelerin toplandığı
tertemiz bir kaynak, ufku da sonsuzu temâşâya koşan saf ruhların
rasathanesi mesabesindedir. Gözler O'nun her yana saçtığı nurlar
sayesinde gerçek çehresiyle eşyayı temâşâ etme fırsatını elde etmiş;
kulaklar O'nun söz zemzemesiyle söz cevherinden o güne kadar
işitilmemiş lâhûtî besteler dinlemiş; O'nun atmosferinde nice gizli
şeyler ayan olmuş ve bulanık düşünceler de durulup safvete ulaşmıştır.
O'nu gören ve O'nu dinleyenlerin ruhlarındaki paslar çözülmüş,
gözlerindeki buğular silinip gitmiş; başların en başından, sonların en
sonundan verdiği haberlerle beşer idrakini aşkın bütün meçhuller
aydınlanmış, belirsizlikler birer birer mânâ zeminine oturmuş ve
topyekün varlık yaratılış gayesi açısından okunup yorumlanan bir şiir
ve ebediyet edalı bir beste hâline gelmiştir.


Bütün ilimler O'nun bilgi deryasından sadece bir katre, umum hikmetler
de O'nun mârifet çağlayanından küçük bir damladır. O'nun hayatının
saniye ve saliselerine nispeten bütün zamanlar âdeta bir âşire; O'nun
maskat-ı re'si olması sırrıyla, kâinatlar yanında bir tırnak hükmündeki
şu yerküre de bütün varlığa denk bir cihandır. Taayyün ve kaderî
programda evvel O, nübüvvet davasında son sözün hatibi O, zahirin
hakiki şârihi O, esrâr-ı bâtının nâtıkı da O'dur. Ruhu-l'Kudüs'ten ilmî
ve aklî hakikatleri almaya müsait yaratılması, engin şuuru, üstün
idraki, melekût ötesine açık kalbi ve öteler ötesini temâşâya müstaid
sırrıyla O nübüvvet tahtının sultanı, ötelere açık nurânî bir âhize
gibi aldığı şeyleri ruhlara ve akıllara arızasız duyurması itibarıyla
da risalet âleminin en beliğ tercümanıdır.


O, hususi bir donanıma sahipti


O, zatına ait hususiyetleri mahfuz, nübüvvetinin gereği bize Cenâb-ı
Hakk'ı zât-sıfât-esmâsıyla bildirir, tanıttırır ve O'na karşı bizlerde
sorumluluk duygusu uyarır; bu yönüyle O, bilinmezleri bildiren, idrak
edilmezleri ruhlarımıza duyuran bir tarif edici ve bir muallim-i
ekberdir. Dinî hükümleri tebliğ, insanî değerleri talim ve ahlâkî
esasları temsil yanı itibarıyla da O, muvazzaf bir müşerri', bir kanun
vazıı ve hakikatler hakikatinin bir kavl-i şârihidir. Varlığın hem
zâhiri vardır hem de bâtını; zâhir, gözle görülür, duyu organlarıyla
hissedilir; akıl ve muhakemeyle de değerlendirilir. Bâtın ise ancak,
onu duyma donanımıyla yaratılmış kimselere Allah tarafından açılır ve
zâhirin ötesinde bir ses, bir soluk, bir renk ve bir desen olarak
kendini hissettirir. Nebiler işte bu sesi, bu soluğu, değişik dalga
boylarında bütün bir ömür boyu dinler ve hep ona göre tavır
belirlerler.


Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) hususî konumuna
göre hususî donanım açısından bu konuda mutlak bir fâikiyetin remzi ve
sesidir. O, Allah'ın duyurmasıyla duyulmazları duyar, görülmezleri
görür; yer yer ruhunun zaman ve mekân üstü bir mahiyet almasıyla
ruhanîlerin önüne geçer; Hakk'ın en mükerrem ibadı melekleri aşar ve
gidip tâ "Kab-ı kavseyni ev ednâ" ufkuna ulaşır. O'nun Hak katındaki
payesi kadar halk içinde de mütemâdî ve sarsılmaz bir itibarı vardır.
O, ömür boyu kıl kadar doğruluktan ayrılmamış; dost-düşman herkese
güven vadetmiş; Hak'tan aldığı mesajları lâhûtîliğindeki cazibesiyle
muhataplarına sunmuş; her zaman mâsumiyetiyle hatırlanmış,
masûniyetiyle bilinmiş; fizik ve metafizik âlemlere açık keskin fetanet
ve aydınlık ruhuyla tabiat ve mâverâ-i tabiatı hep doğru okumuş, doğru
yorumlamış; dolayısıyla da önyargılı olmayan bütün temiz vicdanların
hemen hepsi hiç tereddüt göstermeden O'na koşmuş; en mütemerrid
nefisler O'nun karşısında dize gelmiş, en müstesna dimağlar O'nun
mesajlarında aklın yaratılış gayesini okumuş ve O'na teslim
olmuşlardır.


O, emin bir iman abidesiydi

O, emin bir iman abidesiydi; dediklerini kılı kırk yararcasına yaşıyor,
tavırlarını hep ötelere göre ayarlıyor ve hayatını, Hakk'ı görüyor ve
O'nun tarafından görülüyor olma derinliğiyle yaşıyordu; herkesten daha
hassas davranıyor, her haliyle ciddî bir sorumluluk tavrı sergiliyor;
her zaman hüsn-ü akıbet peşinde koşuyor ve gözünü bir lâhza olsun
hedeften ayırmadan hep namzet olduğu noktaya doğru koşuyordu; koşuyor
ve herkese Allah'la arasındaki o derin münasebetten çizgi çizgi mânâlar
sunuyordu.


O'ydu varlığın mânâsını şerh ederek gerçek sahibine bağlayan; eşya ve
hâdiselerin özündeki hikmet ve maslahatları ortaya çıkaran; bize burada
yalnız olmadığımızı sık sık hatırlatan; görülüp gözetildiğimizi
ruhlarımıza duyurarak içlerimize inşirah salan; vahşetlerimizi izale
edip gönüllerimizi ünsiyetle şahlandıran ve bize, baba ocağı gibi bir
yerde bulunuyor olma duygularını yudumlatan. Eğer bugün bu sımsıcak
yuvada her şeyin yerli yerince dizayn edildiğini görüp hissediyorsak,
eğer kalplerimiz hakikat aşkıyla çarpıyorsa, eğer varlığı tahlil ve
tanıma adına bir şeyler yapıp ortaya koyabiliyorsak bu, dimağlarımızda
O'nun tutuşturduğu çerağdandır. Evet, insan, varlık ve topyekün
kâinatlar hakkında ne biliyorsak bütün bunlar O'nun, ruhlarımıza
duyurduğu icmâlin inkişâfından ibarettir.


O, dünü, bugünü ve yarını itibarıyla insanlığı yeniden inşa etmiştir,
ediyor ve edecektir. Kendi devrinde, tabiatlara sinmiş binlerce senelik
çarpık anlayışları, gayriinsanî davranışları, sû-i ahlâk ve mizaç
inhiraflarını bir hamlede, bir nefhada değiştirdiği gibi; tamamen
şirazeden çıkmış günümüzün yığınlarına da sözünü dinleterek er-geç
onları da zabturabt altına alıp mesajının gücünü göstereceğine
inancımız tamdır.


(*) Yeni Ümit Dergisi 2003 Ocak sayısındaki başyazıdan derlenmiştir..

 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Değerli paylaşımınız için teşekkürler.

Allah razı olsun..
 
Üst Alt