- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,072
- Aldığı Beğeniler
- 2
Vesvese ve amellerimiz
Bir bayan okuyucumuz: Vesvese nedir? Yaratılışımızın bir gere i midir? Bazen çok ince ve de meyen meselelerde çok vesveseleniyoruz. Bu evham ve vesveseler bazen ibâdetlerimize mal oluyor. Vesveseden kurtulmanın bir çaresi var mı? Yoksa hep vesvese ile mi yaşamak zorundayız? Vesveseden yararlanmak imkânı da var mıdır?
Vesvese, tabîatımızın ve yaratılışımızın bir parçasıdır. İrâdemiz dışı ve ansızın gelir; bazen bizi rahatsız eder, bazen uyandırır, îkaz eder. Bazen inanç ve itikat meselelerinde gelir o; ve içimize şüpheler atar. Bizi araştırmaya ve do ruları bulmaya sevk eder. Bazen namazın içinde, namazla ilgisi olmayan bir hatıranın tahriki şeklinde gelir; namazdaki huzurumuzu ve huşûumuzu bozar. Bazen yine namazla ilgili, namazda bir yerlerin eksik kaldı ı tarzında gelir; ve namazımızda bir eksikli in var oldu u zehâbına kapılırız. Bazen, abdest alırken gelir ve abdest âzâlarımızda kuru bir yer var oldu unu zannederiz ve uzuvlarımızı yıkadıkça yıkarız. Bazen temizlik üzerinde ifrata varan bir titizlik şeklinde gelir; ve üstümüzü-başımızı, oturup kalktı ımız yerleri durmadan inceler dururuz.
Misalleri arttırmak mümkün. Fakat bir konuda müsterih olalım ki, insan vesvesesiz olmaz; vesvese insansız olmaz. Çünkü melek de iliz! İmtihan dünyasındayız. Başımız şeytanla dertte.
Hem, bırakın vesveseli olalım; ancak bunun ifrâtı olmasın, tefriti de olmasın! Yani ne hastalık derecesinde aşırılık, ne de safdillik derecesinde vurdumduymazlık olmasın; ama normal vesvese olsun içimizde. Vesvese bir ölçüde iç dünyamızın, olaylara karşı müthiş bir sorgulama tekni idir. Kendimizi durmadan sorgulayalım. Bundan hiçbir şey kaybetmeyiz.
Başka bir ifâdeyle, vesvese, insano lunun dünya hayatındaki tatlı belâsıdır. Tatlı belâsıdır diyorum; zîrâ vesvese kamçısı olmadan ve bizi hep kamçılayıp durmadan ne yanlışlar yapabilece imizi bir düşünebiliyor muyuz? Bu kamçı olmalı! Ve bizi hep ikaz etmeli, uyanık bulundurmalı. Yoksa hayat akışımızda safdillik alır başını giderdi! Ve vesvesenin yapmadı ı tokatlamayı, bu defa hadiselerin gerçek yüzü yapardı.
Meselâ vesvesesiz olarak lavaboya girdi imizi düşünelim; yere veya sa a sola sıçrayan suların üstümüzü kirletebilece inden kuşku duymaz isek e er, emin olun, namaza yarayan üst-baş kalmaz üzerimizde; kirlenir. Sa a sola suyu sıçratmamaya özen göstermek, ve kirli yere gerek elbisemizin temasını önlemek, gerekse bizim temasımızı önlemek için içimizde bir miktar vesvesenin bulunması normal ve olumlu karşılanmalıdır. Bundan rahatsızlık duymamalıyız.
Şu halde, vesvesenin belli ölçülerde iç dünyamızda bulunması bir zarar de il; bir artı fonksiyonumuzdur. Bundan faydalanalım.
Ancak nasıl her duygumuzda, a) aşırı duyarlılık, b) duyarsızlık, c) normal duyarlılık olmak üzere üç mertebe var ise, vesvesede de üç mertebe vardır: Vesvesenin de ifratı, tefriti ve itidali vardır. Yani aşırı duyarlılık, duyarsızlık ve normal duyarlılık mertebeleri vardır.
Olmadık şeylerden kuşku duymak ve bunu bir hastalık haline getirmek vesvesenin ifrat, yani aşırı duyarlılık halidir. Bu haldeki aşırı vesveseye imkân ve fırsat tanımayalım; yüz vermeyelim. Vesvesenin aşırı olanı tam bir hastalıktır. Ancak bu hastalı ın tedavisi mümkündür. Hattâ bir bakıma tedavisi kendi elimizde, kendi performansımızın içindedir. Böyle ifrat derecedeki vesvesenin nasıl tedavi edilebilece ini Üstad Bedîüzzaman hazretleri Yirmi Birinci Sözde îzah eder. Bu derecedeki vesvese için Bedîüzzaman Hazretleri tek cümleyle der ki: Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür.1
Demek, ifrat derecedeki vesvesenin tedâvîsi kendi elimizde, kendi yaklaşımımızda gizlidir. Bu durumda, vesvese fazla rahatsız etti inde dînimizin temel ölçülerini yeterli görüp, vesvesemizi susturaca ız. Meselâ lavaboya girerken üzerimizi toplayıp, sözgelişi paçamızı, kollarımızı sıvayıp, sıçratmamaya özen göstererek suyu kullandı ımızda artık kalbimiz buna kanaat etmeli, bunu yeterli görmeli. Yeterli görmüyorsa, daha fazla titizlik istiyorsa, biz de buna kulak asmayalım, önemsemeyelim. Ehemmiyet vermeyelim ki, şişmesin. Büyütmeyelim ki, büyümesin.
Namaz kılarken de böyle. Namazın rekatleri konusunda bazen içimize şüpheler düşer, vesveseler girer. Tam selâm verece imiz esnâda içimizde bir şüphe: Dört rekat mi kıldım, üç rekat mi kıldım? Eyvah! Namazım fâsit mi oldu, sahih mi oldu? Oysa aslındageneldenamazımız tamdır. Bu durumda da, e er böyle vesveselerle çok sık karşılaşıyor isek; buna hiç itibar etmemeli, selâmı vermeli ve tam kıldı ımızı kabul ederek namazdan çıkmalıyız. Yani bu vesvesenin hastalık haline gelmesine izin vermemeliyiz. E er ilk defa veya çok nadir olarak böyle bir vesvese ile karşılaşmışsak, düşünürüz, karar veremezsek üç kıldı ımızı kabul ederekçünkü üçte kesinlik vardırkalkıp bir rekat daha kılar ve sehiv secdesi yaparız.
Vesvesenin tefrit hali, yani duyarsızlık hali, yani yok hali aklın tefrit mertebesi olan gabâvete2 yakın bir haldir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz, hiçbir şeyi sorgulamaz, her şeye hemen inanır. Bu derece halk deyimiyle bir nevi safdilliktir. Bu mertebede vesvese hiç yoktur. İnsan hiçbir hatâsını, hiçbir kusurunu görmez. Çünkü kendisini sorgulamaz. Vesvesenin bu yok hali de işe yaramaz.
Vesvesenin itidal, yani normal hali ise zararsızdır, hattâ aklımızın hikmete ve amelimizin sıhhate ulaşmasına vesîledir. Bu bakımdan ifrata varmayan ve galebe çalmayan vesvese Üstad Said Nursî Hazretlerinin ifâdesiyle, teyakkuza sebeptir, taharrîye daîdir, ciddiyete vesîledir; lâkaytlı ı atar, tehâvünü defeder.3 Yani, uyanık bulunmaya sebeptir, araştırmaya yönlendirir, ciddî bir duruş sergileyip hatâ yapmamaya vesîledir. Kişi vesvesenin normal haliyle lâkaytlı ını atar, vurdumduymazlı ı kovar. İbâdetlerinde daha bir huşû içine girer.
Fazla vesveseden Allaha sı ınmalı; eûzübillâhimineşşeytânirracîm demelidir. Mûtedil, yani normal vesveseyi ise korumalıdır.
Dipnotlar:
1- Bedîüzzaman, Sözler, s. 248
2- Bakınız: İşârâtül-İcâz, s. 29
3- Sözler, s. 252
Bir bayan okuyucumuz: Vesvese nedir? Yaratılışımızın bir gere i midir? Bazen çok ince ve de meyen meselelerde çok vesveseleniyoruz. Bu evham ve vesveseler bazen ibâdetlerimize mal oluyor. Vesveseden kurtulmanın bir çaresi var mı? Yoksa hep vesvese ile mi yaşamak zorundayız? Vesveseden yararlanmak imkânı da var mıdır?
Vesvese, tabîatımızın ve yaratılışımızın bir parçasıdır. İrâdemiz dışı ve ansızın gelir; bazen bizi rahatsız eder, bazen uyandırır, îkaz eder. Bazen inanç ve itikat meselelerinde gelir o; ve içimize şüpheler atar. Bizi araştırmaya ve do ruları bulmaya sevk eder. Bazen namazın içinde, namazla ilgisi olmayan bir hatıranın tahriki şeklinde gelir; namazdaki huzurumuzu ve huşûumuzu bozar. Bazen yine namazla ilgili, namazda bir yerlerin eksik kaldı ı tarzında gelir; ve namazımızda bir eksikli in var oldu u zehâbına kapılırız. Bazen, abdest alırken gelir ve abdest âzâlarımızda kuru bir yer var oldu unu zannederiz ve uzuvlarımızı yıkadıkça yıkarız. Bazen temizlik üzerinde ifrata varan bir titizlik şeklinde gelir; ve üstümüzü-başımızı, oturup kalktı ımız yerleri durmadan inceler dururuz.
Misalleri arttırmak mümkün. Fakat bir konuda müsterih olalım ki, insan vesvesesiz olmaz; vesvese insansız olmaz. Çünkü melek de iliz! İmtihan dünyasındayız. Başımız şeytanla dertte.
Hem, bırakın vesveseli olalım; ancak bunun ifrâtı olmasın, tefriti de olmasın! Yani ne hastalık derecesinde aşırılık, ne de safdillik derecesinde vurdumduymazlık olmasın; ama normal vesvese olsun içimizde. Vesvese bir ölçüde iç dünyamızın, olaylara karşı müthiş bir sorgulama tekni idir. Kendimizi durmadan sorgulayalım. Bundan hiçbir şey kaybetmeyiz.
Başka bir ifâdeyle, vesvese, insano lunun dünya hayatındaki tatlı belâsıdır. Tatlı belâsıdır diyorum; zîrâ vesvese kamçısı olmadan ve bizi hep kamçılayıp durmadan ne yanlışlar yapabilece imizi bir düşünebiliyor muyuz? Bu kamçı olmalı! Ve bizi hep ikaz etmeli, uyanık bulundurmalı. Yoksa hayat akışımızda safdillik alır başını giderdi! Ve vesvesenin yapmadı ı tokatlamayı, bu defa hadiselerin gerçek yüzü yapardı.
Meselâ vesvesesiz olarak lavaboya girdi imizi düşünelim; yere veya sa a sola sıçrayan suların üstümüzü kirletebilece inden kuşku duymaz isek e er, emin olun, namaza yarayan üst-baş kalmaz üzerimizde; kirlenir. Sa a sola suyu sıçratmamaya özen göstermek, ve kirli yere gerek elbisemizin temasını önlemek, gerekse bizim temasımızı önlemek için içimizde bir miktar vesvesenin bulunması normal ve olumlu karşılanmalıdır. Bundan rahatsızlık duymamalıyız.
Şu halde, vesvesenin belli ölçülerde iç dünyamızda bulunması bir zarar de il; bir artı fonksiyonumuzdur. Bundan faydalanalım.
Ancak nasıl her duygumuzda, a) aşırı duyarlılık, b) duyarsızlık, c) normal duyarlılık olmak üzere üç mertebe var ise, vesvesede de üç mertebe vardır: Vesvesenin de ifratı, tefriti ve itidali vardır. Yani aşırı duyarlılık, duyarsızlık ve normal duyarlılık mertebeleri vardır.
Olmadık şeylerden kuşku duymak ve bunu bir hastalık haline getirmek vesvesenin ifrat, yani aşırı duyarlılık halidir. Bu haldeki aşırı vesveseye imkân ve fırsat tanımayalım; yüz vermeyelim. Vesvesenin aşırı olanı tam bir hastalıktır. Ancak bu hastalı ın tedavisi mümkündür. Hattâ bir bakıma tedavisi kendi elimizde, kendi performansımızın içindedir. Böyle ifrat derecedeki vesvesenin nasıl tedavi edilebilece ini Üstad Bedîüzzaman hazretleri Yirmi Birinci Sözde îzah eder. Bu derecedeki vesvese için Bedîüzzaman Hazretleri tek cümleyle der ki: Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür.1
Demek, ifrat derecedeki vesvesenin tedâvîsi kendi elimizde, kendi yaklaşımımızda gizlidir. Bu durumda, vesvese fazla rahatsız etti inde dînimizin temel ölçülerini yeterli görüp, vesvesemizi susturaca ız. Meselâ lavaboya girerken üzerimizi toplayıp, sözgelişi paçamızı, kollarımızı sıvayıp, sıçratmamaya özen göstererek suyu kullandı ımızda artık kalbimiz buna kanaat etmeli, bunu yeterli görmeli. Yeterli görmüyorsa, daha fazla titizlik istiyorsa, biz de buna kulak asmayalım, önemsemeyelim. Ehemmiyet vermeyelim ki, şişmesin. Büyütmeyelim ki, büyümesin.
Namaz kılarken de böyle. Namazın rekatleri konusunda bazen içimize şüpheler düşer, vesveseler girer. Tam selâm verece imiz esnâda içimizde bir şüphe: Dört rekat mi kıldım, üç rekat mi kıldım? Eyvah! Namazım fâsit mi oldu, sahih mi oldu? Oysa aslındageneldenamazımız tamdır. Bu durumda da, e er böyle vesveselerle çok sık karşılaşıyor isek; buna hiç itibar etmemeli, selâmı vermeli ve tam kıldı ımızı kabul ederek namazdan çıkmalıyız. Yani bu vesvesenin hastalık haline gelmesine izin vermemeliyiz. E er ilk defa veya çok nadir olarak böyle bir vesvese ile karşılaşmışsak, düşünürüz, karar veremezsek üç kıldı ımızı kabul ederekçünkü üçte kesinlik vardırkalkıp bir rekat daha kılar ve sehiv secdesi yaparız.
Vesvesenin tefrit hali, yani duyarsızlık hali, yani yok hali aklın tefrit mertebesi olan gabâvete2 yakın bir haldir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz, hiçbir şeyi sorgulamaz, her şeye hemen inanır. Bu derece halk deyimiyle bir nevi safdilliktir. Bu mertebede vesvese hiç yoktur. İnsan hiçbir hatâsını, hiçbir kusurunu görmez. Çünkü kendisini sorgulamaz. Vesvesenin bu yok hali de işe yaramaz.
Vesvesenin itidal, yani normal hali ise zararsızdır, hattâ aklımızın hikmete ve amelimizin sıhhate ulaşmasına vesîledir. Bu bakımdan ifrata varmayan ve galebe çalmayan vesvese Üstad Said Nursî Hazretlerinin ifâdesiyle, teyakkuza sebeptir, taharrîye daîdir, ciddiyete vesîledir; lâkaytlı ı atar, tehâvünü defeder.3 Yani, uyanık bulunmaya sebeptir, araştırmaya yönlendirir, ciddî bir duruş sergileyip hatâ yapmamaya vesîledir. Kişi vesvesenin normal haliyle lâkaytlı ını atar, vurdumduymazlı ı kovar. İbâdetlerinde daha bir huşû içine girer.
Fazla vesveseden Allaha sı ınmalı; eûzübillâhimineşşeytânirracîm demelidir. Mûtedil, yani normal vesveseyi ise korumalıdır.
Dipnotlar:
1- Bedîüzzaman, Sözler, s. 248
2- Bakınız: İşârâtül-İcâz, s. 29
3- Sözler, s. 252